Son yıllarda dünyanın dört bir yanında artan orman yangınları, kuraklık, iklim değişikliği ve hava kirliliği bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Ormanlar sadece ağaç topluluğu değildir; onlar hayatın ta kendisidir. İnsanlık, yüzyıllardır ormanların sunduğu nimetlerle yaşamını sürdürüyor. Soluduğumuz oksijenin büyük bölümünü sağlayan, yağış düzenini koruyan, toprağı erozyondan kurtaran, binlerce canlıya yuva olan ormanlar, aslında dünyanın nefesidir. Bir ağacın gölgesinde serinleyen insan da dalına yuva yapan kuş da toprağın da yetişen bitki de aynı ekosistemin bir parçasıdır. Ne yazık ki teknolojinin gelişmesi, şehirleşmenin hızlanması ve insan ihtiyaçlarının artmasıyla birlikte ormanlar her geçen gün biraz daha yok oluyor. Bazen bilinçsizce yakılan bir ateş, bazen söndürülmeyen bir sigara izmariti, bazen de rant uğruna yapılan yanlış uygulamalar, yılların emeğini birkaç saat içinde kül edebiliyor. Oysa bir ormanın oluşması onlarca yıl alırken, yok olması yalnızca birkaç saat sürüyor. Bugün yaşadığımız aşırı sıcakların, düzensiz yağışların, sel felaketlerinin ve kuraklığın temel nedenlerinden biri de doğaya verdiğimiz zararlardır. Ormanlar azaldıkça hava sıcaklığı artıyor, su kaynakları azalıyor, toprak verimsizleşiyor ve doğal yaşam giderek yok oluyor. Bu nedenle ormanları korumak, aslında kendi geleceğimizi korumaktır. Ormanlar neden bu kadar önemli? Çünkü ormanlar havayı temizler, karbondioksiti tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltır. Yer altı sularını besler, selleri önler, toprağı korur ve sayısız canlıya yaşam alanı oluşturur. Aynı zamanda insanlar için dinlenme, spor ve huzur kaynağıdır. Şehir hayatının stresinden bunalan insanların ilk kaçış noktalarının ormanlık alanlar olması da tesadüf değildir. Çünkü insan, yaratılışı gereği doğaya yakındır. Yeşilin bulunduğu yerde huzur, temiz havanın olduğu yerde sağlık vardır. Ormanları Korumak İçin Ne Yapabiliriz? Ormanları korumak sadece devlet kurumlarının görevi değildir. Bu sorumluluk hepimize aittir. Piknik alanlarında ateş kurallarına uymak, ormanlık alanlara cam şişe ve yanıcı madde bırakmamak, sigara izmaritlerini gelişi güzel atmamak en temel görevlerimizdir. Orman yangını riski bulunan dönemlerde yasaklara uymak, şüpheli durumları vakit kaybetmeden yetkililere bildirmek de büyük önem taşır. Bunun yanında çocuklara küçük yaşlardan itibaren doğa sevgisi kazandırılmalı, okullarda çevre bilinci daha güçlü şekilde anlatılmalı ve her birey yılda en az bir fidan dikmeyi kendine görev edinmelidir. Unutmamak gerekir ki en güzel miras, beton binalar değil, yeşil bir dünyadır.  Bir Fidan, Bin Umut Ağaç dikmek yalnızca toprağa bir fidan bırakmak değildir. Geleceğe nefes bırakmaktır. Bugün dikilen bir fidanın gölgesinden belki onu diken kişi faydalanamayacaktır. Ama yıllar sonra o ağacın altında dinlenen insanlar, meyvesini yiyen çocuklar ve dallarında öten kuşlar olacaktır. İşte gerçek yatırım da budur. Bir ağaç; sabrın, emeğin ve geleceğe olan inancın simgesidir. Diğer yandan İslam dini, çevrenin korunmasına ve tabiatın yaşatılmasına büyük önem vermiştir. Yeryüzü insana emanet edilmiş, bu emaneti korumak da insanın sorumluluğu olarak görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çevreye zarar verilmesini hoş karşılamamış, ağaç dikmeyi ise sadaka olarak değerlendirmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir ekin eker de ondan insan, hayvan veya kuş yerse, bu onun için sadaka olur.” Başka bir hadis-i şerifte ise kıyametin kopacağını bilse bile elindeki fidanı dikmesi tavsiye edilmiştir. Bu mesaj, umut etmeyi, üretmeyi ve doğaya katkı sunmayı hiçbir şartta terk etmememiz gerektiğini göstermektedir. Kur'an-ı Kerim'de de yeryüzünde bozgunculuk yapılmaması emredilmiş, israf ve tahribat yasaklanmıştır. Bu nedenle çevreyi korumak sadece insani değil, aynı zamanda dini bir sorumluluktur. Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, banka hesapları ya da yüksek binalar değil; temiz hava, temiz su ve yeşil bir doğadır. Her kesilen ağacın yerine yenisini dikmek, ormanlarımızı bilinçsizce kullanmamak ve doğaya sahip çıkmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü ormanlar yalnızca bugünün değil, yarının da güvencesidir. Belki tek başımıza bir orman oluşturamayız ama bir fidan dikebiliriz. Belki bütün dünyayı değiştiremeyiz ama çevremizi güzelleştirebiliriz. Belki her yangını söndüremeyiz ama bir kıvılcımın yangına dönüşmesini engelleyebiliriz. Unutmayalım; bir ağacı korumak, aslında bir hayatı korumaktır. Yeşili yaşatan toplumlar geleceği de yaşatır. Çünkü orman varsa nefes vardır, nefes varsa hayat vardır.