Kötülüğün bu kadar görünür, bu kadar yüksek sesli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Kırıcı sözler manşet oluyor, haksızlıklar normalleşiyor, vicdansızlık “akıllılık” diye pazarlanıyor. İnsan da ister istemez yoruluyor. En tehlikelisi ise şu: İnsan, yavaş yavaş iyiliğe inanmayı bırakıyor.

Oysa kaybettiğimiz şey umut değil sadece; insanlığın kendisi.

Bugün birine güvenmek neredeyse saflıkla eş anlamlı. “Kesin bir çıkarı vardır”, “Durduk yere kim iyilik yapar?” cümleleri, zihnimizin otomatik savunma mekanizması hâline geldi. Çünkü çok kez kırıldık. Çünkü iyi niyetimizin istismar edildiğine şahit olduk. Çünkü “insan insanın kurdudur” sözü, yaşadıklarımızla doğrulandı.

Ama tam da bu yüzden, birinin iyiliğine inanma nedeni olmaya her zamankinden fazla ihtiyacımız var.

İyilik, yüksek sesle bağırmaz. Kameraya oynamaz. Alkış beklemez. Sessizdir ama kalıcıdır. Bir kapıyı çalmadan kapıyı açmaktır bazen. Bazen bir çocuğun başını okşamaktır. Bazen depremde yıkılmış bir şehrin ortasında, “yalnız değilsin” diyebilmektir. İyilik, büyük laflar değil; küçük ama samimi davranışlardır.

Son yıllarda özellikle afetler bize çok şey öğretti. Kimlerin gerçekten orada olduğunu, kimlerin sadece konuştuğunu gördük. Bir tas çorbayla, bir battaniyeyle, bir “gel burada ısın” sözüyle insanlığa tutunanları gördük. İşte o anlarda anladık ki: İyilik hâlâ var. Sadece gürültü yapmıyor.

Ama sorun şu: İyiler yoruluyor.

Sürekli kötü örnekler önümüze düşerken, iyi insanlar geri çekilmeyi tercih ediyor. “Ben değiştirsem ne olacak?” diyor. Oysa tam da bu soru, kötülüğün kazandığı andır. Çünkü iyilik, çoğalmak için bulaşıcı olmak zorundadır. Bir kişiyle başlar, bir kişide karşılık bulur.

Birinin iyiliğine inanma nedeni olmak; dünyayı kurtarmak değildir. Ama bir insanın dünyasını kurtarabilir. Bazen tek bir davranış, birinin yıllardır kaybettiği güveni yeniden inşa eder. “Demek ki hâlâ böyle insanlar var” dedirtir. İşte o cümle, her şeyden daha kıymetlidir.

İnsanlar çoğu zaman ne yaşadığını anlatmaz. Gülümseyen yüzlerin arkasında büyük kırıklar vardır. Sert görünenlerin içinde derin yaralar… Belki de karşımızdaki insan, tam da bugün, birinin iyi olduğuna inanmak için küçük bir işaret arıyordur. Ve o işaret, biz olabiliriz.

İyilik bulaşıcıdır ama kötülük de öyle. Hangisini yayacağımız, tamamen bizim tercihimizi yansıtır. Trafikte bir yol vermek, sırada bekleyen birine anlayış göstermek, haksızlık karşısında susmamak… Bunlar basit gibi görünür ama toplum dediğimiz yapı tam da bu küçük davranışların toplamıdır.

Şunu unutmayalım: İyilik yaparken karşılık beklediğimiz an, iyilik ticarete dönüşür. Oysa gerçek iyilik, sonucu bize dönmese bile doğru olanı yapmaktır. Çünkü mesele başkasının ne yaptığı değil, bizim kim olduğumuzdur.

Belki dünya bir gecede değişmeyecek. Belki kötülük yarın da haberlerde olacak. Ama bir kişi bile “Ben hâlâ insanlara inanıyorum” diyebiliyorsa, bu yeterlidir. Çünkü umut, çoğunlukla kalabalıklardan değil; tek bir yürekten doğar.

Bugün birinin iyiliğine inanma nedeni ol.

Adını bilmediğin birinin duasında yer al.

Sessizce ama kararlılıkla…

Çünkü bir gün, senin de buna ihtiyacın olacak.