Ne iyilik kaldı ne de ahde vefa... Maalesef bugün geldiğimiz noktada insanlar arasındaki güven, samimiyet ve sadakat her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Durumlar hiç de iyiye gitmiyor. Oysa insan, yaratılışı gereği tek başına yaşayamaz. Hayatın her döneminde, şu veya bu şekilde mutlaka bir başkasına ihtiyaç duyar. Kimi zaman bir dostun omzuna, kimi zaman bir büyüğün duasına, kimi zaman da hiç tanımadığı bir insanın uzattığı yardım eline muhtaç olur. İnsan yaşadığı sürece birbirine muhtaç olacaktır. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. Bugün veren el oluruz, yarın alan el olabiliriz. Bugün destek oluruz, yarın desteğe ihtiyaç duyarız. Hayatın dengesi de zaten bunun üzerine kurulmuştur. Bu yüzden yapılan iyilikleri küçümsememek, onları sıradan görmek yerine kıymetini bilmek gerekir. Birileri bize yardım ettiğinde teşekkür ederiz. Ona dost gözüyle bakar, gönlümüzde ayrı bir yere koyarız. Çünkü iyilik, insanı insana yaklaştıran en güzel köprüdür. Bu, hayatın değişmeyen gerçeklerinden biridir. Aslında bize ulaşan her iyilik, Yüce Allah'ın bize bahşettiği bir lütuftur. O, dilediği kullarını vesile kılarak ihtiyaçlarımızı giderir. Bu nedenle neyin nereden ve nasıl geldiğini düşünürken, her nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmamak gerekir. İyilik, sahibini yüceltir. Allah, bazen insanların eliyle bizi korur, sahiplenir ve sıkıntılarımızı hafifletir. İşte bu yüzden iyiliğin kıymetini bilmek, ona aynı güzellikle karşılık vermek gerekir. Biri bana iyilik yaparsa ben de elimden geldiğince ona iki katıyla karşılık vermeye çalışırım. Çünkü iyiliğin karşılığı yine iyilik olmalıdır. İnsan, kendisine yapılan güzelliği unutursa önce vicdanını, sonra da insanlığını kaybetmeye başlar. Benim belki de en büyük kusurum, iyi niyetli olmamdır. Herkesi kendim gibi gördüm. İnsanlara güvendim, samimiyetle yaklaştım. Değmeyecek insanlara değer verdim, onları adam yerine koydum ama yine de yaranamadım. İnsanların önünü açmaya çalıştım, güzel yerlere gelmeleri için destek oldum; yine de memnun edemedim. Doğruları söyledim, yanlışlardan uzak durmalarını istedim, yine olmadı. "Gittiğiniz yol doğru yol değil" dedim, dinlemediler. Dedikodunun insanı da toplumu da zehirlediğini anlattım, "Dedikodu yapmayın" dedim; buna rağmen yine yaranamadım. Demek ki bazı insanlar gerçeği duymak yerine hoşlarına giden sözleri işitmeyi tercih ediyor. Bütün bunlara rağmen ne doğruluktan vazgeçeceğim ne de iyilik yapmaktan. Çünkü biliyorum ki yapılan her iyiliğin gerçek karşılığını insanlardan beklemek doğru değildir. Asıl mükâfatı verecek olan Allah'tır. İnsanlardan takdir görememek, yapılan iyiliğin değerini azaltmaz. Hayat bana şunu öğretti: İyilik yaparken karşılık beklememek gerekir. Vefa gösteren de olur, göstermeyen de. Kıymet bilen de çıkar, nankörlük eden de. Önemli olan, insanın kendi duruşunu bozmamasıdır. Doğru bildiği yoldan ayrılmaması, vicdanını kaybetmemesi ve ahlakından taviz vermemesidir. Ben yine de dik durmaya devam edeceğim. İnsanların değil, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışacağım. Çünkü gün gelir insanlar unutur, yapılan iyilikleri görmezden gelir; ama Allah hiçbir iyiliği zayi etmez. Asıl önemli olan da geride temiz bir vicdan, güzel bir isim ve hayırla anılan bir ömür bırakabilmektir.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar