Ramazan geldiğinde şehirlerin ritmi değişir. Sokaklar iftara doğru sessizleşir, sofralar biraz daha kalabalıklaşır, insanlar biraz daha içe döner. Fakat her yıl aynı soruyu kendimize sormadan geçiyoruz: Oruç gerçekten sadece aç kalmak mıdır?
Bir gün boyunca su içmemek, yemek yememek elbette işin görünen tarafıdır. Ama oruç bundan ibaret olsaydı, açlık çeken herkes otomatik olarak ibadet etmiş sayılırdı. Oysa oruç, insanın sadece midesini değil; dilini, gözünü, kalbini ve niyetini de terbiye etme yolculuğudur.
AÇLIK BİR ARAÇTIR, AMAÇ DEĞİL
Aç kalmak, insanın nefsini terbiye etmesi için bir araçtır. Gün içinde en basit ihtiyacını bile erteleyebilen insan, aslında iradesini güçlendirir. Bir bardak suya uzanmamak; öfkeye, dedikoduya, kırıcı sözlere de uzanmamayı öğretmelidir.
Oruçlu bir insanın dili daha dikkatli olmalıdır. Çünkü mide açken söylenen bir söz daha keskin, daha kırıcı olabilir. Oysa oruç; sabrı, sükûneti ve merhameti öğretir. Eğer gün boyu aç kalıp akşamında öfke saçıyorsak, birilerini incitiyorsak, kalp kırıyorsak; o gün sadece mide aç kalmıştır.
GÖZÜN DE ORUCU VARDIR
Oruç yalnızca yeme içmeden uzak durmak değildir; harama bakmaktan, başkasının ayıbını aramaktan, kötülüğü normalleştirmekten de uzak durmaktır. Gözün gördüğü, kalbe iner. Kalbin beslendiği şey ise insanın karakterini oluşturur.
Bugün belki en zor oruç, gözün ve dilin orucudur. Sosyal medyada bir yorum yazarken, bir haberi paylaşırken, bir fotoğrafın altına cümle kurarken de oruçlu olduğumuzu hatırlamak gerekir. Çünkü oruç; sadece sofrada değil, ekranda da tutulur.
PAYLAŞMAYI ÖĞRETMEYEN ORUÇ EKSİKTİR
Ramazan’ın en güzel tarafı paylaşmaktır. Aynı şehirde birileri lüks sofralarda iftar yaparken, bir başkası evine ekmek götürme derdindeyse; oruç bizi rahatsız etmeli, düşündürmeli, harekete geçirmelidir.
Gerçek oruç, komşusunun açlığını hissettiren oruçtur. Bir koli erzak, bir sıcak yemek, bir yetimin başını okşamak… İşte oruç, toplumsal dayanışmayı büyüttüğü zaman anlam kazanır.
Açlığın ne demek olduğunu bilip de görmezden gelmek, orucun ruhuna aykırıdır. Oruç insanı bencillikten uzaklaştırmalı, “ben”den “biz”e taşımalıdır.
KALBİN ORUCU
En zor olan belki de kalbin orucudur. Kıskançlıktan, kibirden, kinden, öfkeden arınmak… İşte asıl mücadele burada başlar. Birine karşı yıllardır taşınan kırgınlığı bırakmak, bir hatayı affedebilmek, haksızlık karşısında adil kalabilmek…
Kalp temiz değilse, mide aç kalınca insan daha tahammülsüz olabilir. Oysa oruç, insanı yumuşatmalıdır. Sözleri daha nazik, bakışı daha merhametli yapmalıdır.
RAMAZAN SONRASI NE KALACAK?
Belki de en kritik soru şudur: Ramazan bittiğinde bizde ne kalacak? Eğer bir ay boyunca sabrı öğrenip, on bir ay boyunca sabırsızlığa döneceksek; eğer bir ay boyunca paylaşımı artırıp sonra unutacaksak; o zaman oruç geçici bir açlık deneyiminden öteye gitmez.
Oruç, insana kalıcı bir bilinç kazandırmalıdır. İsrafın farkına varmak, nimetin değerini bilmek, susuz kalan bir coğrafyayı düşünmek, yoksulluğun ne demek olduğunu hissetmek… Bunlar Ramazan sonrasında da devam etmelidir.
Oruç sadece mideyi aç bırakarak tutulmaz. Oruç; dili tutarak, gözü sakınarak, kalbi temizleyerek tutulur. Oruç; sabırla, merhametle, adaletle tutulur. Eğer bir ayın sonunda daha iyi bir insan olabiliyorsak, işte o zaman oruç tutulmuştur. Aksi halde sadece aç kalmış oluruz.