YKS tercih maratonu başladı. 29 Temmuz'da başlayan süreç, 10 Ağustos'ta sona erecek. Milyonlarca genç, belki de hayatlarının en önemli kararlarından birini vermeye hazırlanıyor. Çünkü tercih dönemi, sadece üniversite seçmekten ibaret değil; aynı zamanda nasıl bir yaşam sürmek istediğine, hangi mesleği yapmak istediğine ve geleceğini nasıl şekillendireceğine karar verme sürecidir. Ne yazık ki toplum olarak sınava gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. Oysa bir sınav sonucu ne bir insanın karakterini belirler ne de geleceğini tek başına şekillendirir. Sınav, yalnızca belirli bir dönemde verilen emeğin karşılığını gösterir. Buna rağmen öğrenciler sonuç günü yaklaşırken büyük bir kaygı yaşıyor. Aslında korkulan sınavın kendisi değil, sonrasında gelecek yorumlar, beklentiler ve baskılar oluyor. Tam da bu nedenle tercih sürecine duygularla değil, akıl ve araştırmayla yaklaşmak gerekiyor. Sonuçlar açıklandıktan sonra ilk yapılması gereken şey acele karar vermemek. Beklenen sıralama gelmemiş olabilir. Hayal edilen bölüm ulaşılamaz görünebilir. Ancak birkaç saatlik hayal kırıklığıyla verilen kararlar, yıllarca sürecek pişmanlıklara dönüşebilir. Bu yüzden tercih dönemi, sakin düşünmek ve seçenekleri doğru değerlendirmek için önemli bir fırsat olarak görülmeli. Tercih yaparken en sık yapılan hatalardan biri, yalnızca puanın yettiği bölümleri yazmak ya da çevrenin yönlendirmesiyle hareket etmektir. Oysa tercih listesinde bulunan her bölüm, “Buraya yerleşirsem gerçekten giderim” düşüncesiyle yazılmalıdır. Çünkü birçok adayın gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı bulunuyor. Yerleştiği programa kayıt yaptırmasa bile, bir sonraki yıl yeniden sınava girdiğinde ortaöğretim başarı puanında önemli bir kayıp yaşayabiliyor. Bu nedenle “Nasıl olsa gitmem” düşüncesiyle yapılan tercihler ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bir başka önemli hata ise tercih listesini gerçekçi hazırlayamamak. Elbette herkes hayalini kurduğu bölümleri ilk sıralara yazabilir. Ancak listenin tamamını ulaşılması güç tercihlerle doldurmak ya da aynı başarı aralığında tekrar eden tercihler yapmak büyük risk oluşturuyor. Tercih listesinin hem hayalleri hem de gerçekleri içermesi gerekiyor. Aksi halde binlerce aday, puanı yettiği halde yanlış liste hazırladığı için açıkta kalabiliyor. Son yıllarda üniversite kontenjanlarında yaşanan değişiklikler de tercih sürecini daha dikkatli yönetmeyi zorunlu kılıyor. Kontenjanların azalması, başarı sıralamalarının yükselmesine neden olabiliyor. Geçmiş yılların taban sıralamaları elbette önemli bir rehberdir; ancak hiçbir zaman kesin sonuç anlamına gelmez. Bu nedenle “Geçen yıl bu sıralamayla aldı, bana da kesin gelir” düşüncesi doğru bir yaklaşım değildir. Tercih yapılırken yalnızca bölüm adı ya da üniversitenin ismi yeterli değildir. Eğitim görülecek şehrin yaşam koşulları, barınma imkanları, yurt durumu, ulaşım olanakları, sosyal yaşam, staj imkanları, değişim programları ve mezuniyet sonrası kariyer fırsatları da mutlaka araştırılmalıdır. Çünkü tercih edilen üniversite, birkaç yıllık eğitim alınacak bir kurum olmanın ötesinde, öğrencinin yaşamının önemli bir parçası