23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı… Her yıl takvim yapraklarında aynı tarihte yer alsa da, herkes için aynı anlamı taşımıyor. Kimi için bir resmî tatil, kimi için çocukların sahneye çıktığı bir tören günü, kimi içinse geçmişe açılan derin bir kapı… Şenol Karaduman’ın satırları ise bu kapıyı ardına kadar aralıyor ve bizi 60’lı yılların, 70’lerin ve 80’lerin Malatya sokaklarına götürüyor.
O yılların 23 Nisan’ı sadece bir bayram değil, bir yaşam biçimiydi. Çocuklar günler öncesinden hazırlanır, gece heyecandan uyuyamazdı. Sabah olduğunda ise mahalleler bir anda boşalır, herkes okul yoluna düşerdi. O gün okula gitmek sıradan bir gün değil, büyük bir gururun başlangıcıydı. Öğretmenlerin titizlikle hazırladığı gösteriler, düzenli provalar, disiplinli yürüyüşler ve sonunda tören alanında hissedilen o büyük heyecan… Bir çocuğun hayatında unutulmayacak anılar bırakırdı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı sadece bir kutlama değil, çocuk olmanın değerini hissettiren bir gündü. Çarşı merkezinde toplanan kalabalık, alkışlar, bayraklar ve marşlar… O atmosfer, çocukların kalbinde bir ömür boyu taşıyacağı bir gurur bırakırdı.
MAHALLE KÜLTÜRÜ VE GERÇEK DOSTLUKLAR
O dönemlerde komşuluk ilişkileri bugünkünden çok farklıydı. Bir evde pişen yemek tüm sokağa yayılır, bir çocuğun derdi tüm mahalleyi ilgilendirirdi. Kapılar kilitlenmez, insanlar birbirine güvenerek yaşardı. Fakirlik vardı belki ama kimse kendini yalnız hissetmezdi. Çünkü paylaşmak, o yılların en büyük zenginliğiydi.
FAKİRLİK İÇİNDE ZENGİN BİR ÇOCUKLUK
Şartlar zor, imkânlar sınırlıydı. Ama o yılların çocukları buna rağmen mutluydu. Bir çikolata parçası bile kardeşçe bölüşülür, en küçük şey bile büyük bir sevinç kaynağı olurdu. Bugün teknolojinin ve tüketimin içinde kaybolan mutluluk anlayışı, o yıllarda çok daha basitti: birlikte olmak.
Mahalle çocukları arasında kavga olsa bile kısa sürede barış olurdu. Kırılan kalpler uzun sürmez, arkadaşlık her şeyin önüne geçerdi. Güven duygusu o kadar güçlüydü ki, çocuklar gözleri kapalı birbirine sırtını yaslayabilirdi.
OKULLAR, ÖĞRETMENLER VE BİR NESLİN İZLERİ
O yıllarda öğretmenler sadece ders anlatmazdı; aynı zamanda bir neslin karakterini şekillendirirdi. Hüsnü Hüz ve Haydar Perçin gibi öğretmenlerin öğrenciler üzerinde bıraktığı izler, sadece bilgi değil, hayat terbiyesiydi. Disiplin, saygı ve sorumluluk duygusu, o yılların eğitim anlayışının temelini oluşturuyordu.
Kubilay Ortaokulu gibi okullar, sadece eğitim kurumları değil, aynı zamanda birer yaşam okuluydu. Öğrenciler burada sadece ders değil, hayatı da öğrenirdi.
KAYBOLAN DEĞERLER VE BUGÜN
Bugün şehirler büyüdü, hayat hızlandı, teknolojik imkânlar arttı. Ancak birçok insan için en büyük eksiklik, o eski mahalle sıcaklığı oldu. Komşuluk ilişkileri zayıfladı, sokak oyunları yerini ekranlara bıraktı, güven duygusu yerini mesafeye bıraktı.Artık çocuklar daha fazla imkana sahip olsa da, belki de en büyük kayıp “saf mutluluk” oldu. Birlikte oynanan sokak oyunlarının yerini bireysel ekranlar aldı. Paylaşmanın yerini tüketim, güvenin yerini temkin aldı.
BİR ÖZLEMİN ADI: ÇOCUKLUK
“Arkadaşlarımı özledim” cümlesi aslında bir insanın değil, bir kuşağın ortak hissidir. Çünkü o kuşak için arkadaşlık sadece bir kelime değil, hayatın kendisiydi.
23 Nisan, sadece çocuklara armağan edilmiş bir bayram değil; aynı zamanda çocuk kalabilmenin değerini hatırlatan bir gündür. Bugün belki o eski mahalleler yok, sokaklar eskisi kadar kalabalık değil, insanlar eskisi kadar yakın değil… Ama anılar hâlâ yerli yerinde duruyor.
Çünkü bazı şeyler zamanla kaybolmaz; sadece insanın içinde yaşamaya devam eder. Ve çocukluk, işte tam da böyle bir şeydir: geri dönülmez ama asla unutulmaz.