Hayat, kesintisiz akan bir nehir gibi akıp giderken, çoğumuz akıntının hızına kapılır, kıyıda köşede bekleyen sessiz gerçekleri fark etmeyiz. Nefes almanın sıradanlığı, yürüyebilmenin doğallığı, sabahları ağrısız uyanmanın o muazzam lüksü… Hepsi hayatın bize sunduğu, fakat ancak kaybettiğimizde farkına vardığımız görünmez taçlardır. Sağlık, başımızda parıldayan öyle bir taçtır ki, onu sadece hasta olanlar görebilir. İşte bu yüzden insanoğlu, elindekinin kıymetini bilmek için maalesef çoğunlukla mahrum kalmayı bekler. Oysa asıl marifet, o beyaz sayfa henüz lekelenmemişken, sağlığımızın ve saflığımızın değerini idrak edebilmektedir. Hastalıklar, hayatın ritmini aniden yavaşlatan, bizi kendimizle baş başa bırakan dönüm noktalarıdır. Onları sadece biyolojik bir aksama, bedenin bir isyanı olarak görmek eksik bir bakış açısı olur. Hastalık, çoğu zaman insan ruhu ve sabrı için büyük bir imtihandır. Bu imtihan, kibirli duruşumuzu esneten, acziyetimizi hatırlatan ve bizi özümüze döndüren bir aynadır. Sağlıklıyken dünyayı fethedecekmiş gibi duran insanoğlu, küçük bir virüsün veya kalpteki ufacık bir sızının karşısında ne kadar kırılgan olduğunu anlar. Bu uyanış, aslında sağlığımızın ne kadar büyük bir nimet olduğunu kavramamız adına bize sunulmuş acı ama şifalı bir reçetedir. Bir rahatsızlığın pençesine düştüğümüzde, insani bir refleksle hemen bir suçlu arama eğilimine gireriz. 'Onun yüzünden hastalandım', 'Bana bu stresi yaşatmasalardı böyle olmazdım' ya da 'Hava buz gibiydi, senin yüzünden dışarı çıktık' gibi cümleler, içimizdeki isyanın ve çaresizliğin dışa vurumudur. Oysa dönüp baktığımızda, kimseyi hastalığımızın yegane nedeni ilan edip vicdanımızı rahatlatmaya çalışmanın bir faydası yoktur. İnanç dünyamızın bize öğrettiği en zarif hakikat şudur: Hayırdan da şerden de payımıza düşen ne varsa, her şey Allah’tandır. Hastalık bir ceza değil, bir durma, düşünme ve arınma vesilesidir. Sebeplere aşırı takılıp insanları suçlamak, kalbimizi öfkeyle doldurmaktan başka bir işe yaramaz. Olan olmuştur ve o an dert sinesine düşmüşse, verene hürmet edip sabır hırkasını giymek gerekir. Unutmamalıyız ki, dert de O'ndandır, derman da. Hayatta telafisi olan pek çok şey vardır. Kaybedilen para yeniden kazanılır, yıkılan evler tekrar inşa edilir, kırılan kalpler zamanla onarılır. Ancak giden sağlık, çoğu zaman arkasında telafisi imkansız boşluklar bırakır. Gençliğin ve dinçliğin verdiği sarhoşlukla bedenimizi hoyratça kullanmak, sinyalleri görmezden gelmek, kendimize yaptığımız en büyük haksızlıktır. 'İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların değerini bilmekte aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.' Bu yüzden henüz dizlerimizde derman, gözlerimizde fer varken sağlığımızın değerini bilmeliyiz. Bedenimiz bize emanettir ve emanete iyi bakmak, sahibine olan saygımızın bir tezahürüdür. Son pişmanlığın fayda etmediği o eşiğe gelmeden önce, sağlığımızı hayatımızın merkezine koymalı ve ona hak ettiği ihtimamı göstermeliyiz. Her şeyin Allah’tan geldiğine inanmak, köşemize çekilip pasif bir şekilde acı çekmeyi beklemek demek değildir. İslam inancı ve aklıselim, bize tevekkülün ne olduğunu çok net öğretir: Önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a emanet et. Hastalık kapıyı çaldığında 'Nasibimde ne varsa o olur' diyerek modern tıbbın imkanlarından, şifalı bitkilerden ya da doktorların tavsiyelerinden yüz çevirmek tevekkül değil, düpedüz bir ihmalkarlıktır. İyileşmek adına elimizden gelen her şeyi yapmak, derman aramak, kapıları çalmak bizim asli görevimizdir. Şifayı veren Allah’tır, evet; ancak O, şifayı bazen bir doktorun neşterine, bazen bir ilacın formülüne, bazen de bir bitkinin yaprağına gizlemiştir. Bizlere düşen, o şifayı bulmak için gayret göstermektir. Çabalamak, umut etmek ve tedavi yollarını sonuna kadar zorlamak, inancımızın ve yaşama azmimizin bir gereğidir. Netice olarak hayat sağlıkla güzel, hastalıkla ise derin ve anlamlıdır. Kalbimizdeki saflığı koruyarak, kimseyi suçlamadan, başımıza gelenleri birer olgunlaşma sınavı olarak görebildiğimizde; hem bedenimiz hem de ruhumuz şifaya kavuşacaktır. Unutmayalım, sağlık bir kere gitti mi yolu uzun ve meşakatlidir. Henüz vakit varken, aldığımız her nefesin kıymetini bilelim ve şifamızı aramaktan asla vazgeçmeyelim.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar