Bazı insanları mesleki olarak yetiştirirsiniz…
Bilginizi paylaşırsınız, tecrübenizi aktarırsınız, hata yaptığında sahip çıkarsınız. Elinden tutar, yol gösterirsiniz. Hatta çoğu zaman kendi işinizi bırakıp onun gelişmesi için uğraşırsınız. Çünkü inanırsınız… “Bir insan yetişsin, meslek kazansın” dersiniz. Ama ne acıdır ki bazen ilk ihaneti de tam o yetiştirdiğiniz kişilerden görürsünüz.
Hayatın en ağır kırgınlıklarından biri budur aslında. Düşmanınızdan gelen zarar sizi şaşırtmaz. Çünkü düşmanın ne yapacağı bellidir. Ama sizin sofranızda oturmuş, sizin emeğinizle bir yerlere gelmiş bir insanın size sırt çevirmesi kolay unutulacak bir durum değildir.
Özellikle medya, gazetecilik ve spor camiasında bu tür olaylara çok sık rastlanır. Hiçbir bilgisi olmayan bir genci alırsınız, haber yazmayı öğretirsiniz. Mikrofon tutmasını, insanlarla iletişim kurmasını, meslek ahlakını anlatırsınız. İlk röportajında heyecandan konuşamaz, yanında durursunuz. İlk hatasında korursunuz. Çevreden gelen eleştirilere rağmen “Zamanla öğrenir” dersiniz. Çünkü emek verirsiniz. Çünkü samimisinizdir.
Fakat gün gelir…
Bir bakarsınız ki sizin öğrettiklerinizi size karşı kullanmaya başlamış. Dün kapınızı çalan kişi bugün başka masalarda sizin adınızı kullanarak kendine yer edinmeye çalışıyor. Dün sizden destek isteyen insan, bugün sizi küçümseyen cümleler kuruyor. İşte insanı en çok yoran da budur; nankörlük.
Oysa gerçek başarı, insanın kendisini yetiştirene saygı duymasıyla ölçülür. Kimse tek başına büyümez. Her başarılı insanın arkasında ona yol gösteren bir emek vardır. Bir öğretici, bir usta, bir ağabey, bir yönetici mutlaka vardır. Ama bazı insanlar yükseldikçe geçmişini unutuyor. Kendisini yetiştirenleri görmezden geliyor. Hatta daha ileri gidip zarar vermeye çalışıyor.
Ne gariptir ki ihanet çoğu zaman en yakınınızdan gelir. Çünkü sizin güçlü ve zayıf yönlerinizi en iyi bilen odur. Sizin iyi niyetinizi kullanır. Güveninizi fırsata çevirmeye kalkar. Fakat unutulan bir gerçek vardır: Emek unutulmaz.
İnsan bazen düşünüyor…
Acaba hiç mi vicdan kalmadı? Bir insan kendisine iyilik yapanı nasıl bu kadar kolay harcayabilir? Nasıl olur da dün destek aldığı kişiye bugün sırt dönebilir? Bunun cevabı aslında karakter meselesidir. Çünkü karakteri sağlam olan insan, geldiği yeri inkâr etmez. Kendisine yapılan iyiliği unutmaz. Vefayı bilir.
Bugün toplumda yaşanan birçok güven probleminin temelinde de bu vardır. İnsanlar artık kimseye kolay kolay destek olmak istemiyor. Çünkü verdiği emeğin karşılığında vefa değil, çoğu zaman ihanet görüyor. İnsan yetiştirmekten korkar hale geliyor. “Yarın bana rakip olur mu?”, “Arkamdan konuşur mu?”, “Beni yarı yolda bırakır mı?” diye düşünmeye başlıyor.
Halbuki bir toplumun gelişmesi için tecrübenin genç kuşaklara aktarılması gerekir. Usta-çırak ilişkisi her mesleğin temelidir. Ama vefasızlık çoğaldıkça insanlar bilgi paylaşmaktan uzaklaşıyor. Bu da hem mesleklerin kalitesini düşürüyor hem de insan ilişkilerini zedeliyor.
Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir:
İhanet eden belki bir süre kazanmış gibi görünür ama uzun vadede kaybeden hep kendisi olur. Çünkü güven kaybeden insanın itibarı da zamanla yok olur. İnsanlar onun karakterini görmeye başlar. Bugün size yapılanı yarın başkasına da yapacağını herkes anlar.
Vefa ise her zaman kazandırır. İnsan, geçmişine sahip çıktıkça büyür. Kendisine emek verenleri unutmayan kişiler toplumda her zaman saygı görür. Çünkü makam, para ya da ün gelip geçicidir ama insanlık kalıcıdır.
Bu yüzden kim ne yaparsa yapsın, insan yine de iyilikten vazgeçmemeli. Çünkü mesele onların ne yaptığı değil, sizin nasıl bir insan olduğunuzdur. Siz doğruluktan ayrılmadığınız sürece kaybeden olmazsınız. Belki kırılırsınız, üzülürsünüz ama vicdanınız rahat olur.
Ve hayat sonunda herkese hak ettiği cevabı verir…
Kimi emekle anılır, kimi ihanetle.