Tarihteki Ünlü Atlar

Düldül (Hz. Ali’ye Peygamber Efendimizin hediye ettiği attır denilir), Aşkâr (Battal Gazi’nin atıdır. Kırk gün güneş görmeyen bir ahırda ıslah edilmiştir), Benli Boz (Dede Korkut Kitabında Bamsı Beyrek’in atı. Zindana düşen sahibini on altı yıl beklemiştir). Sisli kır (II. Osman’ın atıdır), Menekşe (II. Mahmut), Marengo (Napolyon), Kırat (Köroğlu’nun atıdır, sudan çıkıp gelmiştir), Rozinante  Don Kişot, Bukefalos (İskender, Kanthak  Buda’nın atıdır.

Mahşerin Dört Atlısı

İncil’de adları geçen, kıyamet gününde ortaya çıkacaklarına inanılan dört atlıdır. Kıyametin habercileridir. Ama zamanla bir deyime dönüşmüştür. Birbiri ile alakalı dörtlüleri anlatırken kullanılır. Şarkılara, şiirlere, filmlere konu olmuştur.

At Murattır

Türkler Müslümanlığı kabul etmeden önce göğün katlarını en hızlı geçmek adına ölenlerin mezarlarına atlarını da gömerlerdi. İnanca göre ölen kişi at sırtında gökleri aşarak muradına ererdi. Yine o zamanlar at kurban edilirdi. Ölen atın ruhu yedi kat göğü geçerek istenilen dileği tanrıya iletir denilirdi. At murattır sözünün o yıllardan kalma olduğu söylenir.

Türk Üçlemesinin İlki

At, Avrat ve Pusat (silah) üçlemesi Türkler için sürekli kullanılır. Göçer bir halk olduğumuz için at sırtında geçen ömrümüz, korunmak için yanımızdan eksik etmediğimiz silahımız ve dillere destan çöllere düştüğümüz, dağları deldiğimiz eşlerimiz vazgeçilmezimiz olarak kültürümüzde yer edinmiştir

Atlar ve Türkler

Türkler tarih sahnesinde var oldukları zamandan beri hem atları hem de binicilikleri ile ön plana çıkmışlardır. Atla ilerlerken geriye doğru ok atabilen bu binicileri, Çin kaynakları uzun uzun aktarmaktadır. Şairlerin dediğine göre o zamanlar “binici Türk’tür, diğerleri yüktür”. Lakin zamanla ülkemizde biniciliğe de atlara da olan ilgi azalmıştır. Yakın zamandaki araştırmalara göre Türkiye’de safkanlar dâhil sadece 360 bin civarında at olduğu tahmin edilmektedir. Bugün, Safkan Türk Atı diyebileceğimiz tek at ırkı, Türkmenlerin Ahal-Teke atıdır. Diğer Türk asıllı toplulukların ellerinde ırk vasfı gösteren at cinsleri var ise de bunların soyları Ahal-Teke atları kadar takip edilmediği için safkan denmesi pek mümkün değildir. Kısrağın yeni doğan yavrusuna Kuluncak denir. Yani küçük tay, yeni doğan tay anlamına gelir.

Düldül

Mısır Hükümdarı Mukavkıs’ın, hicretin 6. yılında (M. 627) Hz. Peygamber’e gönderdiği kıymetli hediyeler arasında bulunan katıra hızlı yürüyüşü ve çevikliği dolayısıyla “kirpi” anlamına gelen Düldül adı verilir. Bu boz renkli katırın erkek veya dişi oluşu hususunda kesin bir kayıt bulunmamaktadır. Türk Edebiyatında, konuyla ilgili eserlerin hemen hepsinde “beyaz renkli dişi katır” ifadesi kullanılır.   Arapça kaynaklardaki rivayetlerde ise onun erkek olduğu belirtilir.

                                                                                                    

            Hz. Peygamber, kendisine hediye edilen savaşlarda ve diğer zamanlarda bindiği Düldülü daha sonra Hz. Ali’ye verir.  Düldül ondan da oğulları Hasan ve Hüseyin’e, ardından  diğer oğlu Muhammed b. Hanefiyye’ye intikal etmiştir. Hz. Ali’nin Hâricîler’le çarpışırken Düldüle bindiği yolundaki rivayetlere birçok kaynakta rastlanır. Kerbela’da Hz. Hüseyin’in bindiği atın Düldül olduğu söylenir.

 

Hz. Ali Fars edebiyatı ile Türk edebiyatının klasik, tasavvufî, dinî-destanî metinlerinde genellikle Zülfikar adlı kılıcı ve Hz. Peygamber’in kendisine hediye ettiği Düldül isimli atıyla birlikte anılmaktadır.

