Spor, insan için olmazsa olmazdır.

Bu konuda kendimden başlayayım.

1978-1980 yılları, spora ilk başladığım dönemlerdi. O yıllarda lisansların üstünde Basketbol, Futbol, Voleybol ve Hentbol branşları yazardı. Sporcular, istediği branşı seçerdi; isterse her branşta da görev alma şansı vardı.

Ben de hafta sonunu dört gözle bekler, Cumartesi ve Pazar günleri hiç yorulmak bilmeden o sahadan bu sahaya koşarak gider, maçlarımı oynardım. Maç sonrası, rahmetli Mehmet Abinin ciğerini yer, daha sonra rahmetli Aşık ile fotoğraf çeker ve hiç yorulmadan gazetenin yolunu tutardım.

Futbol, Basketbol ve Voleybol oynadığımız zamanlarda, maç bitiminde yeri geldiğinde büyük abilerimizin çantasını taşır, antrenör ve hakem abilerimizden saha içinde nasihatler dinlerdik. Bizi oyunda tutmak için mücadele ederlerdi.

Şimdikilere bakıyorum…

Üzülüyorum.

Yaklaşık 46 yıldır Malatya sporunu takip eden biri olarak, bu süre içinde Malatya sporuna birçok Malatya sevdalısı abimizin hizmet ettiğine şahit oldum.

Ben, daha önce Malatyaspor’a hizmet edenleri çocuk olduğum için hatırlamıyorum. Fakat 17-18 yaşına geldiğimde Malatyaspor’u ve Malatya amatör maçlarını daha yakından takip etmeye başladım.

O dönemde Cumartesi ve Pazar günlerini iple çeker, Sümer ve Şeker Stadı’nda Mehmet Dayı’nın ciğerini yer, Karagücü, Emniyet, Köy Hizmetleri, Orduzumarif, Battalgazi, Tekelspor, Şekerspor, Sümerspor, Boztepespor, Karakavak, Adafıspor, Ataköy, Malatya İdmanyurdu, Malatyagücü, Demirspor, Maliyespor gibi takımların maç saatlerini dört gözle beklerdim.

Maç öncesi hakem ve takım kadrolarını alır, fotoğraflarını çeker, gazeteye yetiştirmek için bazen araç bulamadığımda yaya olarak baskıya giderdim. Fotoğrafları banyoya girip en güzel kareleri seçer, gazetenin sayfasında yer alması için çabalardım.

Bazen Malatyaspor maçlarını takip etmek için deplasmanlara gider, iki gün sonra Malatya’ya dönerdik. Taraftarların araçlarıyla döndüğümüz günler olur, maçları gazeteye yetiştirmek için zamana karşı yarışırdık.

Malatyaspor’un namağlup olduğu dönemlerde hem kamera hem fotoğraf çekimi yapmak beni hayli zorlardı.

O dönemlerde televizyon yayını olmadığından, bazen PTT aracıyla maç skorlarını bildirir, PTT önünde toplanan Malatyasporlu taraftarlara sonuçları aktarırdık. Büyük emeklerle sabahlara kadar PTT’de, sandalye üzerinde oturup beklediğimiz çok olurdu. Telefoto ile İstanbul’daki ulusal gazetelere resim göndermek için acil baskılar yapar, dua ederdik güzel çıkması için… Çünkü çektiğimiz kareleri anında göremiyorduk.

Evet…

Eskiden emek vardı, heyecan vardı, mutluluk vardı, meslek aşkı vardı. Saygı vardı, meslek dayanışması vardı.

Şimdi ise kuyu kazma var…

Meslek kayboldu. Kopyala-yapıştır, emek hırsızları çoğaldı. Sonra da takım elbise ve kravat giyip “Ben gazeteciyim” diyorlar…

1984 futbol sezonunda Malatyaspor, namağlup şampiyon oldu.

O dönemlerde Malatya, birlik ve beraberlik içinde şampiyonluğa ulaşmıştı.

Rahmetli Nurettin Soykan ile yaptığım röportajda bana,

“İşte Malatya’nın gücü… Taraftar, STK’lar, belediye başkanları, ilçe başkanları ve gazetecilerin bütünleşmesiyle Malatyaspor şampiyon oldu” demişti.

Sonuç olarak; spor yapmak, spora hizmet etmek bir duygu, bir istek işidir.

Ebeveynler olarak çocuklarımızı spora yönlendirelim. Bilgisayar ve cep telefonundan biraz olsun uzak tutalım. Çünkü geleceğimiz olan bu çocuklara sahip çıkmamız şart.

Hem sağlıklı bir yaşam hem disiplinli bir hayat hem de iyi birer birey yetiştirmek için spor şart.