Yıllarca yazılı basın ve görsel (TV) içinde olmam münasebetiyle Malatya halkı bizleri iyi tanıyor.

Malatyalı olarak sürekli ekran karşısında program yaptığımızdan ve insanlarla iç içe olduğumuzdan dolayı, bazen çarşıda, pazarda bizi gördüklerinde sıkıntılarını ve sorunlarını dile getiriyorlar.

Biz de bu sıkıntıları kimi zaman yetkili yerlere iletiyor, kimi zaman da sosyal medya aracılığıyla (Facebook, Instagram, WhatsApp) gündeme getiriyoruz.

Bugün bana bir büyüğüm nasihat vererek şöyle dedi:

“Güzel kardeşim, Malatya halkı seni çok seviyor, ben de seni seviyorum. Sana bir şey söyleyeceğim ama bana kızma…” diyerek devam etti:

Bu memlekette doğruları söylersen kimseye yaranamazsın.

Ne yaparsan yap, hep bir memnuniyetsizlik, hep bir şikâyetle gelecekler kapına.

Kendini başkalarını memnun etmek için yorma.

Bırak seni hak etmeyen insanları, kendin için yaşa.

Uğraşma boşuna.

Yaptığın şeylere karşılık bekleme, teşekkür dahi etmeyecekler.

Değer zaten bilmezler.

Senden hep daha fazlasını isteyecekler. Çünkü nankörler.

Yani diyeceğim o ki; seni kaybetmekten korkmayan, senin için oturduğu yerden konuşmak dışında hiçbir şey yapmayan, sana değer vermeyen ve hayatında anlam taşımayan hiç kimse için çabalama.

Memnun etmeye çalışma.

Kendine bu haksızlığı yapma.

Kim sana ne veriyorsa sen de onu ver, fazlası yok…

Doğru ama…

Bazı konular yetkililerin gözünden kaçıyor. Ben de gözden kaçan bu konuları uyarı ve bilgilendirme amacıyla yazarak bir nebze olsun yardımcı olmak istiyorum.

Benim gayem bu; yoksa kimseyi yargılamak değil.

Hâlâ bu dünyada misafir olduğunu bilmeyenlere…

Daha dün gibi…

Zaman hızla geçiyor.

1963 – 2024

Biraz da kendimden örnek vereyim:

Hasan Varol Ortaokulu’na giderken, 15 yaşında gazete dağıtarak çalışmaya başladım.

Boş zamanlarımda da boş durmuyor, kendi kendime bir şeyler yapıyor ve öğreniyordum.

Okul dönemime dair birçok şeyi hatırlarken, sonraki yıllardan hafızamda kalan çok az şey var.

Çalışma hayatı ister istemez insanı sıkıcı ve boğucu bir rutinin içine hapsediyor.

Yeni şeyler yapmak ve zamana karşı çözümler üretmek için de fazla seçeneğiniz kalmıyor.

İşte bu yüzden hâlâ gerçekleştiremediğimiz birçok hayalimiz vardır.

Bunlar için en büyük bahanemiz de “vaktim yok” oluyor.

Çünkü zaman çok hızlı akıyor.

Rabbim sağlık, sıhhat ve iman versin. Çünkü bu dünyadan bir bahane ile, sadece iki metre bez parçası olan kefenle gideceğiz.

Bunu bildiğimiz hâlde üç günlük dünya için; mal, mülk, miras ve para uğruna kimsenin kalbini kırmayalım.

Çünkü yaşadığımız süre içerisinde;

Yedik, içtik, ibadet yaptık ya da nefsimize uyduk…

Ama gördük ki ölüm saniyeler içinde geliyor.

Hiçbir şey seninle gelmiyor, her şey dünyada kalıyor.

Benim yaşımda ve benden büyük abilerim çok zor bir dönemden geçti.

Hâlâ bu imtihanımız devam ediyor.

Yaşadıklarımızdan ders çıkarmadan…