olacaktır. Bir diğer önemli konu ise tercih kılavuzunda yer alan özel koşullardır. Bazı bölümlerde hazırlık eğitimi, sağlık raporu, fiziksel yeterlilik ya da farklı şartlar bulunabiliyor. Bu ayrıntılar gözden kaçırıldığında, aday yerleştiği halde kayıt yaptıramayabiliyor. Sonrasında ise hem bir yıl kaybediliyor hem de puan kaybı yaşanabiliyor. Oysa birkaç dakikalık dikkatli bir inceleme, büyük mağduriyetlerin önüne geçebilir. Toplumda yıllardır “mutlaka dört yıllık üniversite okunmalı” anlayışı hakim. Oysa günümüz iş dünyası bu düşüncenin her zaman doğru olmadığını gösteriyor. Bazı ön lisans programlarından mezun olan gençler kısa sürede iş hayatına atılabilirken, bazı lisans mezunları uzun süre istihdam sorunu yaşayabiliyor. Bu nedenle tercih yapılırken diploma süresinden çok mesleğin geleceği, iş olanakları ve kişinin ilgi alanları dikkate alınmalıdır. Aslında tercih döneminin en önemli sorusu şudur: “Ben kimim ve ne yapmak istiyorum?” Bu soruya samimiyetle cevap veremeyen bir öğrencinin doğru tercih yapması da kolay değildir. Ailelerin beklentileri, arkadaş çevresinin yönlendirmeleri ya da toplumun meslek algısı yerine kişinin kendi yeteneklerini ve ilgilerini merkeze alması gerekiyor. Çünkü istemediği bir bölümü okuyan öğrencinin hem eğitim hayatı zorlaşıyor hem de meslek yaşamında mutsuz olma ihtimali artıyor. Bu noktada ailelere de önemli görevler düşüyor. Çocukların geleceklerini kendi hayalleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışmak yerine onların ilgi alanlarını keşfetmelerine yardımcı olmak gerekiyor. Gençler, anne babalarının yarım kalan hedeflerini tamamlamak için değil, kendi hayatlarını kurmak için eğitim alıyor. Başarı, baskıyla değil; destek, anlayış ve doğru yönlendirmeyle geliyor. Tercih yapacak adayların mümkünse üniversiteleri yerinde görmeleri, okumayı düşündükleri bölümlerde çalışan meslek mensuplarıyla görüşmeleri de büyük önem taşıyor. Bir mesleğin dışarıdan görünen yönü ile çalışma hayatındaki gerçekleri çoğu zaman birbirinden farklı olabiliyor. Karar vermeden önce o mesleği yaşayan insanlardan bilgi almak, tercih sürecini daha sağlıklı hale getirecektir. Üniversite yalnızca diploma alınan bir kurum değildir. Aynı zamanda bireyin kendini geliştirdiği, farklı düşünmeyi öğrendiği, sosyal çevre edindiği ve hayata hazırlandığı önemli bir yaşam alanıdır. Bu nedenle tercih yapılırken yalnızca üniversitenin adı değil, öğrenciye neler katacağı da sorgulanmalıdır. Unutulmaması gereken en önemli gerçek ise şudur: Hiçbir mesleğin tek başına bir geleceği yoktur. Geleceği belirleyen, o mesleği yapan insanın kendini ne kadar geliştirdiği, değişime ne kadar açık olduğu ve bilgiye ne kadar yatırım yaptığıdır. Diploma yalnızca bir başlangıçtır. Asıl başarı ise üniversiteden sonra da öğrenmeye devam edebilmektir. Tercih süreci 10 Ağustos'ta sona erecek. Bu süre içinde verilecek her karar, yalnızca bir üniversiteyi değil, gelecekte kurulacak hayatın yönünü de belirleyecek. Bu nedenle tercihler; aceleyle, baskıyla ya da kulaktan dolma bilgilerle değil, araştırarak, düşünerek ve bilinçli şekilde yapılmalıdır. Çünkü tercih listesine yazılan her satır aslında geleceğe atılan bir imzadır.