Milyonlarca öğrencinin aylarca, hatta yıllarca hazırlandığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) geride kaldı. Sınav salonlarından çıkan gençlerin yüzlerinde farklı duygular vardı; kimisi umutlu, kimisi endişeli, kimisi ise uzun bir maratonun sona ermesinin verdiği rahatlığı yaşıyordu. Öncelikle sınava giren tüm öğrencilerimize geçmiş olsun. Şimdi sonuçları bekleme zamanı. Umarım herkes verdiği emeğin karşılığını alır ve hayal ettiği hedeflere bir adım daha yaklaşır. Ancak bu süreçte hem gençlerin hem de ailelerin unutmaması gereken çok önemli bir gerçek var: Hayat sadece bir sınavdan ibaret değildir. Elbette eğitim önemlidir. Elbette iyi bir üniversitede okumak, meslek sahibi olmak ve geleceğe daha güçlü adımlarla yürümek herkesin hakkıdır. Gençlerin kendilerini geliştirmeleri, bilgiyle donanmaları ve ülkeye faydalı bireyler olarak yetişmeleri büyük önem taşımaktadır. Ancak tüm hayatı tek bir sınava indirgemek, gençlerin omuzlarına kaldırabileceklerinden daha büyük yükler yüklemek anlamına gelir. Son yıllarda sınavlar, adeta gençlerin hayatını belirleyen tek ölçü gibi görülmeye başlandı. Oysa hayatın içinde başarıyı belirleyen çok farklı unsurlar vardır. Karakter, çalışma azmi, iletişim becerisi, üretkenlik, girişimcilik ve insan ilişkileri de en az diploma kadar değerlidir. Sınavı hayatın merkezine yerleştirmek yanlıştır. Bir taraftan hayatın doğal akışına eşlik etmek, gençlerin sosyal gelişimlerini desteklemek gerekirken diğer taraftan onların gelecek hedeflerine ulaşabilmeleri için gerekli eğitim süreçlerini de önemsemek gerekir. Asıl mesele dengeyi kurabilmektir. Sadece hayatı yaşamak da doğru değildir, sadece sınava odaklanarak yaşamak da. Gençlerin çocukluklarını, gençliklerini ve hayallerini ellerinden alan bir sistemin sağlıklı sonuçlar üretmesi mümkün değildir. Ne yazık ki bugün birçok öğrenci ve aileyi asıl kaygılandıran konu sınavın kendisinden çok sonrasıdır. Çünkü üniversiteyi kazanmak artık tek başına bir başarı garantisi olarak görülmemektedir. Gençler yıllarca emek veriyor, üniversite okuyor, mezun oluyor; ancak mezuniyet sonrasında işsizlik gerçeğiyle karşı karşıya kalabiliyor. İşte tam da bu noktada eğitim sisteminin yanı sıra istihdam ve atama politikalarının da yeniden ele alınması gerekiyor. Gençler haklı olarak şu soruyu soruyor: “Üniversite okuyacağım ama sonunda işsiz kalacaksam bütün bu yarışın anlamı nedir?” Bu soru görmezden gelinebilecek bir soru değildir. Eğer eğitim sistemi ile iş dünyasının ihtiyaçları arasında güçlü bir bağ kurulamazsa, gençlerin motivasyonunu korumak da zorlaşacaktır. Sadece diploma dağıtan değil, mezunlarını geleceğe hazırlayan bir sistem inşa edilmelidir. Bu nedenle yetkililerin eğitim planlamasını, meslek politikalarını ve kamu-özel sektör istihdam dengelerini yeniden gözden geçirmesi şarttır. Üniversite kontenjanlarından mezunların istihdamına kadar uzanan geniş bir perspektifle hareket edilmelidir. Gençlerin yıllarını verdikleri eğitim süreçlerinin sonunda karşılarına yalnızca işsizlik çıkıyorsa, burada bireysel değil sistemsel bir sorun vardır. Bugün sınav bitti. Sonuçlar açıklanacak, tercih dönemi başlayacak ve yeni bir süreç yaşanacak. Ancak unutulmaması gereken en önemli şey şudur: Bir sınav insanın değerini belirlemez. Başarı da başarısızlık da hayatın sadece bir parçasıdır. Gençler umutlarını kaybetmemeli, aileler çocuklarını puanlarıyla değerlendirmemelidir. Türkiye'nin en büyük zenginliği gençleridir. Onların hayallerini büyütmek, önlerini açmak ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek oluşturmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü mesele yalnızca sınav kazanmak değil, kazanılan hayatları anlamlı kılabilmektir.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar