Bir çocuğun “hayır” demesi çoğu zaman büyükleri rahatsız eder. Çünkü biz, “çocuk dediğin söz dinler, büyük ne derse yapar” anlayışıyla büyütüldük. Oysa çocukların “hayır” deme hakkı, onların hem özgüveninin hem de güvenliğinin teminatıdır.
Çocuklar küçük yaşlardan itibaren, neye “evet”, neye “hayır” diyeceklerini öğrenmelidir. Bu sadece bir davranış biçimi değil, kişisel sınırların farkına varmanın ilk adımıdır. Bir çocuk istemediği bir şeye “hayır” diyebiliyorsa, kendine saygı duymayı öğrenmiştir. Bu, ileride onu birçok olumsuzluk karşısında koruyacak güçlü bir kalkandır.
Ne yazık ki birçok ebeveyn hâlâ çocuğunun her konuda uyumlu, sessiz ve “uslu” olmasını ister. Ancak bu yaklaşım, çocuğun birey olma sürecini gölgeler. “Söz dinleyen çocuk” yetiştirme çabası, çoğu zaman çocuğun duygularının bastırılmasına yol açar. Oysa duygularını bastıran çocuk, ileride ne istediğini bilemez, kendini ifade etmekte zorlanır.
Çocukların “hayır” diyebilmesi, sadece bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda bir yaşam güvenliği meselesidir. Bir yabancının, hatta tanıdık birinin bile sınırlarını ihlal ettiği bir durumda “hayır” diyebilen çocuk, kendini koruyabilir. Bu nedenle aileler, “büyüklere karşı gelme” anlayışını bir kenara bırakmalı, çocuklarının iç sesine kulak vermelidir.
Bir çocuk “istemiyorum” diyorsa, bu saygı duyulması gereken bir tepkidir. Onu susturmak, bastırmak yerine, “neden istemediğini” sormak gerekir. Böylece çocuk, düşüncelerinin değerli olduğunu hisseder. Bu his, özgüvenin en sağlam temelidir.
Okullarda da durum farklı değil. Öğretmenler, “itaatkâr” değil, “kendini ifade edebilen” çocuklar yetiştirmelidir. Sınıf ortamında çocuklara, duygularını anlatabilecekleri etkinlikler sunulmalı, onlara “hayır demenin kötü bir şey olmadığı” öğretilmelidir.
Unutmayalım, çocuklarımız bizim devamımız değil; kendi bireyleridir. Onların sınırlarına saygı duymak, onlara değer vermenin en açık ifadesidir.
Ve bir çocuk “hayır” diyebiliyorsa, o çocuk artık korkmuyor demektir.
Korkmayan çocuk ise geleceğe güvenle yürür.