Dünyadaki mal, mülk, unvan kime kalmış? Üç günlük dünyada bu hırs niye? Günümüzde ne yazık ki evlat babaya, annesine, kardeşlerine karşı saygısını ve bağlılığını eski dönemlere kıyasla daha kolay kaybedebiliyor. Toplumsal yapının değişmesi, bireyselleşmenin artması ve kuşaklar arası iletişim kopuklukları, aile bağlarının zayıflamasına neden olabiliyor. Bu durum genellikle şu şekillerde karşımıza çıkıyor; iletişimsizlik, teknolojinin hayatın merkezine oturmasıyla birlikte, aynı evde yaşayan aile bireyleri bile birbirine yabancılaşabiliyor. Maddi ve manevi kopukluk, yaşlanan anne ve babaların yalnızlığa terk edilmesi veya sadece maddi beklentiler üzerinden bir ilişki kurulması sıkça karşılaşılan bir sorun haline geldi. Değerlerin değişmesi, sabır, vefa ve büyüklere saygı gibi geleneksel değerlerin yerini, daha bencil ve tüketim odaklı bir yaşam tarzının alması bu üzücü tabloyu derinleştiriyor. Bu konuda aklınızdan geçen veya dertleşmek istediğiniz belirli bir durum ya da örnek var mı? İsterseniz bu toplumsal değişimin nedenlerini ve aile içi bağları yeniden güçlendirmenin yollarını daha detaylı konuşabiliriz. Ama olmuyor, eskilerin dediği gibi ‘Erkek çocuğu evlenene kadar. Kız çocuğu kocaya varıncaya kadar.’ Neden? Şimdi öyle bir duruma gelmişiz ki, herkes bu konuda şikâyetçi sevgili arkadaşım Ali Topal'ın yazdığı gibi; günümüzde ne yazık ki evlat babaya, baba evlada; kardeş kardeşe küsmüş. Aynı anne ve babanın evlatları, aynı evde büyümüş, aynı sofrada yemek yemiş insanlar birbirleriyle konuşmuyor. İnsan ister istemez soruyor, üç günlük dünyada bu küslük niye? Hadi diyelim kardeşler arasında miras kavgası çıktı ya da hanımlar arasında bir anlaşmazlık, bir çekişme yaşandı. Birbirlerine karşı kırıldılar, öfkelendiler. Peki insan, kardeşini tamamen hayatından çıkaracak kadar ne yaşayabilir? Öyle aileler var ki kardeşler birbirleriyle konuşmuyor. Hatta iş o kadar ileri gidiyor ki anne veya babaları vefat ettiğinde bile ayrı ayrı taziye evlerinde taziyeleri kabul ediyorlar. Oysa ölüm, insana hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatmalı değil mi? Büyükler boşuna söylememiş: “Kardeşi kardeşten ayıran dört şey vardır: Miras kavgası, hanımların çekişmesi, hasetlik ve ölüm.” Miras kavgası kardeşleri birbirine düşürür. Hanımlar arasındaki çekişmeler zamanla kardeşlere yansır. Hasetlik, kardeşinin mutluluğunu bile insana dert ettirir. Ölüm ise bazen kardeşleri bir araya getirmesi gerekirken, geçmişteki kırgınlıklar sebebiyle aralarındaki mesafeyi daha da ortaya çıkarır. Ama unutulmamalıdır ki mal paylaşılır, hayat paylaşılmaz. Bugün kavga ettiğimiz miras, yarın başkasının elinde olabilir. Bugün uğruna kardeşimize küstüğümüz birkaç dönüm tarla, birkaç ev veya birkaç kuruş para, yarın bizim için hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Asıl kayıp, kardeşi kaybetmektir. Bir başka büyük problem de baba ile evlat arasındaki soğukluklardır. Çoğu zaman evlat evlendikten sonra ailesinden uzaklaşmaya başlıyor. Bazen de eşinin ailesiyle ne kadar yakınsa, kendi anne ve babasına o kadar uzak olabiliyor. Elbette gelin ile kayınvalide, damat ile kayınpeder arasında güzel ilişkiler kurulması çok değerlidir. Ancak insan kendi anne ve babasının hakkını da unutmamalıdır. Çünkü o evladın bugünlere gelmesini sağlayan sadece eşi değildir. O evlat daha dünyaya gelmeden başlayan bir fedakârlık vardır. Anne ve baba, imkânları ölçüsünde yıllarca evladı için çalışır, çabalar, yeri gelir kendi ihtiyaçlarından vazgeçer. İmkânı çok olan çok verir, imkânı az olan az verir. Ama unutmayalım, çoktan vermek kolaydır, azdan vermek kıymetlidir. Anne ve babanın yaptığı fedakârlıkların büyük bir kısmı evlat tarafından o gün fark edilmez. Ta ki anne veya babasını kaybedene kadar. Anne babayı kaybettikten sonra mezarının başında ömür boyu göz yaşı döksen fayda etmez. Anne ve babamız hayattayken onların kıymetini bilelim. Kardeşlerimiz hayattayken birbirimize sahip çıkalım. Birbirimizi kırmadan, küçük meseleleri büyütmeden, dünyalık meseleler uğruna akrabalık bağlarımızı koparmadan yaşayalım. Çünkü hayat gerçekten çok kısa. Bugün yanımızda olan insan, yarın olmayabilir. Bugün “Ben onunla konuşmam” dediğimiz kardeşimizin cenazesinde belki de en önde biz duracağız. Peki o zaman bu öfke, bu gurur, bu küslük neye yarayacak? Üç günlük dünyada birbirimizi kırmaya değer mi? Mal mülk kalır, para kalır, evler ve tarlalar el değiştirir. Ama kaybedilen kardeşlik, kaybedilen anne-baba ve kaybedilen güzel günler geri gelmez. Elbette her olayın kendine göre şartları vardır. Haksızlığa uğrayan, zulüm gören veya ciddi sebeplerle mesafe koymak zorunda kalan insanlar olabilir. Burada bütün aileleri aynı kefeye koymuyoruz. İstisnaları ayrı tutuyoruz. Bizim sözümüz, basit meseleleri büyütüp kardeşliğini, anne-babalığını ve akrabalık bağlarını kaybedenleredir. Geliniz, daha fazla geç olmadan birbirimizin kıymetini bilelim. Bir telefon açmak, bir “Nasılsın?” demek, bir büyüğün elini öpmek, bir kardeşle aynı sofraya oturmak bazen yıllarca sürecek bir pişmanlığın önüne geçebilir. Unutmayalım, dünya malı paylaşılır, kardeşlik paylaşılmaz. Anne-baba kaybedilir, yerine yenisi gelmez. İnsanın hayatının sonunda elinde kalan, çoğu zaman sahip oldukları değil; kırmadığı kalpler ve koruduğu gönül bağlarıdır.