Televizyon, bir zamanlar aileyi aynı çatı altında bir araya getiren, ortak sohbetin ve paylaşımın aracıyken bugün giderek aile yapısını aşındıran bir etki alanına dönüşmüş durumda. Özellikle son yıllarda ekranları işgal eden televizyon dizileri, yalnızca birer eğlence ürünü olmaktan çıkmış; toplumsal değerleri yeniden şekillendiren, hatta çoğu zaman tahrip eden güçlü birer kültürel aktör hâline gelmiştir. En büyük zararı ise toplumun temel taşı olan aile kurumuna vermektedir.

Bugün prime time kuşağında yayınlanan dizilerin büyük bir bölümüne baktığımızda, sadakat, mahremiyet, saygı, ebeveyn-çocuk ilişkisi ve evlilik gibi kavramların sistemli biçimde aşındırıldığını görmek zor değildir. Aldatma, şiddet, entrika, çıkar ilişkileri ve yozlaşmış ilişkiler, sıradan ve hatta “kaçınılmaz” bir hayat gerçeği gibi sunulmaktadır. Daha da vahimi, bu olumsuzluklar çoğu zaman sorgulanmadan, cezalandırılmadan ve dramatik bir normalleşme içinde izleyiciye aktarılmaktadır.

AİLE DEĞİL, ÇATIŞMA SAHNESİ

Televizyon dizilerinde aile, artık güvenli bir liman değil; bitmeyen çatışmaların, ihanetlerin ve güç savaşlarının yaşandığı bir ring olarak resmedilmektedir. Anne-baba figürleri ya otoritesiz, ya duyarsız ya da ahlaki açıdan sorunlu karakterler olarak kurgulanmakta; çocuklar ise ya ailesine başkaldıran ya da tamamen denetimsiz bireyler şeklinde gösterilmektedir. Bu temsiller, özellikle çocuklar ve gençler için son derece sakıncalı bir rol model alanı oluşturmaktadır.

Ekranda sürekli olarak “aldatmanın olağan”, “yalanın gerekli”, “şiddetin çözüm yolu” gibi mesajlarla karşılaşan bireyler, zamanla bu davranışları içselleştirmekte ve gerçek yaşamda da benzer tutumlara daha toleranslı yaklaşabilmektedir. Televizyon dizileri, sadece hikâye anlatmamakta; aynı zamanda neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair örtük bir ahlak dersi vermektedir. Ne yazık ki bu dersin içeriği çoğu zaman sorunludur.

ÇOCUKLAR VE GENÇLER İÇİN SESSİZ TEHLİKE

En savunmasız grup ise hiç kuşkusuz çocuklardır. Çocuklar, izledikleri karakterleri taklit ederek öğrenir; davranış kalıplarını ekrandan alır. Ancak günümüz dizilerinde çocukların izleyebileceği saatlerde dahi şiddet, küfür, cinsellik ve aile içi çatışma yoğun biçimde yer almaktadır. “Zaten anlamazlar” düşüncesi, büyük bir yanılgıdır. Çocuklar anlar, görür ve öğrenir.

Gençler açısından da durum farklı değildir. Aşk, evlilik ve ilişki kavramları, diziler aracılığıyla çarpıtılmakta; sorumluluk yerine haz, emek yerine kısa yollar, sadakat yerine geçici tutkular yüceltilmektedir. Bu durum, uzun vadede evlilik algısını zayıflatmakta, aile kurma isteğini azaltmakta ve bireysel yalnızlığı artırmakta.

 

REYTİNG UĞRUNA DEĞER EROZYONU

Elbette tüm bu tablonun arkasında güçlü bir motivasyon vardır: reyting. Daha fazla izlenmek uğruna sınırlar zorlanmakta, toplumsal hassasiyetler göz ardı edilmekte ve ahlaki sorumluluk ikinci plana atılmaktadır. Oysa televizyon, kamuoyunu şekillendiren en etkili araçlardan biridir ve bu gücün beraberinde ciddi bir sorumluluk getirdiği unutulmamalıdır.

Yapımcılar ve senaristler, “biz sadece izleyiciye istediğini veriyoruz” savunmasına sığınmaktadır. Ancak izleyicinin ne istediğini belirleyen de yine uzun yıllardır ekrana sunulan bu içeriklerdir. Kısacası, bu bir kısır döngüdür ve bedelini toplum ödemektedir.

NE YAPILMALI?

Bu noktada sorumluluk yalnızca yapımcılara değil; yayıncı kuruluşlara, denetleyici kurumlara, ailelere ve izleyicilere de düşmektedir. RTÜK’ün denetim mekanizmaları daha etkin hâle getirilmeli, aile yapısını ve çocuk gelişimini olumsuz etkileyen içerikler konusunda daha caydırıcı adımlar atılmalıdır. Aileler ise çocuklarının ne izlediğini takip etmeli, televizyonu bir “bakıcı” olarak kullanmaktan vazgeçmelidir.

Ayrıca nitelikli, değer temelli, aileyi güçlendiren yapımların teşvik edilmesi büyük önem taşımaktadır. Sorunlu ilişkileri anlatmak elbette mümkündür; ancak mesele, bu sorunların nasıl sunulduğu ve neyin meşrulaştırıldığıdır.

Televizyon dizileri, masum bir eğlence aracı değildir. Her sahne, her diyalog ve her karakter, izleyicinin zihninde bir iz bırakır. Aile yapısının giderek zayıfladığı, bireysel yalnızlığın arttığı günümüz toplumunda televizyon dizilerinin bu sürece katkı sunduğunu görmezden gelmek mümkün değil.