            Kaynaklarda, Hz. Ali’nin savaşlarda ve özellikle savaş başlamadan önce yapılan cenklerde hasımlarını kılıcı Zülfikar ve Düldülün de maharetiyle alt ettiği belirtilir. Bu sebeple edebî metinlerde bunlar onun âdeta ayrılmaz birer parçası olarak anılır.

 

Bu husus, Hz. Ali çerçevesinde oluşturulmak istenen tenâsüp sanatının bir gereği ve ifadesi olarak da çok rağbet görmüştür. Halk arasında Düldül güçlü süvarisi Hz. Ali ile özdeşleşmiştir.

 

Şairler kalemlerinin (dillerinin) keskinliği ve işlekliğiyle övündüklerinde, söz meydanının en güçlü eriyiz diyerek kendilerini Hz. Ali’ye, kalemlerini Zülfikara, çabuk ve etkili yazmaya yetenekli oluşlarını da düldüle benzetirler.

“Hayder-i kerrârıyım meydân-ı nazmın Bâkıyâ

             Nevk-i hâme zülfikār u tab‘ düldüldür bana”

 

Beytinde  Bâkî kendini âdeta klasikleşmiş olan bu ifade ile övmektedir.

 

Düldül, dinî-destanî Türk halk hikâyelerinin en yaygınlarından biri olan Hz. Ali cenklerinde mühim bir yere sahiptir. Bu hikâyelerde Hz. Ali’nin önemli bir yardımcısı ve insana yaklaşan anlayışı ile Düldül’ün adı çok sık geçer. Kâfirlerle yapılan savaşlarda olağanüstü yetenekleri ve hızı, Düldülün diğer bir özelliğidir. Ayrıca “rahşiyye” denilen, padişahlarla önemli devlet adamlarının bindikleri hayvanlar hakkında yazılmış şiirlerde bu hayvanların çeşitli vasıflarını anlatmak için yine Düldül anılır. Anadolu’da günümüzde birçok atın ismi Düldül’dür.

 

Ayrıca Derme suyunun kanaldan döküldüğü yerin yakınındaki kayalıkta bulunan taşın ortasındaki oyuğun Hz. Ali’nin atı Düldül’ün ayak izi olduğu inancı yaygındır. Ehli Beyte duyulan saygı ve sevgiden dolayı taşın oyuğunda biriken kar ve yağmur suları fincanla alınarak içilir.

At, Avrat, Pusat

At ile insanın buluşması yeryüzünde kültürlerin ve medeniyetin kırılma noktasıdır. Dünyada hayat bu buluşma sonucunda hız kazanmış farklı kıtalardaki, bölgelerdeki kültürel yapı, yaşam tarzı birbirini tanımış, etkileşim ve değişim başlamıştır. Bu değişim ve dönüşüm insanların yeni keşiflerde bulunmasına, icatlar yapmasına neden olmuştur. At-insan buluşmasıyla herkesin hayatı kolaylaşmış, refah düzeyi yükselmiştir.

Atın insanlara kazandırdığı hız onları yeni coğrafyalara sahip olma tutkusuna itmiş. Devletleşme ve bürokrasi at ile insanoğluna taşınmıştır. İnsanoğlu kentlerin kuruluşunu da atlara borçludur. Dünyada yaşam atların sayesinde gelişmiş ve kolaylaşmıştır.

 Türklerin hayatında ve cihan hâkimiyeti düşüncesinde büyük rolü olduğu için atlar, atalarımız tarafından kutsal sayılmıştır. Bütün Türk kavimleri, hakan, han ve sultanları gibi atı da gökten inmiş, ilahi kudrete mazhar olmuş bir varlık bilmişlerdir. Köktürk Hakanı İşbara Han, “sizlere ilahi menşeden gelen atlar takdim edilecektir” sözüyle atların önemini ve kutsallığını belirtmiştir.

Hüseyin Gazi’nin mağarada bulduğu ve oğlu Seyyid Battal’ın cenklerde, fetihlerde üstüne bindiği Aşkar Devzade, ilahı menşeli kutsal atlar soyundandır. Tüyünün doru oluşundan dolayı dünyada ilk canlı varlığın doru aygır olması efsanesini hatırlatır. Hazreti Ali’nin Düldül’ü, Alparslan’ın Malazgirt Savaşında bindiği beyaz atı ve Köroğlu’nun Kırat’ı, Aşkar gibi soylu atlar arasında en başta gelenlerdendir.  Atların ölümsüzlüğü inancı Türklerde halen yaşamaktadır.

Biz Aşkâr’ın Malatya’daki ayak izlerinden yola çıkarak at, fetih, fütüvvet ve kutsallık arasındaki bağa dikkat çekmek istedik.