Orduzu, Arslantepe ile Aspuzu arasında kalan Malatya’nın nadide bir beldesidir. Pınarbaşı’ndan başlayıp Battalgazi’ye kadar uzayan bağlık bahçelik, yeşillik bir alandır. Her tarafından coşkun sular çağıldar. Dümdüz ova, türlü meyve ve sebzenin yetiştiği bitek topraklarla kaplıdır. Tüm canlıların mutluluk içinde yaşamasına yetecek geniş otlaklar göz alabildiğine uzanır. İlk çağlardan beri insanların yaşadığı, yerleştiği eşsiz bir coğrafyadır Orduzu.
Orduzu bu güzel adı nereden almıştır?
Eski çağlardan bu yana sefere çıkan orduların çadır açıp konakladığı ve askerlerinin ihtiyacını, düzenini gözden geçirdiği tamamladığı düzlüktür. Belki, Ordu düzü sözü “Orduzu”ya dönüşmüştür. Belki de adını aşağıda anlatacağımız efsanede geçen Oradiza’dan almıştır.
Yörede anlatılan efsaneye göre Orduzu ismi, Oradiza adlı küp ustası bir gençle ilişkilendirilmektedir.
Kent bir gün Arapların saldırısına uğramış. Şehrin etrafında yaman surlar varmış. Gözü dönmüş askerler surları dinler mi? Zalim Arap Beyi kenti işgal edip birçok insanı kılıçtan geçirmiş. Bir kısmını da tutsak etmiş. Sanatkârlardan başkasına hayat hakkı vermemiş. Hayatı kurtulanlardan birisi de genç mi genç, yakışıklı mı yakışıklı bir küp ustası olan Oradiza imiş. Tutsak olduğu için çevresiyle ilgilenmiyor, küp yapmaya devam ediyormuş. Gönlü öyle zengin, kalbi öyle temizmiş ki bunu bilmeyen yokmuş! Ancak bir kusuru varmış. Kara sevda nedir hiç bilmemiş. Yaşamamış…
Günlerden bir gün zalim Arap Beyinin kızı Kayja, pazar yerini dolaşmak istemiş. Kayja, güzelliği karşısında çiçeklerin boyun eğdiği ve gözlerine bakanları hayran bırakan bir huri imiş. Siyah peçesinin ardındaki gözlerini görenin aklı bir daha başına gelmezmiş. Kayja pazarda dolaşırken kendini tamamen işine vermiş olan Oradiza’yı görmüş. İstemese de ayakları almış oracığa götürmüş. Gidip karşısında durmuş.
Oradiza, Kayja’ya sadece bir kez bakmış ve Kayja, onun göz bebeklerinde kaybolup gitmiş. Oradiza’nın alnından bir damla ter elindeki küpe akmış. Oradan da Kayja’nın kalbine. Kayja o küpü satın alıp evine gitmiş. Günlerce o küpü dizine yatırıp ona dokunmuş. Onunla konuşmuş.
Sonra Oradiza’nın yanına gitmiş. Göz göze gelmişler. Tek kelime konuşmadan iki gönül bir deryada birleşmiş. O gün Kayja, ateşten daha yeni çıkmış bir küpü satın alıp yüreğine bastırmış. İşte o günden sonra Kayja, Oradiza olmuş, Oradiza ise Kayja. Her ikisi de güneşin batması gibi ışıklarını kaybetmeye başlamış. Oradiza’nın önünde belki bir ömür sürecek kölelik, Kayja’nın boynunda ise zalim babasının zulmü asılı kalmış.
O yine de incecik boynunda kılıcı, aşk denizinde boğulmayı göze almış ve varmış Oradiza’ya. Göz pınarlarını kurutarak “Al beni götür” demiş.
Fakat Oradiza, yaşlı anasıyla babasını zalimin zulmüne terk edememiş. İşte o vakit Kayja artık susmuş. Beraberinde yer gök susmuş. “Madem söz bitti. Başın pınar, ayakların göl olsun! Bundan böyle âşıklar senin başında ağlayıp gözyaşlarıyla benimkileri birleştirsin ve iniltilerini artırsın!” demiş.
Bundan sonra Kayja’nın âhı tutar. Her taraf suya dönüşür. Oradiza dağların arasında bir pınar, kocaman bir göl oluvermiş. Bu durumu gören Kayja, “Beni taş tutsun, beni dağlar tutsun! Başım baykuşa yuva olsun!” diye feryat etmiş. İşte o anda koca koca taşlar birleşmiş ve Kayja kayalara dönüşmüş.