İnsanın hayatta en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri güvendir. Doğduğumuz andan itibaren anne-babamıza, büyüdükçe öğretmenlerimize, arkadaşlarımıza ve hayatın farklı alanlarında karşımıza çıkan otorite figürlerine güvenerek yol alırız. Güven, toplumsal yaşamın da temel taşıdır. Ancak bu değerli duygu, yanlış kişilere yöneltildiğinde telafisi zor sonuçlar doğurabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde Malatya’da ortaya çıkan ve “büyü bozma, muska yazma” gibi sahte vaatlerle vatandaşları dolandıran bir şebekenin çökertilmesi, aslında bu acı gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Sadece birkaç kişinin değil, onlarca insanın dini ve manevi duyguları istismar edildi. Kimi huzurunu, kimi umudunu geri kazanma hayaliyle bu insanlara kapısını açtı; karşılığında ise yaklaşık 37 milyon lira gibi devasa bir meblağ buhar oldu.
İNSAN NEDEN KANAR?
Burada en temel soru şu: Akıl çağında, bilgiye her an ulaşılabilen bir dönemde insanlar hâlâ nasıl oluyor da “üfürükçü” ya da “hoca” kisvesi altındaki dolandırıcılara inanabiliyor? Cevap aslında çok basit: İnsan çaresiz kaldığında aklın önüne duygular geçiyor. Hastalığına şifa bulamayan, aile huzursuzluğu yaşayan, işinde başarısız olan veya sadece gelecek korkusu taşıyan bireyler, mantık süzgecini bir kenara bırakıp “belki olur” diyerek her çareye sarılabiliyor. İşte dolandırıcıların en güçlü silahı da tam burada devreye giriyor.
DİNİ VE MANEVİ DEĞERLERİN İSTİSMARI
Toplum olarak inançlara derin saygı duyarız. Dualar, ritüeller, manevi pratikler hepimizin hayatında bir yer tutar. Ancak inanç üzerinden menfaat devşirmeye çalışanlar da her dönemde karşımıza çıkıyor. Tarihte “büyücüler”, “falcılar”, “muskacılar” vardı; bugün sosyal medya üzerinden “enerji uzmanları” ya da “şifacılar” adıyla boy gösteriyorlar. Ortak noktaları, insanların en hassas yanlarını hedef almaları.
Dolandırıcılar için bu işin iki boyutu var: İlki maddi kazanç. Çoğu kez milyonlarla ifade edilen haksız bir gelir sağlıyorlar. İkincisi ise manevi tahribat. İnsanlar sadece parasını kaybetmiyor; aynı zamanda umudunu, inancını ve çevresine olan güvenini de yitiriyor. İşte asıl büyük zarar bu.
SORGULAMAK EN GÜÇLÜ KALKAN
Elbette ki güven duygusunu kaybetmek, hayata şüpheyle bakmak da sağlıklı değil. Ancak sağlıklı güven için sorgulamak şart. Bize vaat edilen şey mantığa uygun mu? Karşımızdaki kişi gerçekten yetkin mi, yoksa sadece bir “söz büyücüsü” mü? Bir insanın, Allah’ın yetkisine soyunurcasına “ben senin kaderini değiştiririm” iddiasında bulunması başlı başına sorgulanması gereken bir durum değil midir?
Toplumun en büyük gücü bilinçli bireylerden oluşmasıdır. Dolandırıcılara karşı en etkili önlem, vatandaşın farkındalığını artırmaktır. Bu noktada basına, sivil toplum kuruluşlarına, eğitim kurumlarına büyük görev düşüyor. İnsanlara hem hukuki hem de dini çerçevede bu tür istismarların yanlışlığı anlatılmalı.
BEDELİ AĞIR OLAN GÜVEN
Güvenmek elbette önemlidir. Güven olmadan dostluk da, ticaret de, aile hayatı da ayakta duramaz. Ancak yanlış kişilere duyulan güven, insanın cebinden önce kalbini, sonra da geleceğe dair inancını çalar. Malatya’daki son operasyonun ardından ortaya çıkan tablo, hepimize şu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor: Güvenmek güzel bir erdemdir ama bedeli yanlış kişilere ödendiğinde çok ağır olabilir.
Bu yüzden güvenimizi verirken aklımızı yanımıza almalı, duygularımızın bizi yanıltmasına izin vermemeliyiz. Unutmayalım ki gerçek şifa ne muskada ne de sahte hocaların vaatlerinde gizlidir; gerçek şifa akılda, bilimde ve samimi inançtadır.