Son günlerde ülkemizin farklı bölgelerinde yaşanan, medya ve sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaşan şiddet vb. olaylar...

Bu yazımın ana sebeplerinden biri: Geçtiğimiz yıllarda bir ilde belediye otobüsüne bindim. Sonraki bir durakta otobüse hamile bir kadın bindi. Otobüste oturan hiçbir genç bu bayana yer vermedi ve orada bulunan yaşlı adamlar yer verdi. Sonra bir kadın gençlere dönerek onlara kızdı.

Gençler hiç umursamayarak bir de üstüne bayana laf söylediler.

Kendi kendime bu defa düşündüm: Acaba her şeyi hak mı ediyoruz?

Bu nesil nasıl bir nesil, çözemedim. Sürekli sosyal medyada vs. hep bir dolandırma, hep bir kazık atma, cinayet vb. bitmiyor. Forumda bile devamlı bu tarz başlıklar açılıyor.

Bazen diyorum ki; düzen hep böyleydi ama biz küçüktük, farkında değildik galiba. Eski insanlarda karakter vardı, sonradan bozuldu.

1 paket sigarayı dolaptan vs. çalan insanlar var ya, aklıma geldikçe sinir oluyorum.

Ben 60 kuşağı olarak çocukluğumda toplum, insanlar böyle değildi.
Edep vardı, adap vardı, utanma vardı, saygı vardı, görgü vardı, şeref vardı, namus vardı, Allah korkusu vardı...

Çalanın, dolandıranın, güçlü olup güçsüzü ezenin, hırsızın, utanmazlığın, yüzsüzlüğün prim yaptığı bir dönemdeyiz artık.

Doyumsuz olduk; hep daha fazlasını isteme, yetmediğinde hak hukuk tanımama başladı. En önemlisi saygı kalmadı.

Televizyonlar olsun, yaşam biçimimiz olsun; saygı duymayı utanılacak bir şeymiş gibi göstermeye başladı insanımıza.

“Yaşam şartları” diyor ya insanlar; bakıyorum da biz çok daha iyi şartlardayız eskilere göre. Eskiden olan yokluklar, zorluklar şimdi kaçımıza çıksa ne kadar dayanabiliriz diye soruyorum kendime.

Ama ne oldu? Her yeni nesilde daha bir doyumsuzluk olduğundan dolayı artık hayat şartları zormuş gibi geliyor bize. Lükse alıştırıldık; yetmediğinde karşıdakinin hakkına saygı duymamayı öğrendik.

Çevremde benimle yaşıt ya da bir tık daha büyüklere bakıyorum da kaç tanesi gerçek manada yetiştirdiği çocuk ile ilgileniyor? Sorsam çoğuna “neyi eksik?” diyor. Ama o çocuğun manevi duyguları eksik, en önemlisi.

Mantık çok basitleşmiş:
Gençler evlenecek… Evlenmiyor.
Evleniyor, zaman geçiyor… “Hadi çocuk yapalım.”
Anne baba çalışıyor, “yok olmaz” diyorlar.
Çocuk oluyor.

Anne baba işte olduğu için çocukla ilgilenemiyor. O zaman da hepsi ya internet üzerinde ya kendi âlemlerindeler.

“Baba telefon al.”
Baba, anne telefonu alıyor.
“Bana bulaşma” mantığı var artık çoğu ailede.

Nesil ahlaki olarak da manevi olarak da hiç iyiye gitmiyor. Hadi hayırlısı…

Hani bizim insanımız için derler ya; biz misafirperveriz, biz dost canlısıyız, biz milliyetçiyiz diye…
Bence biz sadece çıkarcı bir millet olduk, başka açıklaması yok.

Eskiden aile terbiyesi denen bir şey vardı. Sonra bu çocuklar türedi, düzen değişti.

Birbiriyle dalga geçme, arkasından kuyusunu kazma çoğaldı.
Eline tespih alanı adam saydılar.
“Bana para gelsin de nasıl gelirse gelsin, ne olursa olsun bana dokunmasın” mantığı geldi.

