Türkiye’de emeklilik artık bir “dinlenme” dönemi olmaktan çıktı; milyonlar için ay sonunu getirme mücadelesine dönüştü. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, bu ülkenin büyümesine katkı sunmuş insanların bugün en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelmesi, sadece ekonomik değil aynı zamanda ahlaki ve sosyal bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle “en düşük emekli maaşı 20 bin TL olmalı” talebi, popülist bir söylemden ziyade, günümüz Türkiye’sinin gerçekleriyle yüzleşme çağrısıdır.

Bugün bir emeklinin harcama kalemlerine baktığımızda tablo son derece net. Kira, gıda, elektrik, su, doğal gaz, ulaşım ve sağlık… Bunların hiçbiri lüks değil. Büyükşehirlerde ortalama bir kira bedeli zaten emekli maaşını aşmış durumda. Kira ödemeyen emekliler için bile faturalar ve mutfak masrafı maaşın önemli bir kısmını götürüyor. Et, süt, peynir gibi temel protein kaynakları neredeyse “özel gün” yiyeceğine dönüşmüş durumda. Hal böyleyken, mevcut en düşük emekli maaşıyla “insanca yaşamdan” söz etmek mümkün mü?

Emeklilik, sosyal devletin en somut göstergelerinden biridir. Anayasa’da tanımlanan sosyal devlet ilkesi, vatandaşına yalnızca çalışırken değil, çalışamaz hale geldiğinde de insan onuruna yakışır bir yaşam sunmayı gerektirir. Emekli maaşı bir “sadaka” ya da “destek” değildir; yıllar boyunca ödenmiş primlerin, dökülmüş alın terinin karşılığıdır. Bu açıdan bakıldığında, emekliye verilen maaş bir lütuf değil, bir haktır. Hakkın da asgari değil, insani düzeyde olması gerekir.

“20 bin TL çok mu?” sorusunu sormadan önce şu soruyu sormak gerekir: 20 bin TL bugün neye yetiyor? Açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasındaki fark her geçen gün açılırken, 20 bin TL’lik bir maaş emekliyi zengin etmez; ancak nefes almasını sağlar. Torununa harçlık verebilen, pazara çıkarken etiketleri ezberlemek zorunda kalmayan, sağlık masrafını düşünürken uykusu kaçmayan bir emekli profili, bu ülke için bir utanç değil, bir kazanımdır.

Elbette bu talebe karşı hemen “bütçe yükü” itirazı yükseliyor. Evet, emekli maaşlarını artırmanın bir maliyeti vardır. Ancak meseleye sadece gider kalemi olarak bakmak eksik ve yanlıştır. Emekliye verilen her ek lira, büyük ölçüde piyasaya geri döner. Emekli parasını yastık altına koymaz; bakkala, pazara, eczaneye harcar. Bu da iç talebi canlandırır, küçük esnafı ayakta tutar, dolaylı olarak vergi gelirlerini artırır. Yani emekliye yapılan harcama, ekonomide çarpan etkisi yaratan bir yatırımdır.

Ayrıca kaynak meselesi bir “tercih” meselesidir. Bir ülkede kimlerin fedakârlık yapacağına siyaset karar verir. İsraf kalemleri, kamu harcamalarındaki savurganlık, vergi adaletsizliği ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmeden sürekli olarak “emekliye para yok” demek, toplumsal vicdanı yaralar. Eğer bir ülkede lüks makam araçları, gösterişli projeler ve imtiyazlı kesimler varsa, ama emekliler geçinemiyorsa, burada bir öncelik sorunu var demektir.

Bir diğer önemli nokta da adalet duygusudur. Bugün aynı marketten alışveriş yapan, aynı faturaları ödeyen iki emekliden biri biraz daha yüksek maaş alırken diğeri açlık sınırının altında yaşıyorsa, bu durum sosyal barışı zedeler. En düşük emekli maaşının 20 bin TL’ye çıkarılması, tüm sorunları çözmez belki ama en azından “kimse açlığa mahkûm edilmesin” ortak paydasını güçlendirir.

Unutmamak gerekir ki emekliler sadece “geçmişin çalışanları” değil, bugünün de aktif yurttaşlarıdır. Çocuklarına, torunlarına destek olan, mahallede denge unsuru olan, sandıkta söz söyleyen milyonlarca insandan bahsediyoruz. Emekliyi yoksullaştırmak, toplumun köklerini zayıflatmaktır. Çünkü bugün emekliye reva görülen hayat, yarının çalışanlarına da “seni de bu bekliyor” mesajı verir.

Sonuç olarak, en düşük emekli maaşının 20 bin TL olması bir lüks talep değil, gecikmiş bir zorunluluktur. Bu mesele sadece rakamlarla değil, vicdanla, adaletle ve sosyal devlet anlayışıyla ilgilidir. Bir ülkenin gelişmişliği gökdelenleriyle değil, emeklisine sunduğu hayatla ölçülür. Emeklilerin geçinemediği bir ülkede, kimse kendini güvende hissedemez. Bu yüzden 20 bin TL tartışması, “verelim mi vermeyelim mi” değil, “nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz” sorusunun ta kendisidir.