6 Şubat sabahı saatler 04.17’yi gösterdiğinde sadece binalar yıkılmadı. Hayatlarımız, alışkanlıklarımız, güven duygumuz ve “yarın” dediğimiz o büyük hayal de yerle bir oldu. O gün aslında hepimiz aynı soruyla yüzleştik: İnsan neye güvenir?
Deprem bize ilk olarak şunu öğretti: Hayat sandığımız kadar sağlam değil. Beton sandığımız kadar güçlü değil. Planlar sandığımız kadar garanti değil. Bir gecede evsiz, bir dakikada kimsesiz, birkaç saniyede çaresiz kalabileceğimizi öğrendik.
Ama sadece yıkımı öğrenmedik. İnsanlığı da öğrendik.
Deprem bize dayanışmanın ne demek olduğunu hatırlattı. Normal zamanlarda birbirine selam vermeyen insanların enkaz başında birbirine sarıldığını gördük. Bir tas çorbanın, bir battaniyenin, bir çift çorabın nasıl büyük bir zenginlik olduğunu anladık. Paylaşmanın aslında insanın en doğal refleksi olduğunu gördük.
Belki de en önemlisi şu gerçeği öğrendik: İnsan insana muhtaçtır.
Teknolojinin zirve yaptığı, iletişimin hızlandığı, dünyanın küçüldüğü bir çağda yaşıyoruz ama deprem bize gösterdi ki en büyük güç hâlâ insanın kendisidir. Enkazın başında bekleyen bir gönüllü, gece boyunca çorba dağıtan bir görevli, tanımadığı birine montunu veren bir vatandaş… İşte gerçek güç buydu.
Deprem bize “sahip olduklarımızın” aslında ne kadar geçici olduğunu da öğretti. Evler, arabalar, eşyalar… Bir ömür çalışıp aldığımız her şey birkaç saniyede yok olabiliyor. Ama insanın karakteri, merhameti ve vicdanı yıkılmıyor. Çünkü onlar beton değil, kalpten yapılmış.
Bir başka gerçek daha vardı: Aile.
Deprem gecesi herkes ilk kimi düşündü? Annesini… babasını… çocuğunu… eşini…
Telefonlar çekmediğinde en büyük korku neydi? “Acaba yaşıyorlar mı?” sorusu.
O gün anladık ki hayatın merkezi aslında kariyer değil, para değil, makam değil… Sevdiklerimizmiş.
Belki de yıllardır ihmal ettiğimiz en büyük değer buydu.
Deprem bize zamanın kıymetini de öğretti. Ertelediğimiz telefonlar, “sonra konuşuruz” dediğimiz ziyaretler, “bir gün gideriz” dediğimiz buluşmalar… O “bir gün” bazen hiç gelmeyebiliyormuş.
Bu yüzden deprem sonrası en çok duyulan cümlelerden biri şuydu:
“Keşke daha önce…”
Keşke daha çok sarılsaydım.
Keşke daha çok vakit ayırsaydım.
Keşke kırgın kalmasaydık.
Deprem bize kırgınlıkların ne kadar anlamsız olduğunu gösterdi. İnsan hayatının bu kadar kısa ve belirsiz olduğu bir dünyada gururun, egonun, küslüğün ne kadar boş olduğunu öğrendik.
Bir diğer ders ise hazırlıklı olmak meselesiydi.
Deprem sadece doğa olayı değil, aynı zamanda bir toplum sınavıdır. Binaların sağlamlığı kadar sistemlerin sağlamlığı da test edilir. Kurumların, organizasyonun, bilimin ve planlamanın önemi o günlerde daha net görüldü.
Bilimin önemini de yeniden hatırladık.
Mühendisliğin, şehir planlamasının, denetimin, eğitimin ne kadar hayati olduğunu gördük.
Çünkü deprem öldürmez; ihmal öldürür.
Belki de deprem bize en acı ama en gerçek derslerden birini verdi: İnsanın en büyük düşmanı bazen yine insanın kendisidir.
Ama bütün bu acıların içinde umut da vardı.
Gençlerin kilometrelerce yol gidip yardım taşıması, gönüllülerin günlerce uyumadan çalışması, ülkenin dört bir yanından gelen destekler… İnsanlığın hâlâ ölmediğini gördük.
Birlik olunca neler yapabileceğimizi gördük.
Deprem bize şunu da öğretti: Umut, en karanlık anda bile var olabilir.
Enkazdan çıkarılan her canlı umut oldu.
Bir çocuğun ağlaması umut oldu.
Bir annenin “yaşıyor” çığlığı umut oldu.
Ve belki de en büyük ders şuydu:
Hayat devam ediyor.
Acılarla, kayıplarla, hatıralarla… ama devam ediyor. İnsan, düşündüğünden daha güçlü bir varlık. En büyük yıkımlardan sonra bile ayağa kalkabiliyor.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor:
Deprem bize bunları öğretti ama biz gerçekten öğrendik mi?
Eğer hâlâ aynı hataları yapıyorsak…
Eğer hâlâ bilimi görmezden geliyorsak…
Eğer hâlâ insan hayatını ikinci plana atıyorsak…
O zaman depremden ders almamışız demektir.
Ama eğer daha bilinçli şehirler kurarsak…
Daha sağlam yapılar inşa edersek…
Daha çok kenetlenirsek…
Ve sevdiklerimize daha sık sarılırsak…
İşte o zaman deprem sadece bir felaket değil, aynı zamanda bir öğretmen olmuş demektir.
Son söz şu olsun:
Deprem bize hayatın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Ama insanın ne kadar güçlü olabileceğini de…
Unutmamak dileğiyle…