İnsan ömrü düşündüğümüz kadar uzun değil. Daha dün çocuktu dediğimiz insanlar bugün torun seviyor. Dün omzunda yük taşıyanlar bugün bastonla yürümeye çalışıyor. Hayat işte böyle sessizce akıp gidiyor. Bu yüzden yıllardır aklımdan çıkmayan bir söz var: Kim ne yaparsa kendine yapar. İyilik de dönüp sahibini bulur, kötülük de... Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Kimsenin yaptığı haksızlık yanına kâr kalmaz. Belki bugün değil, belki yarın değil ama bir gün herkes ektiğini biçer. Hayatın değişmeyen kanunu budur. Doğduk... Büyüdük... Çalıştık... Evlat yetiştirdik... Yaşlandık... Şimdi herkes kendi evinde, kendi hayatını yaşıyor. İnsanın bu saatten sonra en büyük duası ne makamdır, ne para ne de şöhret... En büyük dua şudur: "Allah beni kimseye muhtaç etmesin. Kimseye yük etmesin." Bir başka dua daha vardır ki yüreği olan herkes bunu eder: "Allah bana evlat acısı göstermesin, sevdiklerimin acısını yaşatmasın." Çünkü bu dünyada taşınması en ağır yük, sevdiğinin tabutunun arkasından yürümektir. Gerisi gelip geçer... Bugün uğruna kavga ettiğimiz mal da kalır, mülk de kalır, araba da kalır, ev de kalır. İnsan gider, dünya olduğu yerde kalır. Ne acıdır ki insanlar en çok da dünya malı yüzünden birbirine düşüyor. Kardeş kardeşe küsebiliyor. Evlat anne babaya sırt çevirebiliyor. Akrabalar yıllarca birbirinin yüzüne bakmıyor. Bir arsanın, bir evin, üç kuruşluk mirasın hesabını yaparken gönüller kırılıyor. Oysa kırılan kalbin tamiri, kırılan eşyanın tamiri kadar kolay değildir. Bu yalan dünya kimseye kalmadı. Kalmayacak da... Bugün bizim dediğimiz her şey, yarın başkasının olacak. Biz sadece emanetçiyiz. Bunu unuttuğumuz an, insanlığımızı da kaybediyoruz. Sonra ne oluyor? Yıllar geçiyor... Anne gidiyor... Baba gidiyor... Kardeş gidiyor... Bir bakıyorsun ne kız kardeş kalmış yanında ne erkek kardeş... İnsan yalnız kalınca geçmişi tek tek hatırlıyor. Keşke o sözü söylemeseydim... Keşke gönlünü almasaydım değil, alsaydım... Keşke bir kez daha sarılsaydım... Keşke özür dileseydim... Ama hayatın en acı kelimesi "keşke"dir. Pişmanlık, zamanı geri getirmiyor. O yüzden bugün kırdığımız gönülleri yarına bırakmamak gerekiyor. Bir başka yanlışımız daha var. İnsanlar yıllarca kul hakkı yiyor, iftira atıyor, haksızlık yapıyor, insanları eziyor... Sonra da ömrünün sonunda bir "Helal edin." sözüyle her şeyin biteceğini düşünüyor. Keşke hayat bu kadar kolay olsaydı. Kul hakkı, öyle bir özürle kapanacak bir defter değildir. Helallik istemek elbette güzeldir ama önce haksızlık yapmamak daha güzeldir. İnsanları üzüp sonra "Bana hakkını helal et." demek vicdanı rahatlatabilir ama kırılan kalbi her zaman onarmaz. Bu yüzden hayatı yaşarken dikkat etmek gerekir. Kimsenin ahını almamak gerekir. Kimsenin gözyaşına sebep olmamak gerekir. Çünkü Allah affeder ama kulun hakkı, kul helal etmeden affedilmez. Bugün en büyük servetimiz sahip olduğumuz evler, arabalar ya da bankadaki paramız değildir. Asıl servetimiz; arkamızdan dua edecek evlatlarımız, gönlünü aldığımız insanlar ve temiz bir vicdandır. Çocuklarımızın huzurlu olması, sağlık içinde yaşaması, yuvalarında mutlu olması bütün anne ve babaların en büyük zenginliğidir. Gerisi sadece dünya telaşıdır. Bir gerçeği de hiç aklımızdan çıkarmayalım. Eğer dünya birine kalacak olsaydı, Allah'ın en sevgili kulu olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e kalırdı. O bile bu dünyadan göçtü. Öyleyse bize neyin gururu kalıyor? Neyin kavgasını veriyoruz? Neyin hırsını yapıyoruz? Bu dünya kimseye kalmadı.. Bize de kalmayacak. Öyleyse ardımızda kırık kalpler değil, güzel hatıralar bırakalım. Çünkü insan öldüğünde geriye ne malı kalır ne makamı... Sadece yaptığı iyilikler, ettiği dualar ve insanların dilindeki güzel sözler kalır.