Kış ayı gerçekten dert ayı…
Bu söz, Anadolu’da boşuna söylenmemiştir. Kış; sadece soğuk, kar ve ayaz değildir. Kış; geçim derdidir, yakacak kaygısıdır, yoludur, elektriğidir, hastalığıdır, yalnızlığıdır. Hele ki son yıllarda kış, dar gelirli için başlı başına bir mücadele mevsimi haline gelmiştir.
Sonbahar bitip hava soğumaya başladığında evlere ilk giren şey hüzün olur. Çünkü herkes bilir ki doğalgaz faturası kabaracak, elektrik daha çok yanacak, mutfak masrafı artacak, çocukların üstü başı yenilenecek, okul masrafları katlanacak. Kış, cüzdanı ince olan için her zaman daha uzun sürer.
Bir yanda soba başında ısınmaya çalışan yaşlılar, diğer yanda kombiyi açmaya korkan aileler… “Biraz daha dayan, akşam yakarız” cümlesi artık evlerin ortak dili oldu. Çocuk üşür, anne baba içi yanarak camdan sızan soğuğu battaniyeyle kesmeye çalışır. Eskiden sobanın üstünde kestane pişerdi, şimdi sobanın kendisi lüks oldu.
Kış, şehirle köy arasındaki farkı da daha sert gösterir. Köyde yollar kapanır, hastaya ulaşmak zorlaşır, yaşlılar günlerce evden çıkamaz. Şehirde ise trafik kilitlenir, toplu taşıma çilesi artar, kaldırımlar buz tutar. Kar romantik bir manzara olmaktan çıkar, çileye dönüşür.
Ama en ağır kış, deprem yaşamış şehirlerde yaşanır. Malatya gibi, Hatay gibi, Adıyaman gibi…
Konteyner kentlerde kış bir başka zordur. İnce duvarlardan sızan soğuk, insanın iliğine işler. Isıtıcılar yetmez, elektrik kesilirse her şey durur. Çocuklar ders çalışamaz, yaşlılar hastalanır. “Kışı atlatalım yeter” cümlesi, depremzedelerin ortak duası olur.
Kış aynı zamanda yalnızlık mevsimidir. Günler kısalır, geceler uzar. İnsan içine kapanır. Özellikle yaşlılar için kış, unutulmuşluk hissini daha da artırır. Kapıyı çalan olmaz, telefonlar daha az çalar. Bir çorba kaynasın diye soba yakılır ama asıl ihtiyaç olan şey çoğu zaman bir hal hatır soran sestir.
Esnaf için de kış zordur. Sokaklar sakinleşir, müşteri azalır. Küçük esnaf kira derdini, vergi yükünü, artan maliyetleri düşünür. “Bahar gelsin” umudu dükkân vitrininde görünmez ama yürekte hep vardır. Çünkü bahar, sadece mevsim değil, umut demektir.
Kış ayları bize bir gerçeği daha hatırlatır: Dayanışma.
Komşunun kapısını çalmak, ihtiyaç sahibini görmek, yaşlıyı unutmamak, öğrencinin botunu montunu düşünmek… Kış, insan olmanın sınavıdır. Kimimizin fazlası vardır, kimimizin eksiği. Bu mevsimde aradaki fark daha görünür hale gelir.
Belediyeler, kurumlar, sivil toplum kuruluşları kadar bizlere de görev düşer. Bir torba kömür, bir battaniye, bir kap sıcak yemek… Bazen küçük bir destek, bir ailenin kışı daha az üşüyerek geçirmesini sağlar. Unutmayalım, bugün veren yarın alan olabilir. Hayat, mevsimler gibi döner.
Eskiden kış akşamları başka olurdu. Sobanın etrafında toplanılır, çay demlenir, hikâyeler anlatılırdı. Şimdi herkes telefonuna, televizyonuna kapanıyor. Soğuk sadece dışarıda değil, insanlar arasında da hissediliyor. Belki de kışın asıl dersi budur: Birbirimize yaklaşmadan ısınamayız.
Evet…
Kış ayı dert ayı.
Ama aynı zamanda sabrın, paylaşmanın ve insanlığın da ayı. Bahar mutlaka gelir. Kar erir, yollar açılır, güneş tekrar ısıtır. Önemli olan, bu kışı kimleri unutmadan, kimleri yalnız bırakmadan atlattığımızdır.
Çünkü gerçek sıcaklık, kombiden değil;
İnsanın insana dokunmasından gelir.