İnsan konuşan bir varlıktır. Duygularını, düşüncelerini ve yaşadıklarını paylaşmak ister. Ancak konuşmanın her türü insanı yüceltmez. Bazen birkaç cümle, yıllarca kurulan dostlukları yıkabilir; bazen masum görünen bir sohbet, bir insanın onurunu zedeleyebilir. İşte dedikodu, çoğu zaman farkında olmadan işlediğimiz ama etkisi oldukça büyük olan davranışlardan biridir. Dedikodu, bir kişinin bulunmadığı ortamda onun hoşlanmayacağı şekilde konuşulmasıdır. Bu durum kimi zaman bilinçli olarak yapılırken kimi zaman da "Ben kötü niyetle söylemedim." ya da "Sadece duyduğumu anlattım." düşüncesiyle fark edilmeden gerçekleşebilir. Oysa niyet ne olursa olsun, söylenen söz karşı tarafı incitiyor ve onun itibarına zarar veriyorsa bu davranış dedikodu kapsamına girebilir. Bu nedenle insanın yalnızca sözlerine değil, sözlerinin doğuracağı sonuçlara da dikkat etmesi gerekir. İslam dini, insan onuruna ve kul hakkına büyük önem verir. Bu sebeple dedikodu, dinimizde hoş karşılanmayan ve kaçınılması gereken davranışlardan biridir. Kur'an-ı Kerim'de, bir kişinin gıyabında konuşmak son derece çarpıcı bir benzetmeyle anlatılır; bu davranış, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetilerek insanların bundan sakınmaları istenir. Bu benzetme, dedikodunun ne kadar ağır bir ahlaki yanlış olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), gıybetin bir Müslüman kardeşini hoşlanmayacağı şekilde anmak olduğunu ifade etmiş, söylenen şey doğru olsa bile bunun gıybet sayıldığını belirtmiştir. Eğer söylenen doğru değilse, bu kez iftira gibi daha ağır bir günah ortaya çıkmaktadır. Dedikodunun zararları yalnızca dini açıdan değildir. Bireysel ve toplumsal hayatta da ciddi sonuçlara yol açar. Öncelikle insanlar arasındaki güven duygusunu zedeler. Bir kişinin arkasından konuşan kimseye zamanla kimse tam anlamıyla güvenemez. Çünkü bugün başkasını konuşan, yarın başka bir ortamda bizi de konuşabilir düşüncesi oluşur. Böylece dostluklar zayıflar, aile içindeki huzur bozulur ve çalışma ortamlarında verim düşer. Dedikodu, görünmeyen ama toplumun birlik duygusunu yavaş yavaş aşındıran bir etkendir. Günümüzde dedikodunun geçmişe göre daha yaygın hâle geldiğini söylemek mümkündür. Bunun en önemli nedenlerinden biri sosyal medya ve dijital iletişim araçlarıdır. Artık doğruluğu araştırılmamış bilgiler saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabilmektedir. İnsanlar tanımadıkları kişiler hakkında yorum yapmakta, özel hayatları konuşulmakta ve kimi zaman küçük bir söylenti büyük bir linç kampanyasına dönüşebilmektedir. Anonim hesaplar ve hızlı paylaşım kültürü, insanları sözlerinin sorumluluğunu düşünmeden hareket etmeye yöneltebilmektedir. Oysa teknoloji değişse de ahlaki sorumluluk değişmez. Ekran başında yazılan bir cümle de yüz yüze söylenen söz kadar önemlidir. Dedikodunun artmasının bir başka sebebi de insanların başkalarının hayatlarına gereğinden fazla ilgi göstermesidir. Kendi gelişimine odaklanmak yerine başkalarının eksiklerini konuşmak, kısa süreli bir merak duygusunu tatmin etse de uzun vadede kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Aksine zamanın boşa harcanmasına, olumsuz düşüncelerin çoğalmasına ve insanların birbirine karşı önyargılı yaklaşmasına neden olur. Oysa insan olmanın gereği, başkalarının kusurlarını araştırmak değil, onları anlamaya çalışmaktır. Her insan hata yapabilir. Aynı anlayışı kendimiz için beklerken başkalarına göstermemek büyük bir çelişkidir. Gerçek olgunluk, başkasının hatasını yaymak yerine onu örtmeyi, incitmek yerine destek olmayı başarabilmektir. Güzel ahlakın temelinde de işte bu anlayış bulunmaktadır. Dedikodusuz bir hayat elbette mümkündür. Bunun ilk adımı konuşmadan önce kendimize üç soru sormaktır: "Söyleyeceğim şey doğru mu?", "Söylemek gerçekten gerekli mi?" ve "Bu söz karşımdaki kişiye fayda sağlayacak mı?" Eğer bu soruların cevabı olumsuzsa, susmak çoğu zaman en doğru tercih olacaktır. Çünkü bazen söylenmeyen bir söz, söylenen onlarca güzel sözden daha değerlidir. Dedikodu, küçük görünen ama etkisi büyük olan bir davranıştır. İnsan ilişkilerini zedeler, güveni yok eder ve manevi sorumluluk doğurur. Daha huzurlu aileler, daha sağlam dostluklar ve daha güçlü bir toplum için dilimizi iyi kullanmayı öğrenmeliyiz. Çünkü güzel söz insanların gönlünü kazanırken, dedikodu yalnızca kırgınlık ve pişmanlık bırakır. Unutulmamalıdır ki insanın gerçek değeri, başkalarının arkasından söyledikleriyle değil, onların yanında ve yokluğunda gösterdiği dürüstlük ve nezaketle ölçülür.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar