Malatya’yı anlatmanın en kısa yolu belki de şudur: Kapısı açık bir şehir. Bu kapıdan giren herkes, ister yoldan geçen bir yolcu olsun ister yıllardır görüşülmeyen bir dost, aynı samimiyetle karşılanır. Malatyalı misafir sever; bunu bir slogan gibi değil, hayatın doğal bir parçası olarak yaşar. Çünkü bu topraklarda misafir, bereketin ve muhabbetin adıdır.

Anadolu’nun pek çok yerinde misafir ağırlamak bir gelenektir; Malatya’da ise bu gelenek, karaktere dönüşmüştür. “Bir çayımız var” diye başlayan cümleler, çoğu zaman sofraya kadar uzanır. Sofra kuruldu mu, eksik olmaz: Kayısıdan çökeleğe, tandırdan kömbeye kadar ne varsa paylaşılır. Malatyalı, misafirine ikram edemediği şeyden değil, ikram edemediği muhabbetten utanır.

Bu şehrin misafirperverliği yalnızca evlerde değil, sokakta da kendini gösterir. Yol soran birine tarif vermekle yetinmeyip, “Gel, birlikte gidelim” diyen insanların şehridir burası. Otogarda, çarşıda, mahalle arasında; tanımadığın biriyle iki cümle sonra sanki yıllardır tanışıyormuş gibi konuşabilirsin. Çünkü Malatyalı için tanışıklık bir merhabayla başlar.

Depremler, yıkımlar, zor zamanlar… Malatya son yıllarda çok şey yaşadı. Evler yıkıldı, mahalleler dağıldı, düzenler bozuldu. Ama bir şey değişmedi: Misafirperverlik. En zor günlerde bile kapısını açan, ekmeğini bölen, evinde yer yoksa gönlünde yer açan bir şehir oldu Malatya. Bu, sadece gelenek değil; bir duruştu.

Misafirlik Malatya’da karşılıklıdır. Bugün sen misafir edersin, yarın misafir olursun. Kimse bunu bir borç defteri gibi tutmaz; gönül defteri vardır burada. O defterde isimler değil, hatıralar yazılıdır. Bir tas çorba, bir sıcak çay, bir samimi gülümseme… Hepsi o defterin sayfalarında yerini alır.

Elbette her şehir gibi Malatya da değişiyor. Apartmanlar çoğaldı, kapılar eskisi kadar açık değil. Ama kapıların kapanması, gönüllerin kapandığı anlamına gelmiyor. Hâlâ bir misafir geldiğinde en iyi yer ona ayrılır; hâlâ çocuklara “misafirin yanında uslu dur” denir; hâlâ uğurlarken “Yolun açık olsun, yine gel” diye dua edilir.

Malatyalı misafir severliğini gösteriş için yapmaz. Sosyal medyada paylaşmak için sofra kurmaz; sofrayı paylaşmak için kurar. Bu yüzden samimidir, bu yüzden içtendir. Şehrin yaşlıları bu geleneğin en güçlü taşıyıcılarıdır. Onlar, misafiri baş köşeye oturtur, önce onun karnını doyurur, sonra halini hatırını sorar. Gençler de bu kültürle büyür; görerek, yaşayarak öğrenir.

Bugün Malatya’yı anlatırken sadece binalardan, caddelerden, projelerden söz edemeyiz. Malatya’yı Malatya yapan şey, insanının kalbidir. O kalp, misafir geldiğinde biraz daha genişler. Çünkü Malatyalı bilir ki paylaşılan ekmek azalmaz, paylaşılan muhabbet eksilmez.

Şehirler, insanlarıyla anılır. Kimi şehir soğuğuyla, kimi kalabalığıyla bilinir. Malatya ise misafirperverliğiyle anılmayı hak eder. Bu bir övünç değil, bir sorumluluktur. Bu kültürü yaşatmak, çocuklarımıza aktarmak, zor zamanlarda bile unutmamak gerekir.

Bugün Malatya’ya yolu düşen herkes şunu hisseder: Burada yabancı değilsin. Bir selam yeter, bir çay yeter, bir “Hoş geldin” yeter. Çünkü Malatyalı misafir sever; dün olduğu gibi bugün de, yarın da.

Belki de bu yüzden, Malatya’dan ayrılan herkesin aklında aynı cümle kalır: “İyi insanlar şehri.”