Bina dikiyoruz, yollar yapıyoruz, projeler üretiyoruz, rakamlar konuşuyor, istatistikler açıklanıyor, başarı tablolarla ölçülüyor. Ama en temel soruyu sormayı hep ihmal ediyoruz, nasıl insanlar yetiştiriyoruz demiyoruz. Halbuki bir toplumun gerçek aynası, inşa ettiği yapılar değil, yetiştirdiği insanlardır.

İnsan yetiştirmek, bilgi aktarmaktan çok daha fazlasıdır. Diploma vermekle, ezberletmekle, sınav kazandırmakla tamamlanan bir süreç değildir. İnsan yetiştirmek; karakter inşa etmektir. Sorumluluk duygusu olan, vicdan taşıyan, başkasının varlığına saygı duyan bireyler yetiştirebilmektir. Ama biz uzun zamandır karakteri değil, performansı ölçüyoruz her alanda ne yazık ki.

Eğitim sistemleri başarıyı puanlarla tanımlıyor. Çocuklar daha küçük yaşlarda yarışın içine çekiliyor. Daha hızlı olan, daha çok doğru yapan, daha çok kazanan iyi sayılıyor. Kaybetmeyi bilen, beklemeyi öğrenen, başkasının hakkını gözeten çocuklar ise bu sistemde çoğu zaman görünmez oluyor hatta ne kötüdür ki zorbalananlar hep onlar oluyor. Oysa hayatta en çok ihtiyaç duyulan şeyler, sınavlarda sorulmayanlar.

AİLE, İNSAN YETİŞTİRMENİN İLK VE EN ÖNEMLİ DURAĞI

Aile, insan yetiştirmenin ilk ve en önemli durağı. Ama aileler de yorgun, kaygılı ve çoğu zaman yönsüz. Çocuklarına vakit ayırmak yerine onları ekranlarla oyalıyoruz. Susması için tablet, meşgul olması için telefon veriyoruz. Sonra da dinlemeyen, tahammülsüz, yalnız bireylerden şikâyet ediyoruz. Oysa çocuk, söylenenlerden çok görüleni öğrenir. Ne yaşanıyorsa onu normal kabul eder ve hayatına aksettirir.

Toplum olarak çelişkilerle büyütüyoruz çocukları. Dürüst ol diyoruz ama küçük bir çıkar için yalanı meşrulaştırıyoruz. Saygılı ol diyoruz ama en küçük anlaşmazlıkta hakaret ediyoruz. Adaletli ol diyoruz ama torpili olağan sayıyoruz. Çocuklar bu tutarsızlıkları görüyor ve öğreniyor. İnsan yetiştirmek, sözle değil, tutarlılıkla mümkündür.

İnsan yetiştirebilmek sabır ve emek ister ama teknoloji ve hız çağında bu en zor olan şeylerden biri. Hemen sonuç almak istiyoruz. Çocuk hemen uslu olsun, hemen başarılı olsun, insan hemen değişsin… Oysa insan dediğimiz varlık zamanla şekillenir. Hatalarla, denemelerle, düşüp kalkmalarla büyür. Sabır göstermediğimiz her çocuk, aslında yarım bırakılmış bir emektir.

İNSAN YETİŞTİRMEK, KOLEKTİF BİR SORUMLULUKTUR

Unuttuğumuz bir gerçek var: İnsan yetiştirmek sadece ailelerin ya da öğretmenlerin işi değildir. Sokak, medya, siyaset dili, iş ahlakı hepsi ama hepsi birer öğretmendir. Televizyonda izlenen bir program, sosyal medyada maruz kalınan bir dil, toplumsal öfke hali; hepsi çocukların ve gençlerin zihnine kazınır. Bu yüzden insan yetiştirmek, kolektif bir sorumluluktur.

Bugün en çok neyi eksik görüyoruz diye sorarsanız empati derim, merhamet derim, sorumluluk derim. Bunlar kendiliğinden oluşmaz. Bilinçli bir çaba ister. İnsanı sadece başarılı değil, iyi olmaya yönlendiren bir anlayış ister. Çünkü iyi insan olmadan, iyi bir toplum da olmaz.

İYİ İNSANLAR YETİŞTİREMEZSEK İYİ BİR GELECEKTEN DE SÖZ EDEMEYİZ

Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor, insan yetiştirmek, en uzun vadeli yatırımdır ve en geç sonuç veren iştir ama getirisi en kalıcı olandır. Bugün attığımız en küçük bir doğru adım, yarın bir insanın vicdanı olabilir ve belki de asıl mesele daha iyi bir gelecek istiyorsak, önce daha iyi insanlar yetiştirmeyi ciddiye almak zorundayız.

Son olarak, ne tek başına güçlü aile yeterlidir ne de kusursuz bir eğitim sistemi. Asıl ihtiyaç olan şey, aynı değerler etrafında buluşabilen bir iradedir. Çünkü iyi insanlar yetiştiremezsek, ne iyi bir eğitimden ne de sağlam bir gelecekten söz edebiliriz.