Hayatta bazı insanlar vardır ki onların kıymetini, çoğu zaman eksildiklerinde anlarız. Anne ve baba da böyledir. Çocukken varlıklarını doğal kabul ederiz; sofranın hazır olmasını, kapının her zaman açık olmasını, hasta olduğumuzda başımızda bekleyen birini, başarısız olduğumuzda omzumuza dokunan eli. Oysa bunların hiçbiri kendiliğinden olmaz. Her biri yılların emeği, fedakârlığı ve karşılıksız sevgisinin eseridir. İnsan büyüdükçe özgürleştiğini düşünür. Kendi kararlarını verir, kendi hayatını kurar. Ancak çoğu zaman bu yolculukta en büyük hatayı, kendisini bugünlere getiren insanları geride bırakarak yapar. Oysa anne ve baba, çocuk kaç yaşına gelirse gelsin onu ilk günkü heyecanla beklemeye devam eder. Onların gözünde 50 yaşındaki evlat da, ilk adımlarını atan çocuktan farklı değildir. Günümüzde herkes zamansızlıktan şikâyet ediyor. İş yoğunluğu, trafik, toplantılar, telefonlar, sosyal medya... Gün bitiyor ama çoğumuz anne babamızı arayacak 5 dakikayı bile bulamıyoruz. İlginçtir ki saatlerce ekrana bakabiliyor, kilometrelerce yol gidip farklı insanlarla vakit geçirebiliyoruz. Ama en yakınımızdakilere ayıracak zamanı çoğu zaman erteliyoruz. Hayatın garip bir dengesi var. Çocukken elimizden tutan anne ve babamız, yıllar sonra yaşlandıklarında bu kez bizim elimize ihtiyaç duyuyor. Güçlü omuzlar zamanla yoruluyor, hızlı adımlar yavaşlıyor, keskin hafıza yerini unutkanlığa bırakıyor. İşte tam o zaman, çocukluğumuzun borcunu ödeme zamanı geliyor. Saygı denildiğinde çoğu kişinin aklına sadece büyüklerin yanında sesini yükseltmemek gelir. Oysa gerçek saygı, onların kalbini incitmemektir. Bir söz söylemeden önce iki kez düşünmektir. Yoğun olsan bile "Nasılsın?" diye sormaktır. Bayramdan bayrama değil, sıradan bir salı günü de kapısını çalmaktır. Çünkü anne ve babanın beklediği şey pahalı hediyeler değildir; evladının ilgisi, sesi ve varlığıdır. Ne acıdır ki bugün birçok insan, anne ya da babasını kaybettikten sonra "Keşke biraz daha fazla vakit geçirseydim" cümlesini kuruyor. Hayatın en ağır pişmanlıklarından biri de budur. Çünkü zaman, geriye doğru işlemiyor. Söylenmeyen güzel sözler, edilmeyen teşekkürler ve ertelenen ziyaretler, insanın vicdanında yıllarca yankılanıyor. Aslında anne ve babaya gösterilen saygı sadece bir aile meselesi değildir. Bu, toplumun karakterini belirleyen en önemli değerlerden biridir. Büyüklerine değer veren toplumlar, geçmişini de geleceğini de koruyabilir. Çünkü aile bağları zayıfladığında sadece bir ev değil, toplumun temeli de sarsılır. Elbette hiçbir anne baba kusursuz değildir. Onların da hataları olabilir. Bazen anlaşmazlıklar yaşanabilir, kırgınlıklar oluşabilir. Ancak hayat, öfkeyi yıllarca taşımak için fazla kısadır. Bir telefon konuşmasıyla çözülebilecek meseleleri sessizliğe teslim etmek, en çok insanın kendisini yorar. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras da bu davranışlarımız olacaktır. Bize nasıl davrandıklarını değil, bizim büyüklerimize nasıl davrandığımızı izleyerek büyüyorlar. Anneannesine, dedesine, kendi anne ve babasına gösterdiğimiz saygı, onların gelecekte kuracağı hayatın da aynası olacaktır. Belki bugün eve döner dönmez annenizin elini öpmek, babanızla bir bardak çay içmek ya da uzaktalarsa sadece "Sizi özledim" demek için doğru gündür. Çünkü sevgi ertelenmeyi sevmez. Saygı da özel günlerde hatırlanacak bir nezaket değil, ömür boyu taşınması gereken bir vefa duygusudur. Hayat bize birçok kapı açar. Makamlar değişir, servet artar ya da azalır, insanlar gelir gider. Ama insanın arkasında dua eden bir anne ile sessizce gururlanan bir babanın yerini hiçbir başarı dolduramaz. İşte bu yüzden anne ve babaya saygı göstermek, aslında kendi insanlığımıza sahip çıkmaktır.