…Yıllar yılları kovaladı…

Hicret’in ikinci yılının Rebiulevvel ayının 12-13. (Milâdi 632 yılının 7 Haziran) gecesi Risalet hükmü sona erdi ve Hazreti Muhammed (s.a.v.) bu fâni dünyadan baki olacak ahirete yürüdü.

Aradan iki yüz yıl geçti. Dört Halife dönemi de sona erdi. Hazreti Ali’nin soyu Kerbelâ olayından sonra bir yerlere dağıldı. Bu kollardan biri de Malatya’ya gelmişti.

Aliyyül Medeni bir gece Medine’den çıkıp Bağdat’a geldi. Daha sonra da kuzeye doğru yönelerek Malatya’ya vardı. Malatya Müslüman ülkesinin bir uç beyliğiydi. Bu gelen kafilelerle birlikte Abdulvahap Gazi de Malatya’ya ulaştı.

Malatya Beyi Ziyad, Ali Medeni’ye şehrin hatipliğini verdi. Bir vakit sonra o da ömrünü tamamladı. Medeni’nin torunlarından Ali’nin iki oğlu vardı. Onlara Hasan ve Hüseyin adlarını vermişti. Hasan’ın sesi çok güzeldi. Hem de çok bilgiliydi. Hatiplik görevi ona verildi. Hüseyin ise yiğit pehlivan yapılı bir gençti. Savaş oyunlarında çok başarılıydı. Kale Serdarlığını da Hüseyin’e verdiler. Hüseyin’in Cafer adında bir oğlu dünyaya geldi.

Malatya’da günlerden bir gün… Abdulvahap o gün daha bir heyecan ile uyanmıştı. Gün bu gündü…

Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kendisine emanet buyurduğu vakte ulaşmıştı. Artık bu mübarek emaneti sahibine teslim etmenin zamanı gelmişti.

Malatya Beyi Emir Ömer erleriyle beraber toplantı halinde iken Abdulvahap kapıdan girdi:

  • Selamünaleyküm Ya Emir’im!
  • Aleyküm selâm Abdulvahap. Sen de aramıza katıl. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tanışma şerefine nail olan o mübarek yüzünü gören aramızda tek kişi sensin. Ashabımızı, Peygamberimizi bize anlat ki gönlümüz ferahlasın.
  • Ben de onun için geldim. Beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Bir anda herkes dikkat kesildi.
  • Ben de bu güne kadar sakladığım bir emanet var. Hem de Allah’ın Resulü Muhammed (s.a.v.) tarafından…

Emir Ömer’in tüyleri heyecandan diken diken olmuştu.

  • Ya Abdulvahap! Sen ne dersin? Meraktan öleceğim. Bugüne kadar bizden sakladığın emanet ne ola ki?

Abdulvahap cevap vermeden önce topluluğa şöyle bir gezdirdi. Aradığı kişi orada yoktu.

  • Hüseyin Gazi oğlu Cafer’i arar gözlerim. Gördüğüm kadarıyla burada yok. Onu hemen buraya çağırır mısın? Gün bu gündür.

 

Oradakiler bir anda buz kesilmişlerdi.

Çok geçmeden Cafer evinden çağrıldı ve oraya geldi.

Cafer sofaya girdiğinde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Tüm gözler onun üzerindeydi. Ne olduğunu bir anda anlaması imkânsızdı.

Emir Ömer’in sağında saçları sakalları ağarmış yılların ağırlığı üzerinde olmasına rağmen hâlâ zinde olan Abdulvahap Cafer’e dikkatle baktı.

  • Şöyle yanıma gelesin Hüseyin Gazi oğlu Cafer!

Cafer sözünü ikiletmeden yavaş ve saygılı adımlarla yanına vardı elini öptü.

-Allah senden razı olsun Cafer!

Tüm topluluk ve Emir Ömer ne olup biteceğini merak ediyorlardı.

  • Cafer! Hüseyin Gazi oğlu Cafer! Hazreti Muhammed (s.a.v.) nesebinden olan Cafer!

Cafer bu hitaptan onurlanmış, edeple boynunu bükmüştü. Abdulvahap konuşmasına devam etti.

  • Ashab-ı Kiram zamanından sana Peygamber Efendimizin (s.a.v.) emanetini getirdim.

Hazreti Ali’nin (Radıyallah-ü Anh) bizzat yazdığı mektubu kuşağından çıkararak okumaya başladı. Mektupta Cebrail Aleyhisselâmın müjdesi yazılıydı:

“Ashabımızdan Abdulvahap, Malatya’da doğacak yiğidin yüzünü görecek, onunla birlikte çok gazalar edecektir. Benim Habibim Muhammed Mustafa o kişinin başını sıvasın, ağzına habbe akıtsın. O da o yiğidin ağzına koysun. Bu günü ve bu saati tarih tutup ona söylesin ki ne zaman o doğacak yiğide ömrü erişirse Resul’ünün mektubunu kendisine versin!”

 Cafer’in buraya çağrılması o şanslı yiğidin onun olabileceğine delâlet idi. Emir Ömer sormadan edemedi:

  • Peygamber Efendimiz (s.a.v.) müjdelediği yiğit kimdir Ya Abdulvahap?
  • Hüseyin Gazi oğlu Cafer!

