…Kalfalık dönemi

Askerden geldikten sonra Akpınar’da Lima Pasajı’nda tuttuğum dükkânda kalfa olarak 5 ay çalıştım. Oradaki dükkânlar ahşap ve tek katlı idi. İnşaat yapılacak gerekçesiyle tuttuğum dükkânın yıkılması üzerine dükkândaki malzemeleri Melekbaba Mahallesi’ndeki evime taşıdım. Çarşıdaki ustalardan kilosu 10-15 kuruşa iş alarak evime götürüyordum. Böylece mesleğimi evimde çalışarak devam ettiriyordum.

Bakırcılar çarşısı kuruluyor

Kooperatif yöntemiyle Tahir Mavuk ve Hasan Altaş tarafından 1966 yılında Bakırcılar Çarşısı yaptırılıp hizmete açılınca uzun süredir evimde icra ettiğim mesleğimi bu defa Bakırcılar Çarşısı’na taşınarak sürdürdüm. Evdeki tezgâhımı çarşıya taşıdım. Büyük esnafa çalışıyor, kilosu 15 kuruştan kalay yapıyordum. Bu ücretle hem gündelik geçimimi sağlıyor, hem de zor ve kötü günler için tasarruf etmenin mücadelesini veriyordum.

 

Kendi dükkânımın ustası olmak güzel bir duyguydu

Çarşıya taşındıktan 6 yıl sonra, yani 1972’den itibaren kendi dükkânımın ustası oldum. Böylelikle daha iyi para kazanma imkânı oldu. Gece gündüz çalışıyordum. O yıllarda insanlar yorgunluk nedir bilmez, tüm enerjisini işine verirdi. Çünkü geçim zordu. Tabi çalışmayı da seviyorduk. Hem ustalarımızdan hem de aileden gelen bir gelenekle işimizi sever, müşterimize hürmet eder, alın terimizle ekmeğimizi kazanmanın mücadelesini verirdik. Ayrıca kendi dükkânımın ustası olmak güzel bir duyguydu. Bu duygunun verdiği coşkuyla tüm zor işlerin altında kalkmasını bilirdik.

El emeği -göz nuru meslek grupları çarşıdaydı

O yıllarda bizim çarşımızda sıcak demircilik, demir doğramacılık, kalaycılık, tenekecilik, nalbantlık gibi el emeği- göz nuru meslek grupları vardı. Her gruptaki meslek erbabı çok iyi iş yapar, günün şartlarına göre de geçimini sağlayacak şekilde para kazanırdı. O günler, bugünkü gibi bolluk yılları olmasa da bizim için güzel günlerdi.

En gözde meslek grubu

1970’li yıllarda bakırcılık diğer el sanatları gibi gözde mesleklerden biriydi. Daha sonraki yıllarda alüminyum, cam, plastik melamin, emaye gibi malzemelerden yapılan ev eşyaları çoğalmaya ve fabrikasyon üretimler yoğunlaşmaya başlayınca, maalesef bizim “altın bileziğimiz” yani mesleğimiz de gerilemeye başladı.

Ve gerileyiş

1990’lardan sonra hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler ve fabrikasyon üretimler, ömrümü verdiğim kalaycılık mesleğini yok olmakla yüz yüze getirdi. Çünkü artık el emeği ile üretilen sanatlar teknolojinin ve fabrikasyon imalatın karşısında yenilmeye başladı.

İnsanlarımız, şayet bakır ve kalay ile diğer el sanatlarının değerini anlayıp bize yönelmezse, mesleğimizin ayağa kalkması çok zor. Neredeyse artık imkânsız hale gelecek...

Aslında ben bu işe bakır döğme, yani bakırın işlenmesi işi ile başladım. O zamanlar iptidai yöntemlerle el emeği ve göz nuru ile üretiyorduk. Bakır öyle bir madendir ki ben bakırdan adam bile yaparım, yeter ki alıcısı olsun.

 

Tarihi çok eskiye dayanır

Bakırcılığın tarihi de çok eskiye dayanır. Kökeni ta Davut Peygamber’e gider. Bu yüzden mesleğimi her yönüyle çok severim. Biz bu mesleğin peşkir kuşağındanız. Eskiden ustalar, kalfalara el vermedikçe onlar dükkân açamazdı.

Beslenme uzmanlarının ortak görüşü

Mutfak eşyalarının kalaylı olması, hem yemeğin lezzetini arttırır, hem de insan sağlığını korur. Bu yüzden mutfaklarda kullanılan eşyaların bakırdan ve kalaylı olması gerekir. Bunu ben bir bakır ve kalay ustası olarak söylemiyorum. Tıp ve beslenme uzmanları da aynı şeyi söylüyor. Bu nedenle insanlarımızın bakır ve kalaylı mutfak malzemelerine yönelmeleri, gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum.