Malatya Elit U12-U14- U15 Futbol Ligi’nde güzel görüntünün yanı sıra istemediğimiz bazı görüntüler...Malatya gençler futbol karşılaşmasında: 2026-2027 sezonunda Elit U14 ve U15 Futbol takımları arasında gerçekleşen müsabakalarda sadece sahada gösterilen mücadele değil; aynı zamanda dostluk, centilmenlik, birlik ve beraberlik ruhu da ön plana çıktı. Sporun birleştirici gücünü en güzel haliyle sahaya yansıtan kulüpler geleceğimizin teminatları olan, değerli sporcularına, teknik ekiplerine ve ailelerine öncelikle teşekkür ediyorum. Ayrıca sahada gençlerin özgüvenini kazanmak için hoşgörülü ve daha dikkatli olmalıyız.
Bu konuyla ilgili olarak Mustafa Bulaşmaz, gençlerle ilgili kendi sayfasında kaleme aldığı yazıda “Bırakın Çocuklar Futbol Oynasın”da önemli noktalara temas etti. Bulaşmaz yazısında, “Yıllar sonra önemli bir konu için klavyenin başına geçtim, çünkü mevzu çocuklarımız! Malatya’da U-12 ve U-14 futbol liglerinde heyecan tüm hızıyla devam ediyor. Yeşiltepe Stadyumu’nda sahaya çıkan 11 ile 15 yaş arasındaki genç futbolcuların heyecanı, aslında bu organizasyonların ne kadar önemli bir amaca hizmet ettiğini de gözler önüne seriyor. Kimileri belki de hayatındaki ilk resmi futbol maçına çıkıyor. Kimi ilk kez büyük bir sahada, tribünlerin önünde top koşturuyor. Kiminin gözlerinde heyecan, kiminin yüzünde kazanma arzusu, kimisinin ise sadece futbol oynayabilmenin mutluluğu var. İşte tam da burada asıl mesele başlıyor: Bu çocuklar için futbol, sadece kazanmak ya da kaybetmek değildir. Futbol; birlikte hareket etmeyi, arkadaşlık kurmayı, sorumluluk almayı, mücadele etmeyi, kaybetmeyi kabullenmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı öğretir. Belki de en önemlisi, çocuklarımızın kötü alışkanlıklardan uzak durarak sağlıklı bir yaşamın içerisinde yer almalarını sağlar. Türkiye Futbol Federasyonu Amatör İşler Kurulu’nun genç futbolcuların gelişimini önceleyen uygulamaları da bu noktada büyük önem taşıyor. U-12 ve U-14 liglerinde puanlama sisteminin kaldırılması, maçların sonucundan ziyade çocukların gelişimine odaklanılması açısından son derece doğru bir yaklaşım. Yani artık mesele “Kim kazandı?” değil. Mesele, kim ne öğrendi? Ancak sahadaki görüntülere baktığımızda, bu güzel düşüncenin zaman zaman saha kenarındaki davranışlarla gölgelendiğini de görüyoruz. Henüz futbolun temel eğitimini alan çocukların bulunduğu bu yaş gruplarında; taktik, pozisyon alma, oyun anlayışı ve teknik becerilerin gelişmesi elbette önemlidir. Antrenörler çocuklara yol gösterecek, eksiklerini anlatacak ve futbolun doğrularını öğretecek. Ama bunun da bir sınırı olmalı. Saha kenarından sürekli bağırmak, oyuncuyu azarlamak, her pozisyonda müdahale etmek, “Şuraya koş, buraya git, pas ver, vur!” şeklindeki talimatlarla oyunun her anını yönetmeye çalışmak, gelişim çağındaki çocukların özgüvenini ve oyun zekâsını olumsuz etkileyebilir. Çocuk bazen hata yapacak. Bazen yanlış pas verecek. Bazen pozisyonunu kaybedecek. Bazen gol kaçıracak. Bırakalım biraz da kendi hatasını kendisi görsün. Çünkü futbol sadece antrenörün söylediklerini uygulamak değildir. Çocuğun oyunu okuyabilmesi, karar verebilmesi ve yaptığı hatadan ders çıkarabilmesi de futbol eğitiminin önemli bir parçasıdır. Üstelik bu liglerde sonuç ve puan öncelikli değilken, saha kenarında kazanma baskısını çocukların üzerine yüklemenin de hiçbir anlamı yok. Bir başka önemli konu ise tribünlerdeki veliler… Çocuğunu izlemek, onun heyecanına ortak olmak elbette her anne ve babanın en doğal hakkı. Fakat tribünden sürekli çocuğuna talimat vermek, diğer çocukları uyarmak, hakeme tepki göstermek veya yapılan her hataya müdahale etmek, farkında olmadan çocuklarımızın üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bırakalım çocuklar kendi oyunlarını oynasın. Çocuğumuzun her hareketine müdahale etmek yerine onu izleyelim. Gol attığında alkışlayalım. Hata yaptığında destek olalım. Kaybettiğinde moral verelim. Kazandığında ise bunun hayatın en önemli başarısı olmadığını hatırlatalım. Hakemlerimize de burada önemli bir görev düşüyor. Elbette maçın kuralları uygulanacak. Elbette oyunun düzeni korunacak. Ancak U-12 ve U-14 gibi gelişim liglerinde hakemlerin de çocukların yaş ve gelişim seviyelerini dikkate alan bir anlayış içerisinde hareket etmeleri gerekiyor. Oyuncularla iletişim kurulurken, antrenörlere ve tribündeki velilere yönelik uyarılarda daha sakin, daha eğitici ve daha yapıcı bir dil kullanılmalı. Çünkü burada yalnızca bir futbol maçı yönetilmiyor. Bir çocuğun futbolla kurduğu ilişki şekilleniyor. Belki bugün Yeşiltepe Stadyumu’nda sahaya çıkan o çocuklardan bazıları gelecekte profesyonel futbolcu olacak. Belki bir kısmı futbolu sadece bir hobi olarak sürdürecek. Belki de yıllar sonra çocukluk günlerini hatırlayıp “Ben ilk maçımı Yeşiltepe’de oynamıştım” diyecek. Biz yetişkinlere düşen görev, onların bu anılarını baskıyla değil, mutlulukla hatırlamalarını sağlamak. Antrenörler öğretsin… Hakemler yönetsin… Veliler desteklesin… Ama çocuklar özgürce futbol oynasın. Çünkü bu liglerde asıl skor tabelada yazan değil, çocukların gelişiminde saklıdır. Bırakın çocuklar hata yapsın, öğrensin, gelişsin ve en önemlisi; futbolu sevsin. Çünkü bugün sahada kazanan takım değil, futbolu seven çocuk kazanacaktır” ifadelerine yer verdi.
Bulaşmaz, bu yazıdaki cümleleri gerçekten sanki benim içimi okuyormuş gibisinden söyledi. Bu karşılaşmayla ilgili sahada kazanmanın ötesinde, saygı ve hoşgörünün ön planda olduğu, bu müsabakalar, genç sporcularımıza sporun esas amacını bir kez daha hatırlatmıştır. Ayrıca bu güzel atmosferin oluşmasında emeği geçen hakemlerimize, saha görevlilerine ve müsabakayı izlemeye gelen ailelere, tüm sporseverlere de teşekkür eder; Bundan sonraki tüm karşılaşmalarda aynı centilmenlik ve kardeşlik duygularının sürmesini temenni ederiz. Eski bir Hakem Gözlemci program yapımcısı ve gazeteci olarak, Fair-Play ruhuna yakışır şekilde yetişen genç sporcularımızla gurur duyuyor, tüm kulüplerimize başarılarla dolu, dostluk ve dayanışma içinde geçen bir sezon diliyorum.