Kültürümüzde pınarlar, göller, ırmaklar, dağlar kutsal kabul edilir. Özellikle suyun arıtıcı niteliği, insanların ve tüm canlıların yaşam kaynağı olması gözelere, pınarlara ayrı bir kutsiyet kazandırır. Dağda bayırda kaynayan pınarlar, bolluk bereket düşüncesini çağrıştırır. Suların coşup taşması onun canlılığına işarettir. Bu nedenle kadim kültürümüzde sular kutsal sayılır, kirletilmez. Pınar başları temiz tutulur. Akan suyun kir tutmadığına inanılır. Hayatın temelinin su olması, medeniyetlerin su kenarlarında kurulması ve gelişmesi insanların iç dünyasında derin izler bırakır.

 

Türk ve İslam kültüründe pınarlar, gözeler, su kaynakları büyük bir önem taşır.  Bilge Kağan Yazıtının bir yerinde Türk Milleti için şöyle öğüt verilir:

 “Ey Türk milleti! Yerinden suyundan ayrılmazsan, iyilik göreceksin!”

 

 Türk destanlarında, mitolojisinde, Kutadgu Bilig’de ve Dede Korkut Kitabında suları, çayları, ırmakları konu edinen birçok ayrıntı bulunur.

 

Su ile ilgili birçok Ayet, hadis, atasözü ve deyim vardır.

“Her canlı şeyi sudan yarattık. Her canlı olanı sudan yaratıp meydana getirdiğimizi görüp hala inanmıyorlar mı?”  (Embiya-30)

“Sizi temizlemek için Allah gökten su indiriyor.”  (Enfal-11)

 

Hayatın temeli olan su için Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), şöyle buyuruyor:

“Temizlik imanın yarısıdır” ve “Allah temizdir temizliği sever.”

 

Günümüzde kişi, kendisine su verene dua ederken “Su gibi aziz ol” demez mi? Suyun durgun akanından, insanın yere bakanından korkulur. “Su uyur düşman uyumaz” sözleri bizlere hayat dersi veriyor.  Havanda su dövmek, saman altından su yürütmek, suyu bulandırmak, bulanık suda balık avlamak ve suyu üfleyerek içmek en güzel deyimlerimiz arasında yer alır. Suları konu alan birçok şiir, mani, türkü söylenmiştir.

 

Malatya ve çevresi tarih boyunca sulak bir coğrafyadır. Fırat ve Tohma gibi su kaynaklarının suladığı Malatya, tarihler boyunca birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde ve diğer gezginlerin notlarında Malatya ovasının bol çeşitli meyve ve sebze bahçelerinden, ekin tarlalarından övgüyle söz edilir. Birçok pınar Malatya ovasını sulayıp yörenin bitek olmasını sağlar. Bu ovayı çevreleyen dağlardan fışkıran pınarlar, cömertçe tüm canlılara ikramda bulunur.

 

Geleneksel Malatya evlerinde avlunun münasip bir yerinde mutlaka havuz vardır.  Havuzu gölgeleyen asma ya da sarmaşıkla örtülü çardak, insanları konuk etmeye hazırdır. Su, insana huzur veren şırıltıyla havuza dökülür.  Buradaki görevini tamamlayınca harıkla (ark) yoluna devam eden su, biraz ileride sütün, yoğurdun, yağın içine bırakıldığı, harığın genişletilmesiyle yapılmış soğukluk diye adlandırdığımız bölüme varır. Soğukluk, günümüzdeki buzdolabının yerini tutar. Havuzda ve harıkta suyun kirlenmemesi için elden gelen titizlik gösterilir. Çünkü bu haneyi terk eden harık, suyu bitişik avluya taşır. Aynı işlevini orada da yaparak yolculuğuna devam eden su, komşuları bir bir ziyaret eder.

 

Yöredeki pınarların bazıları, farklı hastalıklara şifa verirken bazıları da kutsallık kazandırılarak ziyaret edilir. Gündüzbey Pınarbaşı (Derme Suyu), Orduzu Çınar Çeşmesi, Sıtma Pınarı, İspendere’nin şifalı suyu, İnderesinde Seyyit Battal Gazi çeşmesi, Venk Pınarı,  Konak Mahallesindeki Horata Suyu, Yeşilyurt’taki İnek Pınarı, Sürgü Takaz Kaynak Suyu, Sultan Suyu, Darende’deki Kudret Hamamı, Pütürge/Yandere’deki Karapınar, Titrin Pınarı, Hekimhan’da Sarıkız Pınarı, Zurbahan Kaynak Suyu, Güzelyurt’ta Uğurpınar, Yama Dağı eteklerinde Soğukpınar, Ulugüney’de Fenk Kaynak Suyu, Karagöz’deki At Çeşmesi bunlardan başlıcalarıdır.

 

Bey Pınarı

 

Malatya’dan Kâhta ve Adıyaman istikametine giden tarihi yolun üzerinde bulunan Bey Pınarı, asırlardır yolcuların susuzluğunu gidermiş, Beydağı yaylalarındaki tüm canlıları suya doyurmuştur. Malatya’ya yaklaşık 30 km mesafededir. Buz gibi soğuk, tatlı ve berrak özelliklere sahiptir. Yöre halkı ‘Bir kuzu yedikten sonra Bey Pınarı suyunu içen yeniden acıkır’ demektedir.

 

Yukarı Koru mevkiinde su gözeleri de özelliklerine göre isimler alırlardı. Beydağı yamacındaki pınarların en görkemlisine yaylaya göçen beyler konardı. Hem beylerden hem de Beydağı’ndan adını alan Bey Pınarı, düzlüğün başköşesinde kayalara sırtını dayamıştır.

 

Günümüzde bu tatlı suyu yudumlamak için piknik yapmaya gelen misafirler Bey Pınarı’nın başından eksik olmaz.

 

            Süvari Pınarı

 

Malatya’dan yola çıkan kervanlar ve yolcular, Fırıncı ve Beydağı mahallesinden sonra uzun, sarp ve dik yokuşu bitirerek düzlüğe ulaşırlar.  Yorgun düşen insanlar ve yük taşıyan hayvanlar bu düz yaylada dinlenme fırsatı bulurlar. Yeşillikle kaplı bu alanın her tarafından su fışkırır. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar ile arıcılık için çok uygun şartların bulunduğu buradaki yaylalar, ilkbaharla birlikte insanlarla dolar taşar.

 

Malatya’dan güneye giden yolcular, kervanlar burada mola verirler.  Yükün özelliğine göre bazıları katır, bazıları da deve ile taşınırdı.  Yukarı Koru mevkiinde su gözeleri de özelliklerine göre isimler alırlardı.

 

Bey Pınarı’ndan bir kilometre kuzeyde ise Süvari Pınarı vardır.  Suyu tatlı ve berrak bu pınara at ile yolculuk yapan biniciler ve katırla yük taşıyanlar konduğu için Süvari Pınarı denilmiştir.