6 Şubat 2023 sabahı saat 04.17’de Türkiye, tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle uyandı. Art arda meydana gelen iki büyük deprem, yalnızca yer kabuğunu değil, milyonlarca insanın hayatını da derinden sarstı. Büyük yıkımın ve acının yaşandığı depremin üzerinden tam 3 yıl geçti.
11 ilde büyük yıkıma neden olan bu depremler; binlerce can kaybı, yüz binlerce yıkılan ya da ağır hasarlı bina ve tarifsiz bir acıyı beraberinde getirdi. 6 Şubat, Türkiye’nin hafızasında sadece bir tarih değil; acının, hüznün ve sorgulamanın adı oldu.
Depremin ardından ortaya çıkan manzara, insan hayatının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Enkaz altında kalan sesler, çaresizce bekleyen aileler, soğukta geçen uzun saatler ve kaybedilen hayatlar, toplumun ortak vicdanında derin yaralar açtı. Birçok çocuk annesini, birçok anne evladını, birçok insan ise tüm yaşamını kaybetti. Acı, sadece yıkılan binaların altında değil; geride kalanların yüreklerinde de enkaz halinde kaldı.
Bu felaket, aynı zamanda büyük bir hüzün ve yas sürecini beraberinde getirdi. Türkiye’nin dört bir yanında insanlar birbirinin acısına ortak oldu. Yardım konvoyları yola çıktı, gönüllüler enkaz başlarında umut oldu, tanımayan insanlar birbirine sarıldı. Dayanışma, bu büyük karanlıkta yakılan en güçlü ışıktı. Ancak tüm bu çabaya rağmen, kayıpların geri gelmeyeceği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalındı.
6 Şubat depremleri yalnızca bir doğa olayı değil, aynı zamanda insan eliyle büyüyen bir afetti. Çünkü depremin yıkıcı etkisi, büyük ölçüde ihmallerin sonucuydu. Bilim insanları yıllardır bu bölgeler için deprem uyarıları yapmış, fay hatlarının varlığı ve riskler defalarca dile getirilmişti. Buna rağmen plansız kentleşme, denetimsiz yapılaşma ve mühendislik kurallarına uyulmaması, felaketin boyutunu katbekat artırdı. Sağlam yapılmış binalar ayakta kalırken, kurallara aykırı yapılar adeta kâğıt gibi yıkıldı.
Bu noktada çıkarılması gereken en önemli ders, depremin değil; ihmalin öldürdüğüdür. Depremi engellemek mümkün değildir, ancak depreme dayanıklı şehirler inşa etmek mümkündür. Bilimin ve mühendisliğin sunduğu imkânlar doğru şekilde kullanıldığında, can kayıpları büyük ölçüde önlenebilir. Zemin etüdü yapılmadan inşa edilen binalar, kalitesiz beton, yetersiz denetimler ve rant odaklı yaklaşımlar, toplumun güvenliğini tehdit etmektedir.
6 Şubat, “Deprem olacak mı?” sorusundan çok, “Biz depreme hazır mıyız?” sorusunun sorulması gerektiğini acı bir şekilde öğretmiştir. Binaların güvenliği, şehirlerin planlanması, acil durum yönetimi ve toplumun afet bilinci, hayati öneme sahiptir. Deprem çantası hazırlamak, toplanma alanlarını bilmek ve temel afet eğitimi almak, bireysel sorumlulukların başında gelmektedir.
Bir diğer önemli ders ise hafızayı diri tutmaktır. Türkiye, geçmişte yaşadığı birçok depremden sonra kısa süreli önlemler almış, ancak zamanla bu acıları unutmuştur. Oysa unutulan her felaket, bir sonrakinin daha ağır yaşanmasına neden olmaktadır. 6 Şubat, unutmamamız gereken bir milat olmalıdır. Kaybedilen canlar, alınmayan önlemlerin bedeli olarak hatırlanmalı ve bir daha yaşanmaması için kalıcı politikalar üretilmelidir.
Bilimi rehber edinen, insan hayatını merkeze alan ve sorumluluk bilinciyle hareket eden bir toplum, depremlerle yaşamayı öğrenebilir.
6 Şubat’ta kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımızın mekânı cennet olsun.