İnsan, ilkesizliğini gizlemek için çoğu zaman zekâya, pragmatizme ya da “uyum sağlama” becerisine sığınır. Oysa ortama göre şekil alan, çıkarına göre konuşan, gücün yanında saf tutmayı akıl zanneden bu hâl ne uyumdur ne de beceri. Bu, düpedüz bir kişilik erozyonudur. Ve ne yazık ki günümüz toplumunda bu erozyon, istisna olmaktan çıkmış, sıradanlaşmıştır.

Bugün etrafımıza baktığımızda aynı insanın farklı ortamlarda bambaşka yüzlere büründüğünü görmek zor değil. Güçlünün yanında cesur, zayıfın karşısında zalim; kalabalıkta yüksek sesle konuşan, yalnız kaldığında suskun… İlke yoktur, duruş yoktur, omurga yoktur. Varsa yoksa hesap, varsa yoksa menfaat.

DURUŞUN YERİNİ HESAP ALDIĞINDA

Bir insanın kim olduğunu anlamak için ne söylediğine değil, nerede ve kimin karşısında söylediğine bakmak yeterlidir. Çünkü çıkarına göre şekillenen insan, hakikati savunmaz; yalnızca kendini korur. Bugün alkışladığını yarın inkâr eder, dün yere göğe sığdıramadığını bugün yerin dibine sokar. Arşiv diye bir şeyden korkmaz; çünkü utanma duygusunu çoktan kaybetmiştir.

Bu tip insanlar için değerler, savunulacak ilkeler değil; kullanılıp atılacak araçlardır. Adalet işine geliyorsa kutsaldır, işine gelmiyorsa “şartlar öyle gerektiriyordur”. Ahlak, çıkarla uyumluysa hatırlanır; değilse “çağın gerisinde” ilan edilir. Böylece omurgasızlık, entelektüel kılıflarla meşrulaştırılır.

ZAVALLILIK GÜÇSÜZLÜK DEĞİL, İLKESİZLİKTİR

Zavallılık çoğu zaman yanlış anlaşılır. Zavallı olmak, yoksul olmak değildir; sessiz olmak hiç değildir. Zavallı olmak, kendi vicdanına bile yabancılaşmaktır. Rüzgâr nereden eserse oraya savrulan, güçlüden yana olmayı hayatta kalma sanan bu insanlar, aslında en kırılgan olanlardır. Çünkü bir gün güç değiştiğinde, tutunacak hiçbir dalları yoktur.

Onlar için dostluk, menfaat süresince geçerlidir. Aynı masada oturduklarını yarın tanımazdan gelir, aynı cümleleri farklı kitlelere farklı anlamlarla sunarlar. Bu yüzden hiçbir yerde tam olarak kabul görmezler; yalnızca katlanılır olurlar. Saygı değil, tahammül görürler.

TOPLUMSAL YOZLAŞMANIN SESSİZ MİMARI

Ortama göre şekillenen insanlar yalnızca bireysel bir sorun değildir; toplumsal çürümeyi de besler. Çünkü bu insanlar çoğaldıkça, ilke sahibi olmak “sorunlu”, dürüst olmak “saflık”, tutarlı olmak “inat” olarak yaftalanır. Böyle bir iklimde doğrular değil, uyum sağlayanlar kazanır.