Her 29 Ekim sabahı, gökyüzü daha bir aydınlık doğar bu topraklara. Her evin camında bir bayrak, her çocuğun elinde bir umut vardır. Çünkü 29 Ekim sadece bir tarih değil; bir milletin küllerinden doğuşunun, esarete boyun eğmeyişinin ve kendi kaderini eline alışının adıdır.

Cumhuriyet, bu toprakların en büyük devrimidir. Çünkü o gün, bir imparatorluğun yıkıntıları arasından bir millet yeniden ayağa kalkmıştır. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, yalnızca bir anayasa maddesi değil, bir ulusun var olma iradesinin simgesidir. Yüzyıllardır “tebaa” olarak anılan halk, ilk kez “yurttaş” kimliğine kavuşmuştur. İşte bu nedenle Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir kimlik, bir duruş, bir onur meselesidir.

Cumhuriyetimizin 102. yılını kutlarken, bir yandan da o büyük yürüyüşün anlamını yeniden hatırlamak gerekiyor. Çünkü Cumhuriyet, sadece geçmişin bir hatırası değil, geleceğin en güçlü teminatıdır. Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet, çağdaş dünyanın kapılarını bu millete aralamış, eğitimden bilime, hukuktan sanata kadar her alanda bir aydınlanma devrimi başlatmıştır.

Elbette bu kolay olmadı. Lozan’ın mürekkebi kurumadan savaş yorgunu bir millet, kendi geleceğini yeniden inşa etmeye girişti. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı; köy enstitüleriyle, harf devrimiyle, laik hukuk düzeniyle toplumsal eşitliğin temelleri atıldı. Bir milletin kaderi, birkaç kişinin değil, milyonların eline geçti.

Cumhuriyetin en büyük kazanımı belki de budur: halkın söz hakkı. Ancak bugün, aradan geçen yüz yılı aşkın sürede, bu kazanımı korumanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha görüyoruz. Sandıktan çıkan iradenin yok sayıldığı, hukukun tartışıldığı, adalet terazisinin eğildiği dönemlerde, Cumhuriyetin ruhuna sahip çıkmak her zamankinden daha büyük bir sorumluluk haline geliyor.

Cumhuriyet, yalnızca geçmişi anmakla yaşatılmaz. Onu yaşatmanın yolu, düşüncede, bilimde, sanatta ve toplumsal dayanışmada çağdaşlaşmayı sürdürmektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet, bizlere bir miras değil, bir emanet bırakmıştır. O emaneti taşımak, her yurttaşın görevidir. Çünkü Cumhuriyet, bir kişinin değil, 85 milyonun ortak hikayesidir.

Bugün çocuklarımız, o hikayenin devamını yazıyor. Gençlerimizin gözündeki ışık, kadınlarımızın kararlılığı, emekçilerin alın teri, öğretmenlerin fedakârlığı... Hepsi Cumhuriyetin damarlarında dolaşan canlı birer kan gibi. Çünkü Cumhuriyet, bir bayrak gibi elden ele, kuşaktan kuşağa taşınmak içindir.

Cumhuriyetin 102. yılında bir kez daha haykırıyoruz: Bu ülkenin kaderi hiçbir zaman bir kişinin iki dudağı arasında olmayacak. Çünkü Cumhuriyet, halkın iradesidir. Özgür düşüncenin, eşit yurttaşlığın, adaletin ve insan onurunun ta kendisidir.

Atatürk’ün o unutulmaz sözüyle bitirelim:

“Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz.”

Ne mutlu Cumhuriyetle büyüyenlere,

Ne mutlu Cumhuriyetle var olanlara,

Ve elbette… Ne mutlu Türküm diyene!