Malatya, her zaman üretim gücüyle, alın teriyle, emeğiyle anılan bir şehir oldu. Bu şehir; tekstilin, gıdanın, tarımın, sanayinin omuzlarında yükseldi. Ancak bugün geldiğimiz noktada o güçlü omuzlar giderek ağırlaşan bir yükün altında eziliyor. Çünkü üretmek artık hem zor hem de pahalı.
Son aylarda Malatya’nın ihracat rakamlarında yaşanan sert düşüşler, buzdağının sadece görünen kısmı. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin verilerine göre Malatya’nın Eylül ayı ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 azalmış durumda. Bu, sadece bir istatistik değil; yüzlerce fabrikanın, binlerce çalışanın ve onlarca ailenin geçim kaygısı anlamına geliyor.
Ekonomik dengelerin bozulduğu, enerji ve işçilik maliyetlerinin hızla arttığı bu dönemde üretim yapmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Organize sanayi bölgelerinde kimi fabrikalar üretimi kısmış durumda, kimileri ise kepenk indirmeye mecbur kalıyor. Çünkü artık dünya ile rekabet etmek bir yana, iç piyasada bile ayakta kalmak büyük mücadele gerektiriyor.
REKABET GÜCÜ ERİYOR
Üreticinin en büyük derdi, maliyetini kontrol edememesi. İşçilik, enerji, hammadde, lojistik… Hepsi birbirini tetikliyor. Eskiden üretim maliyetinin içinde işçilik payı yüzde 10’ları geçmezdi; bugün bu oran bazı ürünlerde yüzde 20’lere, hatta özel üretimlerde yüzde 50’lere kadar dayandı.
Malatya gibi sanayi altyapısını büyük emeklerle kurmuş bir şehir için bu tablo, ciddi bir uyarı niteliğinde. Çünkü üretim maliyetleri arttıkça ihracat rekabeti zayıflıyor; ihracat zayıfladıkça üretim azalıyor; üretim azaldıkça da istihdam kaybı büyüyor. Bu zincirleme etki, ekonominin kalbinde derin bir sarsıntı yaratıyor.
İSTİHDAMDA TEHLİKE ÇANLARI
Malatya’da özellikle tekstil ve hazır giyim sektörü son yıllarda en büyük daralmayı yaşayan alanlardan biri. Deprem öncesi bu sektörde 21 bin civarında kişi çalışırken bugün sayı 15 binlere kadar gerilemiş durumda. Üç yılda yaklaşık 6 bin kişilik istihdam kaybı, sadece bir rakam değil; arkasında işsiz kalan gençler, kapanan atölyeler, umutlarını başka şehirlere taşımak zorunda kalan aileler var.
Kapanan her fabrikanın ardında bir hikâye var. Kimisi artan elektrik faturalarını ödeyemediği için, kimisi asgari ücret artışlarını karşılayamadığı için, kimisi ise sipariş bulamadığı için üretimi durdurdu. Bu tablo, sadece özel sektörün değil, şehrin geleceğinin de meselesi.
TEŞVİK OLMADAN TOPARLANMA ZOR
Malatya, 6 Şubat depremleriyle zaten ağır bir darbe aldı. Sanayi altyapısının yeniden ayağa kalkması için ciddi bir mücadele veriliyor. Ancak ekonomik koşullar bu toparlanmayı yavaşlatıyor. Üretim maliyetleri, krediye erişim zorlukları ve piyasalardaki dalgalanmalar, iş dünyasının elini kolunu bağlıyor.
İşte tam da bu noktada devletin ve ilgili kurumların devreye girmesi gerekiyor. Uygun faizli kredi paketleri, enerji desteği, işçilik maliyetlerini hafifletecek teşvikler ve ihracat odaklı özel destekler olmadan Malatya’daki üretim çarklarının yeniden hızlanması zor görünüyor.
Kapsayıcı bir teşvik politikasına ihtiyaç var. Yalnızca büyük firmaları değil, küçük ve orta ölçekli işletmeleri de kapsayan, üretimi koruyan bir modele. Çünkü Malatya’nın kalkınma hikayesi, ancak üretimle yeniden yazılabilir.
BİR UYARI DEĞİL, BİR ÇAĞRI
Bugün konuşulan rakamlar, aslında bir uyarı niteliğinde. Eğer üretim maliyetleri bu şekilde artmaya devam ederse, yarın sadece ihracat değil, şehrin ekonomik dengesi de sarsılabilir. Malatya, üretimin ve emeğin şehri olarak bilinir; ama üretici nefes alamaz hale gelirse bu kimlik zedelenir.
Artan maliyetlerin gölgesinde sanayi nefes daralması yaşıyor. Bu gidişatı tersine çevirmek için kamu, özel sektör ve yerel yönetimlerin ortak akılla hareket etmesi gerekiyor. Çünkü Malatya’nın yeniden güçlü bir üretim üssü haline gelmesi, sadece sanayicinin değil, tüm şehrin ortak çıkarı.