Anne ve babaların çocuklarını yetiştirirken en sık düştüğü hatalardan biri, onları başka çocuklarla kıyaslamaktır. "Komşunun çocuğu daha başarılı", "Kuzenin senin yaşındayken şunları başarmıştı", "Bak arkadaşın ne kadar uslu" gibi cümleler, belki iyi niyetle kuruluyor olabilir. Ancak bu sözlerin çocukların ruh dünyasında açtığı yaralar, çoğu zaman yıllar boyunca kapanmıyor. Her çocuk, kendine özgü bir dünyadır. Aynı yaşta olmaları, aynı şartlarda büyüdükleri anlamına gelmez. Aynı okulda okumaları, aynı başarıyı gösterecekleri anlamına da gelmez. Çünkü her bireyin karakteri, yeteneği, ilgi alanı, duygusal yapısı ve aile ortamı birbirinden farklıdır. Bu nedenle çocukları tek bir başarı ölçüsüne göre değerlendirmek, onların kişilik gelişimine zarar verir. Sürekli kıyaslanan bir çocuk zamanla kendisini yetersiz hissetmeye başlar. "Ben neden onun gibi olamıyorum?" sorusu, zamanla özgüven eksikliğine dönüşür. Kendini değersiz hisseden çocuk, ya içine kapanır ya da çevresine karşı öfke geliştirebilir. Daha da önemlisi, anne ve babasının sevgisini hak etmek için sürekli başkaları gibi olmaya çalışır. Oysa bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, olduğu gibi kabul edildiğini hissetmektir. Kıyaslama yalnızca akademik başarı konusunda yapılmaz. Fiziksel görünüş, sosyal ilişkiler, spor yeteneği, konuşma biçimi hatta davranışlar bile kıyas konusu olabiliyor. Bu durum, çocukların kendilerini sürekli başkalarının gölgesinde hissetmelerine neden olur. Oysa her çiçek aynı mevsimde açmaz. Kimi erken filizlenir, kimi geç büyür ama her biri kendi zamanında güzelliğini gösterir.

Anne ve babalar, çocuklarının eksik yönlerine odaklanmak yerine güçlü yönlerini keşfetmeye çalışmalıdır. Her çocuğun başarılı olduğu bir alan mutlaka vardır. Kimisi resimde, kimisi müzikte, kimisi sporda, kimisi ise insan ilişkilerinde yeteneklidir. Gerçek başarı, çocuğu başkalarına benzetmek değil; onun potansiyelini ortaya çıkarabilmektir. Toplum olarak da bu konuda daha duyarlı olmamız gerekiyor. Ne yazık ki aile büyükleri, akrabalar ve komşular da istemeden kıyaslama kültürünü besleyebiliyor. Bir çocuğa "Bak abin senden daha çalışkan" ya da "Komşunun kızı ne kadar başarılı" demek, yalnızca çocuk üzerinde baskı oluşturur. Oysa çocukların yarıştığı bir toplum değil, birbirini desteklediği bir toplum inşa etmek hepimizin sorumluluğudur. Unutmamak gerekir ki her çocuğun hikâyesi farklıdır. Aynı yaşta iki çocuk, farklı aile ortamlarında, farklı ekonomik koşullarda ve farklı duygusal deneyimlerle büyür. Bu nedenle her birey kendi ailesi, kendi imkânları ve kendi gelişim süreci içinde değerlendirilmelidir. Adalet, herkesten aynı sonucu beklemek değil; herkesi kendi şartları içinde değerlendirebilmektir. Çocuklarımızın geleceğini şekillendiren en önemli unsur, onlara kurduğumuz cümlelerdir. Bir cümle, bir çocuğun özgüvenini yükseltebilir; yine bir cümle, onun hayata bakışını olumsuz yönde değiştirebilir. Bu yüzden sözlerimizi seçerken daha dikkatli olmalı, eleştirmek yerine desteklemeyi, kıyaslamak yerine anlamayı tercih etmeliyiz.

Çocuklarımız bizden mükemmel olmamızı beklemiyor. Onlar sadece kendilerini anlayan, dinleyen ve oldukları gibi kabul eden anne ve babalara ihtiyaç duyuyor. Çünkü sevginin şartlara bağlanmadığı bir aile ortamında büyüyen çocuklar, hayata daha güçlü, daha mutlu ve daha özgüvenli adımlar atarlar. Belki de çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli mesaj şudur: "Sen, başkası gibi olmak zorunda değilsin. Sen, olduğun hâlinle değerlisin." İşte bu bilinçle yetişen nesiller, hem kendileriyle barışık olacak hem de başkalarını olduğu gibi kabul etmeyi öğreneceklerdir.