Vefa, saygı, sevgi ve hoşgörü insan ilişkilerinin temelini oluşturan, toplumları ayakta tutan en değerli erdemlerdir. Ne var ki günümüzde bu kavramların anlamı giderek aşınmakta, hatta bazı çevrelerde bu güzel özellikler birer zayıflık ya da saflık göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Oysa insanı insan yapan, onu diğer canlılardan ayıran en önemli meziyetler tam da bunlardır. Ne acıdır ki bazı insanlar, karşısındaki kişinin iyi niyetini fırsat olarak görmekte, hoşgörüsünü sınır tanımaz davranışları için bir alan olarak değerlendirmekte ve vefasını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadır. Saygılı davranan bir insanın çekingen, affedici olanın güçsüz, hoşgörülü olanın ise her şeyi sineye çekecek kadar saf olduğu düşünülmektedir. Bu anlayış, yalnızca bireysel ilişkileri değil, toplumsal yapıyı da zedeleyen tehlikeli bir bakış açısıdır. Oysa gerçek güç, kaba davranmakta değil; kırıldığı halde nezaketini koruyabilmekte, haksızlığa uğradığında bile insanlığından ödün vermemektedir. Vefalı olmak, yapılan iyilikleri unutmamak; saygılı olmak, karşımızdakinin insan olma değerini kabul etmek; hoşgörülü olmak ise her hatayı onaylamak değil, insanın eksikliklerini anlayabilecek olgunluğa sahip olmaktır. Bunlar saflığın değil, karakter sahibi olmanın göstergeleridir. Bugün birçok insanın yaşadığı ortak bir hayal kırıklığı vardır: İyi niyetinin suistimal edilmesi. Dostluk adına verilen emeklerin karşılıksız kalması, saygının saygısızlıkla karşılanması veya hoşgörünün yanlış anlaşılması, insanların iç dünyasında derin izler bırakmaktadır. Ancak burada dikkat çekici olan başka bir gerçek daha vardır. Çoğu insan, sahip olduğu bu güzel özelliklerin zaman zaman kullanıldığının farkındadır. Kimin samimi, kimin çıkar peşinde olduğunu; kimin sevgiyi hak ettiğini, kimin yalnızca fayda sağlamaya çalıştığını görebilmektedir. Buna rağmen birçok kişi, sırf karşısındakine benzememek adına kendi değerlerinden vazgeçmemektedir. Çünkü bilir ki başkasının yanlış davranışı, kendi doğrularını terk etmesi için bir gerekçe değildir. İşte asıl erdem de burada ortaya çıkar. İnsan, yapılan haksızlığı görür, hisseder ve çoğu zaman sessizce not eder; fakat buna rağmen karakterinden ödün vermez. Kötülüğe kötülükle karşılık vermek yerine, yapılanları Allah'a havale eder. Çünkü her hesabın insanlar tarafından görülmeyeceğini, bazı hesapların ise ilahi adalet tarafından mutlaka görüleceğini bilir. Bu tavır bazılarına pasiflik gibi görünebilir. Oysa bu, çoğu zaman bilinçli bir tercihtir. İnsan bazen susar çünkü söyleyecek sözü yoktur değil; değerlerini kirletmek istemiyordur. Bazen uzaklaşır çünkü mücadele edemiyordur değil; enerjisini hak etmeyen insanlara harcamak istemiyordur. Bazen de yapılanları Allah'a havale eder çünkü adaletin yalnızca kendi elinde olmadığını bilmektedir. Ne yazık ki günümüzde çıkarcılık, kısa vadeli kazançlar ve bireysel menfaatler ön plana çıktıkça vefa, saygı ve hoşgörü gibi kavramlar ikinci plana itilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki insanların hafızasında yer edenler; fırsatçılar, çıkarcılar ya da başkalarının iyi niyetini kullananlar değil, zor zamanda yanında duranlar, sevgisini samimiyetle gösterenler ve insanlığını koruyanlardır. Bu nedenle vefalı olmak bir eksiklik değil, bir asalettir. Saygılı olmak güçsüzlük değil, medeniyettir. Hoşgörülü olmak saflık değil, olgunluktur. İnsanların bu değerleri yanlış yorumlaması, onların değerini azaltmaz. Aksine, böylesine yozlaşan bir ortamda bu erdemleri koruyabilmek daha da kıymetli hale gelir. Belki bazıları iyi niyeti kullanmaya devam edecek, bazıları hoşgörüyü yanlış anlayacak, bazıları da vefayı zayıflık sanacaktır. Fakat sonunda insanın yanında kalan şey, başkalarının ona yaptıkları değil; kendisinin nasıl bir insan olarak yaşamayı tercih ettiğidir ve insanlığından ödün vermeden yaşayabilmek, her türlü geçici kazançtan çok daha büyük bir başarıdır.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar