Bir toplumun aynası çocuklardır. Bugün sokakta, okulda, evde gördüğümüz çocuk davranışları; aslında yetişkinlerin, anne babaların, öğretmenlerin ve yöneticilerin bir yansımasıdır. Çocuklara ne söylediğimizden çok ne yaptığımız önemlidir. Çünkü çocuklar öğütlerle değil, örneklerle büyür. Bu yüzden artık yüksek sesle şunu söylemenin zamanı geldi: Çocuklara örnek olmalıyız.
Günlük hayatta sıkça şahit oluyoruz. Trafikte kırmızı ışıkta geçen bir yetişkin, hemen ardından çocuğuna “Kurallara uymalısın” diyor. Telefona gömülmüş bir anne-baba, çocuğuna “Tableti bırak” diye çıkışıyor. Yalan söyleyen, başkasının hakkını görmezden gelen, emeğe saygı duymayan yetişkinler; çocuklardan dürüst, adil ve vicdanlı olmalarını bekliyor. Oysa çocuk, söylenen söze değil, yapılan davranışa bakıyor.
Ev, çocuğun ilk okuludur. Anne babanın birbirine hitabı, tartışma şekli, sorunlara yaklaşımı çocuğun karakterini şekillendirir. Saygının, sevginin, sabrın olmadığı bir evde büyüyen bir çocuktan; hoşgörülü, anlayışlı ve sakin olmasını beklemek gerçekçi değildir. Çocuk; bağırarak konuşmayı, öfkeyle sorun çözmeyi, şiddeti veya susarak kabullenmeyi evde öğrenir. Sonra bunu okulda, sokakta ve ileride kendi hayatında tekrar eder.
Sadece evde değil, sokakta da çocuklar bizi izliyor. Yere çöp atan bir yetişkin, çevre bilinci dersi veremez. Kamu malına zarar veren biri, çocuklardan “devlet malına sahip çıkmalarını” isteyemez. Kuyrukta kaynak yapan, hak gasp eden, “bir şey olmaz” mantığıyla hareket eden her yetişkin; aslında çocuklara kötülük yapıyor. Çünkü bu davranışlar, yarının sorunlu toplumunun temelini atıyor.
Okullarda da durum farklı değil. Öğretmenler yalnızca bilgi aktaran kişiler değildir; aynı zamanda rol modeldir. Adaletli olan, öğrencisini dinleyen, empati kuran bir öğretmen; belki de bir çocuğun hayatında silinmeyecek bir iz bırakır. Tam tersi de mümkündür. Kırıcı, ayrımcı, umursamaz bir yaklaşım; bir çocuğun kendine olan güvenini yıllarca zedeleyebilir. Bu nedenle eğitim sadece müfredatla değil, duruşla, tavırla ve vicdanla yapılmalıdır.
Medya, sosyal medya ve ekranlar da çocukların dünyasında büyük yer kaplıyor. Sürekli şiddet, kavga, hakaret ve yozlaşmanın normalleştirildiği bir ortamda; çocuklardan sağlıklı bireyler olmalarını beklemek zor. Ancak burada da sorumluluk yine yetişkinlere düşüyor. Ne izlediğimize ne paylaştığımıza, neyi alkışladığımıza dikkat etmeliyiz. Çünkü çocuklar, ekran karşısında da bizi taklit ediyor.
En çok da değerler konusunda örnek olmalıyız. Dürüstlük, çalışkanlık, merhamet, kul hakkı, adalet… Bunlar sadece sözle öğretilmez. Bir çocuğa “yalan söyleme” demek kolaydır ama zor olan, yalan söylememektir. “Hakkını yeme” demek kolaydır ama zor olan, başkasının hakkına girmemektir. Çocuk, bu değerleri kitaplardan değil, hayatın içinden öğrenir.
Unutmayalım; bugünün çocukları yarının büyükleri olacak. Bugün bizim yaptıklarımızı normal kabul edecek, doğru sanacak ve devam ettirecekler. Eğer bugün saygısızlığı, sabırsızlığı, bencilliği çoğaltırsak; yarın daha sert, daha anlayışsız bir toplumla karşılaşırız. Ama bugün iyiliği, nezaketi, sorumluluğu ve vicdanı çoğaltırsak; yarın umutlu bir toplum inşa ederiz.
Çocuklara güzel bir gelecek bırakmak istiyorsak, önce güzel insanlar olmalıyız. Onlara “nasıl yaşanır”ı anlatmak yerine, “nasıl yaşanır”ı yaşayarak göstermeliyiz. Çünkü çocuklar bizi dinlemeyebilir ama bizi mutlaka izler.
Kısacası; çocuklara örnek olmak bir tercih değil, bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluk, hepimizin omuzlarındadır.