Çıkar ilişkileri için millet birbirinin bir yerini yalamaya başladı. Sonra ortalık iyice bozuldu zaten.

Şu an verilen eğitim sisteminin de katkı payı büyük.

Biz ilkokulda öğretmenlerimize saygısızlık hiç ama hiç yapmazdık, onlar da bize yapmazlardı. Bize dersleri sevdirirlerdi.

Ben şu ana kadar ne öğrendiysem ilkokul öğretmenlerim sayesinde öğrendim. Mekânları cennet olsun.

O dönemde bizlere anne baba olan öğretmenlerimizden Allah bin kere razı olsun.

Lise, üniversite derken daha sonra bir şeyler öğrenmenin sadece hocada bitmediğini anladım. Daha sonrasındaki eğitim sistemini de hepiniz görüyorsunuz zaten.

Bir işte karşılıklı “saygı ve sevgi” yoksa o işin hiçbir anlamı yoktur.

Kendim gazeteci ve TV program yapımcısı olarak yaklaşık 2-3 yıldır TV izlemeyi bıraktım (maçlar dışında). Ne kadar saçma program varsa hiçbirini izlemiyorum.

Eskiden köylülerimiz kahvede toplanıp sohbet ederdi. Nerede o eski muhabbetler?

Eskiden herkes birbirine yardım ederdi. Şimdi ise insanlar 3-5 kuruş için eşini dostunu öldürüyor.

Yazık vallahi yazık, ne diyeyim…

Avrupa Birliği diye diye ülkeyi ne hale getirdiler. Sizin Avrupa Birliği dediğiniz yerde samimiyet, dostluk denen şey yok; sadece kimse hakkını yedirmiyor.

Nasıl bir ülke olduk arkadaş, ağlanacak halimize gülüyoruz.

Bizden sonraki nesil ne olacak? Bunları gördüğümüz zaman yine akıllanmıyoruz.

Ve son sözler:

Bu hayatta nasıl olmak istiyorsanız öyle yaşamaya bakın. Kimseyi memnun etmek için yaşamıyorsunuz. Yanlışınız da olacaktır, hatalarınız da, elbette yanılgılarınız da olacaktır. Ama kimse için değil ya da kimse yüzünden yanılgıya düşmüş olmayacaksınız.

Hani derler ya “kendi düşen ağlamaz”, aynen öyle.

Kimsenin sizi yolunuzdan alıkoymasına da müsaade etmeyin. Yol sizin.

Kimseye kendinizi sevdirmek zorunda değilsiniz, kimseyi yanınızda götürmek mecburiyetiniz de yok.

“Şeklim şemalim budur” deyip yolunuza bakın. Yol yordam bilmeyene bir de izah gayretine girmeyin boş yere.

Tavrınız net olsun. Tarzınız varsa bir duruşunuz olur.

Duruşunuz varsa yolunuza taş koymak isteyenler çok olur. Siz doğru yolda yürüyün; yoldaşınız zaten yanınızda olur, geri kalanı da karşı kaldırımda.

İnsanlar o kadar yalancı ve sahtekâr olmuş ki…

Ne Allah korkusu ne utanma duygusu kalmış.

İnsanların birçoğunun paradan başka gözü hiçbir şey görmüyor.

Bu saatten sonra hiçbir söylediklerine inanamayacağım.

İnsanların dini imanı para, mal, mülk olmuş sanki… Bu malları, parayı mezara götürecekler gibi. Oysa herkes biliyor ki bu dünyadan 2 metre kefenle gidecek.

Ne hatır kalmış, ne sevgi ne de saygı…

Ben bunları gördükçe herkes gibi çok üzülüyorum.

Yalan söyledikleri için değil, güven duygumu yıktıkları için…

Durumlar hiç iyi değil.

Allah sonumuzu hayırlı kılsın.