Yeşilyurt ilçemizde Derme kanalının üzerine, Cumhuriyetin ilanından sonra beton bir köprü yapılır ve Yelköprü adı verilir. Hâlbuki asıl Yelköprü yirmi beş, otuz metre aşağılardadır. Köprü uzun yılların kar, yağmur ve rüzgârına dayanamayıp yıkılmış. Acımasız zaman, çöken yapıyı darmadağın etmiş. Bize ancak köprünün ayak temelleri ulaşabilmiş.
Beydağı’ndan, Bürücek Yaylası’ndan akıp gelen kar, yağmur suları, Derme kanalına sığmayınca kenarlarını yıkar. Yatağını derinleştirir. Asıl Yelköprü, kemiktaştan, kemerli, dikkat çekici sanatsal yönüyle ilginç bir esermiş.
En alttaki köprü boşluğundan pınar sularının oluşturduğu dere ve baharda çoğalan sel suları akar. Ortada, köprüye güvenlik kazandıran aynı zamanda yelin geçtiği ve köprüye bu adın verilmesine neden olan boşluk bulunur. Üst kısmında ise bir yanda yol, diğer yanda Derme Suyunun geçtiği kanal vardır.
Beton köprüye az aşağıdaki yıkılan Yelköprü’nün adı verilmiş. İyi de olmuş. Eğer aynı ad verilmeseydi, biz hem eski Yelköprü’yü, hem de onun şimdi anlatacağım güzelim efsanesini unutmuş olacaktık.
Eski çağlarda Yeşilyurt’ta çok zengin ve dünyalar güzeli bir kız varmış. Kızın babası ölmüş. Bütün mal mülk ona kalmış. Hem güzel hem zengin… Birçok taliplisi çıkmış ama anası her birine bir bahane bulmuş, kızı kimselere vermemiş. Anası, kızın taliplilerini geri çevirdikçe bahtı kararmış, kısmeti kapanmış. Yaşı kırkı geçince, güzel kız bütün ümitlerini kaybetmiş. Durmuş, düşünmüş insanlara yardım edip onların sevincini görerek mutluluğu tatmaya karar vermiş. Bunu anasına anlatmış. Onun da rızasını alarak tüm servetini hayır işlerine harcamaya başlamış.
O yıllarda şimdiki Yelköprü’nün olduğu yer derin bir uçurummuş. Derme Suyu, bu uçurumdan şelale yaparak dökülür, dereye karışırmış. Beyler Deresinden aşağılara doğru yolculuğuna devam eder gidermiş. Suyun coşkun olduğu dönemlerde insanlar, hayvanlar geçmekte zorlanırlarmış. Kızcağız buraya anasının babasının hayrına bir köprü yaptırmayı düşünmüş. Artık her gece köprü rüyasına girmeye başlamış. Yine bir gün uykuyla uyanıklık arasında yatakta dönüp dururken aksakallı yaşlı bir Pir rüyasına girer. Düşündüğü yere uygun bir köprü gösterir. Köprünün özelliklerini anlatmaya başlar: Altından su geçer, ortasından yel geçer, üstünden hem su, hem de yol geçer.
Kız, kan ter içinde büyük bir heyecanla uyanır. Anasına, rüyasında olanı biteni anlatır. Sabah olunca yöredeki adı sanı belli ustaları çağırırlar. Kız rüyasında gördüğü köprüyü kendi düşündüğü bir yapı olarak onlara anlatır. Ustaların o güne kadar yaptıkları hiçbir köprüye benzemez bu anlatılan yapı. Ustalar olmaz demişler. Böyle bir köprü ayakta durmaz ki üstünden geçilsin. Herkes erbabı olduğu, anladığı işten söz etsin. Sen bize bırak işi. Köprünün en güzelini biz yaparız sana. Demişler ama kız Nuh demiş peygamber dememiş. Sonunda kız onları ikna etmiş. Ekmek kapısı bu, ustalara da iş lazım.
Hızla işe koyulmuş ustası, işçisi. Kızın istediği köprü yapılmış. Altından dere, ortasından yel, en üstten yol ve Derme Suyu akmış. Yörede yaşayan herkes görmek için de olsa gelip geçmiş üstünden. İnsan da, su da, yel de geçmiş Yelköprüden…