Selçuklular, Anadolu’yu yurt edindikten sonra imar faaliyetine başlarlar. İpek yolu üzerindeki ticaret yollarının güvenliğini sağlamak ve haberleşmenin sağlıklı yürümesi için yol güzergâhlarına konaklama mekânları ve derbentler inşa ederler. Malatya Sivas yolu üzerinde bulunan Taş Han, Selçuklular tarafından yapılmış kervansaraydır. Hekimhan ilçesinin çarşı merkezinde konuşlandırılmıştır.
Kuzey-Güney doğrultusunda inşa edilen eser avlu ve barınak bölümünden oluşmaktadır. Kervansaraya esas giriş güney cephenin ortasındaki basık kemerli kesme taş kapıdan sağlanır. Kemerin üstünde nesih hat ile Arapça olarak üç satırlık Selçuklu kitabesi yer alır:
“Bu mübarek ribat büyük sultan, din ve dünyanın şereflisi Keyhüsrev’in oğlu Keykubad’ın saltanat günlerinde yapıldı.”
Avlunun doğu ve batı cephesinde karşılıklı dört eyvan yer alır. Tonoz örtülü olan bu mekânların ortalarına birer hafifletme kemeri konmuştur. Barınak avludan daha dar tutulmuştur. Buraya üç eyvandan açılan bir kapı ile geçilir. Sade olan kapının basık kemeri üstünde üç dilde kaleme alınmış taş bir kitabe dikkati çeker. Ortada Arapça, sağda Süryanice, solda Ermenice yazılar benzer anlamlar taşırlar.
Arapça kitabede, Kılıçarslan oğlu Keyhüsrev oğlu Keykavus’un saltanatları zamanında Malatyalı Hekim Hasan Şemmas oğlu Salim tarafından H.615 yılında yaptırıldığı belirtilmektedir.
Süryanice kitabe altı satırdan oluşuyor. Hanın 1530 yılında Hekim ve din adamı Malatyalı Hasan oğlu Ebu Salim tarafından tamamlandığı kitabede kaydediliyor. Yazıtı okuyanların hanı yaptıranlara dua etmesi istenmektedir.
Ermenice kitabe on yedi satırdan ibarettir. Benzer ifadeler burada da yer alır. Kitabelerde kervansarayı yaptıran kişi Malatyalı Hekim Hasan oğlu Salim olarak belirtilmektedir. Kitabede H.615/M.1218 tarihi okunuyor. Bu yıllar, İzzeddin Keykavus’un saltanat dönemidir. Barınağın bu sultanın son yıllarında yapıldığı anlaşılıyor. Avlu ve çevresindeki mekânların ise Alâeddin Keykubat döneminde yapıldığını dış kapını üzerindeki kitabeden öğreniyoruz.
Kervansarayın Osmanlı dönemine ait Arapça yazılmış onarım kitabesinde: “Sultan İbrahim Han oğlu Sultan Mehmet Han zamanında büyük vezir Mehmet Paşa onarttı. H.1071 (M.1660) senesi, onaran Hasan Ağa” bilgilerini görmekteyiz.
Bütün duvarları içte ve dışta kesme taş ile kaplı olan Hekim Han’da, Osmanlı döneminde esaslı bir onarım yapılır. Avlunun kuzey cephesindeki kitabeden ve günümüze ulaşan vakfiyeden, onarımın sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından mimar Hasan Ağa’ya H.1071 (M.1660) tarihinde yaptırıldığı anlaşılıyor.
Avlu girişindeki kitabesi, barınağın portalinde üç dilde kaleme alınmış kitabesi ve Osmanlı dönemine ait onarım yazıtı, farklı etnik kökene ve dini inanışa sahip insanların bir arada yaşama iradesine, değişik kültürlere karşı hoş görülü ve farklılıklara saygılı olma ilkesine dayanmaktadır.
800 yıl önce Anadolu toprağına armağan edilen üç dilde yazılmış Taş Han kitabesi ile barış içinde birlikte yaşama ilkesi bütün dünyaya ilan ediliyor.
Osmanlı sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa, doğuya sefere çıktığında yolu Hekimhan’a düşer. Çevredeki yemyeşil ormanı, şırıl şırıl akan suları görünce zaten yorgun olan ordusuyla burada konaklamaya karar verir. Ağaçların arasına çadırlarını kurup dinlenmeye koyulurlar. Bazı askerler etrafı görmek için gezintiye çıkarlar. Cennetten bir köşe olan yörede kuş cıvıltıları, pınar sesleri, keklik ötüşmeleri, çevrede dolaşan ceylanlar, insanlara huzur vermektedir.
Ormanın içinde akan dereye doğru gezintiye çıkan askerler küçük derenin suyunda kızıllık görürler. Askerler suyu takip ederek yukarılara çıkarlar. Yaralı bir adamın kanının akarak dereye karıştığını görürler. Bunun üzerine hemen Köprülü Mehmet Paşa’ya haber verirler. Paşa, kendi hekimiyle yaralının yanına gelir. Adamı muayene eden hekim, “Paşam bir canı kalmış” der. Köprülü, “Kurtulma ümidi yok mu?” diye sorar. O da tekrar “Bir canı kalmış Paşam” der. Köprülü, bu cevap karşısında kızar ve hekime şöyle der: “Bir canı kalmış adamı ölüme mi terk edersin? Ya bunun canını kurtarırsın ya da senin kanını bunun kanına katarım!”
Paşa’nın ciddiyeti ve ısrarı sonucunda hekim yaralıyı üç gün içinde iyileştirir. İyileşen adama kim olduğunu sorarlar. Adam da hekim olduğunu ilaç yapmak için bitki aradığı sırada eşkıyaların saldırısına uğradığını söyler.
Bundan sonra Köprülü, ormanı kestirip yer açtırır. Taş Han’a ilave olarak imarethane, hamam ve yanına cami yaptırır. Çevreden birkaç aileyi getirip buraya yerleştirir. Böylece Taş Han çevresinde bir şehir kurulur. Bu yerleşim yeri Hekimin bulunduğu han sözünden hareketle Hekim’in Han’ı adıyla anılmaya başlar. Zamanla bu isim Hekimhan adına dönüşür.