- Giriş
Çalışma Alanı; Malatya İline bağlı Hekimhan İlçesi - Sarıkız Köyü/Mahallesi merkez olarak belirlenmiş bereket taşının yoğun olarak bulunduğu Hasançelebi, Güzelyurt, Girmana gibi coğrafi alanlar da bu kapsama dâhil edilmiştir.
Bereket taşı ile ilişkilendirilmesi bakımından “Uğur böceği” ismi verilen küçük kanatlı böcek ile ilgili inanma ve uygulamalar da alanın çalışma konuları olarak değerlendirilmiştir.
Çalışmada yöntem olarak; alanda taşın bulunması, kullanımı ve kullanımı sırasındaki uygulamalar gözlemlenmiştir. Gözlemlerin yanı sıra grup görüşmesi tekniği ile kullanımla ilgili ritüeller/uygulamalar, inançlar tespit edilmeye çalışılmış olup, kaynak taraması da yapılarak bilimsel bakış ve değerlendirmelerle çalışma desteklenmiştir. Ayrıca uygulamalar fotoğraflarla belgelenmiştir.
Çalışma hem bir derleme hem de bilimsel bir bakışla uygulama ve uygulamaların içerisindeki ritüellerin, inançların kaynak ile nedenlerinin animist ve dinamist yönlerine bakılacak, majik açıdan çıkarımlar yapılarak, sosyal-kültürel değişme yönünün ele alınmasıyla sonuçlandırılacaktır.
-
- Fosilden Bereket Taşına: Eşe-Fatma Taşı
İnsan, hayatının her çağında çevresiyle ilgilenmiştir. İnsanın içinde yaşadığı çevre, özellikle o çevre içinde olup bitenler, o çevreyi kapsayan bitki örtüsü, hayvan çeşitleri, taş, kaya vb. doğal unsurlar her zaman için o çevrede yaşayan insanların ilgisini çekmiştir. (Örnek, 1962, s.257) Kimi nesnelerin özel bir kuvvetle dolu olması telâkkisi, bugün yeryüzünün pek çok yerinde yaygın olan amulet ve uğurlukların koruyucu niteliğine inanmakta, bel bağlamakta hâlâ canlı bir şekilde yaşamaktadır.(Bach, 1960, s.289)
Dinamist dünya görüşüne göre ilkel insan doğayı ve çevresini gözlemlemiş, izlemiş ve birtakım bilgiler elde etmiştir. Gözlemler sonucunda bazı tasniflere giden ilkel insan, varlıklar arasındaki farklılıkları, varlıklar içinde yer alan bir “öz” tasavvuruna bağlamıştır. Bu “öz” varlıkların kuvvetini oluşturmaktadır. (Örnek, 1971: 28-29;Bkz. Bülent, 2008, s.315-316)
Sarıkız Mahallesinde Çakşak Fosil Yatağı- Fosil
Çalışmamız içerisinde halk kültürü bağlamında çalıştığımız “Bereket anlayışı” bakımından üzerine önemli bir anlam yüklenen “Eşe- Fatma Taşı” ; bilim alanında kullanılan adıyla cycloliteseliptica/ cyclolitestenviradiatusolarak bilinen 65-95 milyon yıllık fosillerdir.(İnan, 2008, s.12)
Yarım küre ya da elipsoidal şekilde, tek yaşayan mercanlardır. Altta halkalar şeklinde epiteka, üst ortada uzunca bir oluk ve ince uzun bölmeler mevcuttur. Üst Kretase jeolojik dönemine tarihlendirilmektedir. Malatya’nın çeşitli yörelerinde sıkça görülen bu fosillerin büyüklü-küçüklü farklı ebatlarda örneklerine rastlanmaktadır.
Özellikle Hekimhan yöresinde milyonlarca yıl önce yaşamış fosillere, deniz canlılarının kalıntılarına, toprak yüzeyinde kolayca ulaşmak mümkündür.
1.1.1. Bereket Taşının Fonksiyonelliği ve Eşe-Fatma Taşının Toplanması
Hekimhan İlçesinin özellikle araştırmada merkez aldığımız Sarıkız Köyünde yukarıda sözünü ettiğimiz fosilin değişik ebatlardaki örneklerini ziyadesiyle görmekteyiz.
Yöre halkı bu fosile “Eşe-Fatma” (Ayşe-Fatma)adını vererek bir bereket getirici kutsiyet yüklemiştir. Zaten bölgede Hz. Ayşe, Hz. Fatma’dan kaynaklı olarak bayan ismi tek tek kullanıldığı gibi her iki ismin bir kişiye verildiği de görülmektedir. Eşe-Fatma adının bu fosile verilmiş olması yörede kutsal kabul edildiğinin işaretidir.Burada ilkel birçok kültürde araştırmacılar tarafından tespit edilmiş olan özellikle “ Tabiattaki birçok nesnenin canlı bir ruh taşıdığına inanılması” ilkesinden hareket edildiği görüşü araştırma yöresindeki algılama için de geçerli sayılabilir. (Geniş Bilgi için bkz. Tanyu, 1968, s. 20-23)
Polenezya ve Malenezya yerlilerinde taşı türlü işlerde(bereket), bolluk getirmesi için (şeklen elverişli) bir taşı, bol mahsul elde etmek üzere, mesela verimli bir ağacın yanında bulup alıyor, götürüp bahçede başka bir ağacın verimini artırmak üzere, onun yanına gömüyor.Taşın içinde bir kuvvet kaynağı, bir ruh, bir mana olduğuna inanıyor. Bu onun animistik (ruhun canlanması) inancına da uyuyor.(Tanyu, 1968, s.20)
Tylor’a göre, “ilkel insan ruh hakkındaki kendi durumunu, tıpkı bir çocuğun çevresindeki varlık ve nesneleri canlı görmesi gibi, doğaya ve çevreye de uygulamış, tabiattaki her şeyi canlı olarak görmeye başlamıştır. Bu, animalist görüşle, animist görüş arasındaki tek fark, birincinin doğadaki her şeye bir canlılık vermesi, İkincinin ise sadece belirli bir ruh üstünde durmasıdır. Doğayı kapsayan bu “canlandırma prensibi” , varlıkları dualist bir görüşle, “iyi” ve “kötü” ya da “faydalı” ve “zararlı” diye ikiye ayırmıştır. (Örnek, 1966, s.23).
Yörede “Bereket taşı” ya da diğer yaygın bir söyleyişle “Eşe-Fatma taşı” na yüklenen fonksiyonlar animist bir görüşten hareketle içerisinde bir “öz” taşıdığına inanılmasıdır. Bu öz düalist bir yaklaşımla “iyi ve faydalı” olarak açıklanabilir.