Zaman... Hepimizin sahip olduğu ama kimsenin biriktiremediği, geri getiremediği ve er ya da geç kaybedeceği en kıymetli sermaye. Ne biriktirilebilir ne de yeniden kazanılabilir. Bugünün dünü olmayacak, dün de yarına asla karışamayacak. En değerli şeyin para, mal ya da makam olmadığını anlamak için çoğu zaman elimizdeki zamanın tükenmesini bekliyoruz. Oysa insanın hayatı, zamana verdiği anlam kadardır.

Dikkat ederseniz artık herkesin dilinde aynı cümle var: “Zaman çok hızlı geçiyor.” Gerçekten de öyle. Sabah oluyor, göz açıp kapayana kadar akşam. Pazartesi başlıyor, derken bir bakmışız Cuma. Aylar, mevsimler birbirine karışıyor. Daha dün gibi hatırladığımız anılar, aslında yıllar öncesine ait. Çocukluğumuz, gençliğimiz sanki bir rüyaydı da uyandık sandığımızda her şey çoktan değişmişti. Teknoloji gelişti, hayat hızlandı, insanlar aceleci oldu. Ama ne gariptir ki bu kadar hızın içinde kaybolan şeyin, en yavaş ve en derin şey olduğunu fark edemedik: hayatın kendisi.

 

Zamanın değerini en çok fark edenler, onu kaybetmeye başlayanlardır. Yaşlandıkça, ömür azaldıkça, insan her dakikanın kıymetini daha çok anlıyor. Çünkü geçmişte harcanan zamanın geri alınamayacağını, yapılan hataların düzeltilemeyeceğini, sarf edilmeyen sözlerin bir daha söylenemeyeceğini çok acı şekilde öğreniyoruz. “Keşke” dememek için, “iyi ki” diyebilmek için, zamanın kıymetini vakitlice bilmek gerekir.

 

Peki, zaman nasıl değerlendirilir? Herkesin cevabı farklıdır elbette. Kimi zamanı çalışmakla, üretmekle, hayallerinin peşinden koşmakla değerlendirmek ister. Kimi sevdikleriyle birlikte bir çay içmenin bile bir ömre bedel olduğunu düşünür. Kimileri için zaman, sadece kendine kalmak, iç sesini dinlemek ve hayata anlam katmaktır. Ancak ortak bir gerçek vardır ki; zaman boşa harcanmamalı, dolu dolu yaşanmalıdır.

 

Günümüzü nasıl geçirdiğimiz, aslında geleceğimizin nasıl şekilleneceğini belirler. Sabahları güne nasıl başladığımız, akşamları nasıl kapattığımız, gün içinde yaptığımız seçimler, kurduğumuz ilişkiler, harcadığımız dakikalar, hepsi bir bütün olarak hayatımızı oluşturuyor. Telefon ekranında, sosyal medya akışında, boş sohbetlerde, ertelenen planlarda kaybolan zaman; aslında bize ait olan, bir daha asla geri gelmeyecek zaman dilimlerinden oluşuyor.

 

Zamanı iyi değerlendirmek sadece büyük işler başarmak değildir. Bazen bir kitap okumak, bir çocuğun başını okşamak, bir dostla kahve içmek, anne-babayı aramak da zamanın en güzel şekilde kullanılmasıdır. Zamanı iyi değerlendirmek; pişman olmamak, geriye dönüp baktığında “keşke daha fazla yaşasaydım” dememektir.

 

Bir gün herkes zamanı anlayacak. Ama çoğu zaman bu, çok geç olduğunda olacak. Oysa hayat, “sonra” demeye gelmeyecek kadar kısa. Bugün yapmak istediğiniz bir şey varsa, beklemeyin. Aramak istediğiniz biri varsa, arayın. Başlamak istediğiniz bir iş, yazmak istediğiniz bir şiir, görmek istediğiniz bir yer varsa, ertelemeyin. Çünkü yarının garantisi yok. Zaman hızlı geçiyor ve biz, bu hızla birlikte yaşlanıyoruz.

 

Unutmayalım, saat sadece zamanı değil, ömrü de sayıyor. Akrep ve yelkovan dönerken, bizler de ömrümüzden bir parça daha geride bırakıyoruz. Hayat, sadece nefes almak değildir. Hayat, zamanın içini anlamla doldurmaktır.

 

Zamanın kıymetini bilmek; farkında olarak yaşamak, şükretmek, sevmek, üretmek ve yaşadığını hissetmektir. Gerisi sadece takvim yapraklarıdır...