Malatya Küçük Sanayi Sitesi’nde sabah erken saatlerde kepenkler bir bir açılır. Yağ kokusu, demir sesi, çekiç tınısı… Bir zamanlar bu seslere çocuk kahkahaları, ustanın sert ama öğretici uyarıları ve “Usta şunu nasıl yapacağız?” soruları eşlik ederdi. Şimdi ise çoğu dükkânda bir usta, belki yanında oğlu… Hepsi bu.
Bu sadece Malatya’nın değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki küçük sanayi sitelerinin ortak hikâyesi. Yarım asrı deviren ustalar hâlâ tezgâh başında. Eller nasırlı, sırt hafif kambur, ama gözler hâlâ işine âşık. Onları yoran motor tamiri değil; mesleğin geleceğine dair belirsizlik.
BİR MESLEK NASIL YETİM KALIR?
Bir zamanlar ilkokulu bitiren birçok çocuk için iki yol vardı: Ya okumaya devam edecek ya da bir ustanın yanına çırak verilecekti. Çıraklık ayıp değildi. Aksine, “Sanatı var” denilen çocuk aile için gurur kaynağıydı. Usta-çırak ilişkisi sadece iş öğretmezdi; hayat öğretirdi. Saygıyı, sabrı, alın terini öğretirdi.
BUGÜN İSE TABLO TERSİNE DÖNDÜ.
Aileler çocuklarının sanayiye gitmesini istemiyor. “Okusun, masa başı işi olsun” hayali ağır basıyor. Gençler ise hızlı para, rahat çalışma koşulları ve sosyal medya dünyasının ışıltılı hayatlarına özeniyor. Kimse sabahın erken saatinde soğuk bir dükkânda motor söküp takmak istemiyor.
Ama kimse şunu da sormuyor: Herkes masa başında oturursa, bozulan arabaları kim tamir edecek?
17 YAŞ GEÇ KALINMIŞ BİR YAŞ MI?
Ustaların en çok yakındığı konulardan biri de çırakların geç yaşta gelmesi. 17-18 yaşında gelen bir genci eğitmenin zor olduğunu söylüyorlar. Çünkü o yaşa gelmiş biri artık çocuk değil; alışkanlıkları, fikirleri, özgüveni oturmuş. “Şunu böyle yap” demek kolay değil.
Oysa 11-12 yaşında başlayan bir çocuk, işi temelden öğreniyor. El becerisi gelişiyor, sabrı artıyor, ustasının disiplinini benimsiyor. Zamanla meslek onun kimliğinin bir parçası oluyor.
Bugün çıraklık yaşı yükseldi ama heves düştü. Gelen az sayıdaki genç de kısa sürede vazgeçiyor. Çünkü bu iş emek istiyor. Sabır istiyor. Ter dökmeyi göze almak gerekiyor.
SORUN SADECE GENÇLER Mİ?
Kolaycılığa kaçıp “Gençler çalışmak istemiyor” demek işin en basit tarafı. Oysa mesele daha derin.
Mesleki eğitim yeterince cazip değil. Çıraklık sistemi eski gücünü kaybetmiş durumda. Sanayi sitelerindeki fiziki koşullar birçok yerde hâlâ zorlayıcı. Sosyal güvenceler, çalışma saatleri, gelir istikrarı gibi konular gençler için belirleyici.
BİR DE TOPLUMSAL ALGI MESELESİ VAR
Türkiye’de “mavi yaka” hâlâ ikinci planda görülüyor. Oysa gelişmiş ülkelerde teknik ustalık ciddi bir saygınlığa sahip. Almanya’da bir oto tamircisi olmak küçümsenecek bir iş değil. Bizde ise çoğu zaman “okumadı, sanayiye düştü” gibi haksız bir bakış var.
Bu algı değişmeden sanayide çırak sorunu çözülmez.
YARIN MOTORU KİM TAMİR EDECEK?
Bugün 50-60 yaşındaki ustalar sayesinde sistem yürüyor. Ama 10-15 yıl sonra ne olacak? Bu ustalar tezgâhı bıraktığında yerlerini kim dolduracak?
Elektrikli araçlar yaygınlaşıyor, otomotiv teknolojisi hızla değişiyor. Yeni nesil araçlar daha karmaşık. Bu araçları tamir edecek donanımlı ustalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Fakat yetişen kimse yok.
Bu bir istihdam meselesi olduğu kadar bir üretim ve sürdürülebilirlik meselesi.
Çözüm Nerede?
Çözüm çok boyutlu.
Mesleki eğitimin cazip hâle getirilmesi şart. Çıraklık eğitimi ile örgün eğitim arasında güçlü bağlar kurulmalı. Sanayi siteleri modernize edilmeli. Ustalara eğitim desteği sağlanmalı. Gençlere hem teknik bilgi hem de sosyal güvence sunulmalı.
En önemlisi de mesleğe bakış değişmeli.
Her genç üniversite mezunu olmak zorunda değil. Her üniversite mezunu da mutlu değil. Oysa iyi bir oto tamircisi, hem saygın hem de kazançlı bir meslek sahibi olabilir. Yeter ki sistem doğru kurgulansın.
BİR TEZGÂHIN BAŞINDA BEKLEYEN UMUT
Sanayideki ustalar hâlâ umutlu. “Bir iki hevesli genç çıksa yeter” diyorlar. Çünkü onlar mesleklerini seviyor. Motor sesini müzik gibi dinleyen, arızayı kulağıyla anlayan bir kuşak bu.
Ama zaman daralıyor.
Eğer bugünden adım atılmazsa, yarın sanayi sitelerinde sadece kapalı kepenkler ve hatıralar kalabilir. Ve biz o zaman şunu söylemek zorunda kalabiliriz:
“Bir zamanlar bu şehirde yarım asırlık ustalar vardı… Ama çırak bulamadıkları için meslekleri de onlarla birlikte emekli oldu.”