İnsan ömrü, tıpkı dört mevsimi yaşayan bir ağaç gibidir. İlkbaharda filizlenir, yazın güçlenir, sonbaharda olgunlaşır ve kışa doğru dinginleşir. İşte yaşlılık da hayatın sonbaharıdır. Kimi zaman kırışıklıklarla, kimi zaman yavaşlayan adımlarla kendini gösterse de aslında içinde yılların biriktirdiği tecrübe, sabır ve bilgelik barındırır. Günümüzde yaşlılık çoğu zaman sadece hastalık, güçsüzlük ve bağımlılık olarak görülüyor. Oysa yaşlılık, doğru değerlendirildiğinde hem yaşlı birey hem de ailesi için büyük bir zenginliktir. Çünkü yaşlılar, geçmiş ile gelecek arasında kurulan en sağlam köprüdür. Onların anlattığı bir hatıra, verdiği bir öğüt ya da sadece varlığı bile aile bireylerine güven ve aidiyet duygusu kazandırır. Elbette yaşlılığın zorlukları da vardır. İlerleyen yaşla birlikte fiziksel güç azalabilir, kronik hastalıklar ortaya çıkabilir, unutkanlık başlayabilir. Eskisi kadar hızlı hareket edememek, sevdiklerini birer birer kaybetmek ya da yalnızlık hissi yaşamak yaşlı bireyleri psikolojik olarak da etkileyebilir. Teknolojinin hızla değiştiği günümüzde kendilerini zaman zaman hayattan geri kalmış hissedebilirler. Bu nedenle yaşlıların sadece sağlık ihtiyaçlarının değil, sevgi, ilgi ve sosyal destek ihtiyaçlarının da karşılanması büyük önem taşır. Toplumumuzda sıkça söylenen ‘Yaşlı olan ev bereketlidir’ sözü boşuna söylenmemiştir. Aynı çatı altında yaşayan bir büyükannenin ya da büyükbabanın varlığı, sadece manevi anlamda değil, aile kültürünün devamı açısından da büyük bir değerdir. Yaşlılar çocuklara sabrı, sevgiyi, paylaşmayı ve saygıyı yaşayarak öğretirler. Evde onların duası, tecrübesi ve varlığı birçok insana huzur verir. Maddi zenginlik her zaman mutluluk getirmeyebilir; ancak yaşlıların bulunduğu bir evde sevginin, paylaşmanın ve geçmişle bağ kurmanın verdiği manevi zenginlik hissedilir. Yaşlı bireylere bakan kişiler de çok önemli bir sorumluluk üstlenir. Anne-babasına, eşine ya da yakınlarına bakan insanlar büyük bir fedakârlık örneği sergiler. Bu süreç, insana sabretmeyi, empati kurmayı ve vefa duygusunu öğretir. Bir gün herkesin yaşlanacağını düşünmek, bakım veren kişilerin yaptığı hizmetin değerini daha da anlamlı kılar. Yaşlıya gösterilen ilgi ve sevginin, hem toplumsal hem de manevi açıdan büyük karşılığı vardır. Ancak bakım vermek her zaman kolay değildir. Sürekli ilgi gerektiren sağlık sorunları, fiziksel yorgunluk, maddi yükler ve zaman zaman yaşanan duygusal tükenmişlik bakım veren kişileri zorlayabilir. Bu nedenle bakım verenlerin de dinlenmeye, destek almaya ve kendi sağlıklarını ihmal etmemeye ihtiyaçları vardır. Güçlü bir bakım ancak sağlıklı ve huzurlu bir bakım verenle mümkündür. Sağlıklı bir yaşlılık geçirmek ise yalnızca ileri yaşlarda başlanacak bir süreç değildir. Gençlik yıllarından itibaren düzenli beslenmek, fiziksel olarak aktif kalmak, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, kaliteli uyku düzeni oluşturmak ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak yaşlılık döneminin daha rahat geçirilmesini sağlar. Bunun yanında zihni canlı tutacak kitap okumak, yeni bilgiler öğrenmek, sosyal ilişkileri sürdürmek ve hobi edinmek de ruh sağlığını koruyan önemli alışkanlıklardır. İnsan sadece bedenini değil, ruhunu da beslemelidir. Yaşlı bireylerin de mümkün olduğunca hareketli kalmaları, kendilerini toplumdan soyutlamamaları, yaşıtlarıyla vakit geçirmeleri ve aile bireyleriyle iletişimlerini sürdürmeleri yaşam kalitelerini artırır. Kendilerini işe yaramaz hissetmek yerine deneyimlerini paylaşmaları, gençlere rehberlik etmeleri hem onları mutlu eder hem de toplumun gelişmesine katkı sağlar. Yaşlıya bakan kişilerin ise sabırlı olmaları, yaşlı bireyin kararlarına saygı göstermeleri, onun onurunu korumaları ve mümkün olduğunca bağımsız hareket etmesine fırsat vermeleri gerekir. Emir vermek yerine birlikte karar almak, eleştirmek yerine anlamaya çalışmak ve küçük başarılarını bile takdir etmek yaşlı bireyin kendisini değerli hissetmesini sağlar. Bunun yanında bakım verenlerin aile bireylerinden destek istemeleri, görev paylaşımı yapmaları ve gerektiğinde profesyonel yardım almaktan çekinmemeleri de önemlidir. Sonuçta yaşlılık korkulacak bir dönem değil, hayatın olgunluk çağıdır. Her kırışıklık yaşanmış bir hatıranın, her beyaz saç edinilmiş bir tecrübenin izidir. Bugün yaşlılara gösterdiğimiz saygı ve sevgi, yarın bize gösterilecek davranışların da temelini oluşturacaktır. Unutmamalıyız ki yaşlanmak bir ayrıcalıktır; herkese nasip olmaz. Yaşlılarımızı yük olarak değil, geçmişimizin yaşayan hafızası ve evimizin bereketi olarak görmek; onlara sevgi, saygı ve sabırla yaklaşmak hem insanlığımızın hem de kültürümüzün en güzel göstergelerinden biridir.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar