Hayatın vazgeçilmez kaynağı sudur. İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler suyun etrafında kurulmuş, şehirler su kaynaklarının bulunduğu bölgelerde gelişmiştir. Bugün de değişen hiçbir şey yok. Bir şehir için yollar, binalar, fabrikalar ne kadar önemliyse, temiz ve kesintisiz içme suyu da en az onlar kadar hayati öneme sahiptir. Malatya, yıllardır içme suyunun büyük bölümünü Gündüzbey Kaptajı’ndan karşılıyor. Dünya üzerinde ender rastlanabilecek kadar güçlü bir doğal kaynağa sahip olmak büyük bir nimet. Saniyede binlerce litre suyun tek kaynaktan çıkması gerçekten şehrimiz adına büyük bir zenginliktir. Bu nimetin kıymetini bilmek ise hepimizin ortak sorumluluğudur. 6 Şubat depremlerinin ardından bu kaynağın bir süre debisinin azalması ve suyun bulanık akması, aslında yıllardır dile getirilen önemli bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. O günlerde yaşanan sıkıntılar, tek bir kaynağa bağlı olmanın ne kadar büyük bir risk taşıdığını hepimize gösterdi. Çok şükür ki zamanla su yeniden eski haline kavuştu ve şehir rahat bir nefes aldı. Ancak yaşananlar, unutulacak bir tecrübe olmamalıdır. Aslında yıllardır Malatya'da en çok sorulan sorulardan biri hep aynı oldu: “Bir gün bu kaynak zarar görürse ne yapacağız?” Deprem olur, büyük bir sel yaşanır ya da farklı bir doğal afet meydana gelir ve tek içme suyu kaynağımız kullanılamaz hale gelirse milyonlarca litre suya ihtiyaç duyan bu şehir nasıl ayakta kalacaktır? Bu sorunun cevabı yalnızca bugünü değil, geleceği de ilgilendiriyor. Geçmişte yaşanan olaylar bunun ne kadar önemli olduğunu defalarca gösterdi. 1991 yılında meydana gelen büyük sel felaketinde kaptaj tesisinin zarar görmesi nedeniyle şehir uzun süre ciddi su sıkıntısı yaşadı. Yakın geçmişte meydana gelen su taşkınlarında da kaptaj bölgesi risk altında kaldı. Zamanında yapılan müdahaleler sayesinde daha büyük sorunlar yaşanmadı. Ancak her olay bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Afet olduktan sonra değil, olmadan önce tedbir almak gerekir. Sevindirici gelişmeler de yok değil. Son dönemde alternatif bir su kaynağı üzerinde çalışmalar yapılarak yeni bir kaptaj tesisi, içme suyu deposu, yeni hatlar ve bağlantılar oluşturuldu. Bu çalışmalar önemli ve değerli adımlardır. Ancak artan nüfus, iklim değişikliği ve olası afetler düşünüldüğünde, şehrin su güvenliğini tek bir projeyle garanti altına almak mümkün değildir. Alternatif kaynakların çoğaltılması ve uzun vadeli planlamaların sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Malatya'nın çevresi barajlar ve önemli su kaynaklarıyla çevrili olmasına rağmen, bunlardan içme suyu amacıyla yeterince faydalanılamaması uzun yıllardır tartışılan bir konu. Şehrin geleceği için barajlardan alınabilecek suyun arıtılarak depolara aktarılması gibi projeler yeniden değerlendirilmeli ve uygulanabilirliği bilimsel veriler ışığında ele alınmalıdır. Böyle bir yatırım yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakları da güvence altına alacaktır. Öte yandan mesele yalnızca yeni su kaynağı bulmak değildir. Mevcut kaynağı korumak da en az onun kadar önemlidir. Kaptaj bölgesi, adeta göz bebeğimiz gibi korunmalıdır. Bölgenin çevresinde yapılacak faaliyetlerin su kaynaklarına zarar vermeyecek şekilde planlanması gerekir. Taşkın riski bulunan alanlarda gerekli mühendislik önlemleri alınmalı, olası afet senaryoları hazırlanmalı ve uzmanlar tarafından düzenli fizibilite çalışmaları yapılmalıdır.

Ne yazık ki çoğu zaman afet yaşandıktan sonra olay yerine gidiliyor, incelemeler yapılıyor ve açıklamalar yapılıyor. Oysa asıl başarı, afet gerçekleşmeden önce gerekli önlemleri hayata geçirebilmektir. Su güvenliği de ancak uzun vadeli planlama ve önleyici yatırımlarla sağlanabilir. Bugün şehirlerde nüfus artıyor, sanayi gelişiyor, tarımsal üretim büyüyor. Bütün bunlar daha fazla su tüketimi anlamına geliyor. İklim değişikliği ise su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırıyor. Böyle bir dönemde suyu sınırsız bir kaynak gibi görmek büyük bir yanılgıdır. Su sadece musluğu açınca akan bir nimet değildir; korunması gereken stratejik bir değerdir. Bu nedenle altyapı yatırımları kadar suyun bilinçli kullanılması da önemlidir. İsraf edilen her damla su, geleceğimizden eksilen bir damladır. Hepimizin günlük hayatta yapacağı küçük tasarruflar bile büyük sonuçlar doğurabilir. Gereksiz su tüketiminden kaçınmak, arızaları zamanında bildirmek ve çevremizde su bilincini yaygınlaştırmak yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Gerçekten de suyun değeri çoğu zaman ancak yokluğunda anlaşılır. Malatya, Allah'ın lütfettiği çok değerli bir su kaynağına sahip. Bunun için şükretmek kadar, bu nimeti korumak da görevimizdir. Güçlü altyapılar kurmak, alternatif kaynakları artırmak, mevcut kaynakları afetlere karşı korumak ve suyu tasarruflu kullanmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü su varsa hayat vardır. Su güvenliği varsa şehir güvendedir. Gelecek nesillere bırakılacak en büyük miras ise yalnızca yollar, köprüler ya da binalar değil; kesintisiz, temiz ve güvenli içme suyudur.