Sofada sadece “Allah! Allah! Allah!” nidaları yükseldi, yürekler titredi

 Cafer, hiç beklemediği bir anda bu olayı yaşayınca beyninde “Cafer! Cafer!” çınlamalarına engel olamadı. Gözleri doldu. Etrafına bile bakınamadı mahcup bir şekilde oracığa dizlerinin üzerine yığıldı kaldı. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Biraz kendini toplayınca Abdulvahap Gazi, Cafer’e Peygamber’in emanetlerini sundu. Ağzında yıllarca sakladığı emaneti Cafer’in ağzına bıraktı. İşte yüzyıllar öncesinden gelen emanetler sahibini bulmuş oldu. Cafer, o mübarek mektubu yüzüne gözüne sürüp koluna pazu bent etti.  Böylece Cafer, kutsal emanetlerin ışığında manevi ilimlere ve 72 lisana sahip oldu.

                                        *            *               *

Abdulvahap Gazi Malatya’da uzun yıllar kalarak Battal Gazi ile birçok gazalara katıldı. Fütuhatlarda bulundu. Battal Gazi’nin daima yanında yer aldı. O’na destek oldu. Battal Gazi de Abdulvahap’ı korudu.  Her türlü tehlikeden kurtardı.

Abdulvahap, zaman zaman tecrübeleriyle gazilere yol gösterir, savaş taktikleri konusunda önemli fikirler üretir. Bir savaşta yenilen Hıristiyanlar 200 bin kişilik bir ordu toplayarak, Müslümanların üzerine saldırırlar. Bu durumu öğrenen Cafer, yalnız başına bu orduya saldırmak ister. Gaziler onu durdurup müşavere yaparlar. İstişare sonucu Abdulvahap Gazi, gelin şu dağ kenarına konalım. Çepeçevre hendek kazalım. İki yerden kapı koyalım, cenk edelim der. Peygamberimiz zamanında yapılan hendek savaşında da aynı tedbir alınmıştı. Gaziler, bu fikri uygun görürler. Hendekleri kazarlar. Hendeklerin arkasında duran Müslümanlar, zaman zaman düşmana saldırıp büyük kayıplar verdirirler. Uzun çarpışmalardan sonra Müslümanlar galip gelirler.

Battal Gazi’nin Hindistan’a gitmesi üzerine düşmanlar başlarında Kayser olmak üzere 100 bin kişilik bir ordu toplayarak Malatya’ya doğru sefere çıkarlar. Malatya gazileri bunu duyunca istişare yaparlar yine Abdulvahap’ın hendek kazma önerisini uygulayarak şehri savunurlar. Bu arada Halifeden yardım isterler. Ahmet Turan ve Abdulvahap Gazi esir düşer. İslam ordusu bozulur. Halife’nin ordusu yetişir. Malatya’yı kuşatmadan kurtarır. Abdulvahap ve diğer Müslüman esirleri Kayser’e yollarlar. Kayser bunları bir zindana koyar. Günler sonra Battal Gazi, bin bir hileyle zindana girer onları kurtarır.

Abdulvahap Gazi’yi kâfirler çok iyi tanımaktadır. Her savaştan önce Battal Gazi ve Abdulvahap Gazi’yi isterler. “Ol koca kim Muhammed Mustafa’yı gördüm der onu bana veresiniz” diye mektup gönderirler. Bu antlaşma için en önemli şarttır.

Bir başka savaştan önce gönderdikleri mektupla yine Battal ile Abdulvahap’ı isterler. Müslümanlar olumlu karşılık vermez. Düşmanlar, Müslümanlara saldırırlar. Abdulvahap meydana çıkıp şöyle bağırır: Ben Abdulvahap Gazi’yim Muhammed Mustafa’yı gördüm. Önünde çok gazalar kıldım. Her kim ölüm isterse gelsin dedi. Bunun üzerine Ahmer meydana girdi. Bir gürz vurarak Abdulvahap’ı atından yere düşüp yaraladı.

Bir başka seferde Abdulvahap ile Battal birlikte gece karanlığından yararlanarak kâfir ordusunu ikiye böldürüp birbirine düşürür. Birbirine kırdırırlar.

Abdulvahap Gazi, Fırat’ın kenarında bir ev yaptırır. Battal Gazi O’na verecek hediye bulmak için avlanmaya çıkar. Kayser’in Hümayun adlı kızını Çin Prensine götüren kafile ile karşılaşır. Onları yenerek kızı Abdulvahap’a getirir.

Gizli Hıristiyan olan Bağdat Kadısı Ukbe, Halife ile Malatyalı gazilerin arasını açmak için, Battal Gazi’nin Abdulvahap Gazi aracılığıyla Halife’ye verilen Kayserin kızı Hümayun’u kaçırttığını söyleyerek şikâyetçi olur. Abdulvahap’ın idam edilmesini ister. Battal uzun uğraşlar sonunda Abdulvahap’ı kurtarır.

Abdulvahap namaz kılarken ordusuyla oradan geçen Kayser, onu esir ederek İstanbul’a götürür. Kayser, kızının birini Abdulvahap’a Hıristiyanlığı kabul ettirmek için görevlendirir. Kız, kırk gün uğraşır. Başarılı olamaz. Kayser, Abdulvahap’ı öldürmeye karar verir. Kız gelip bu durumu Abdulvahap’a söyler. Çaresiz kalan Abdulvahap, kızla evlenerek Hıristiyanlığı kabul eder.

Battal Gazi, İstanbul’a gelir. Gizlice saraya girer. Abdulvahap’ı kurtarmaya uğraşırken başından birçok olaylar geçer. Kâfirler, Abdulvahap’a Battal Gazi’yi yaktıklarını söylerler. Abdulvahap, zaman zaman buraya gelerek ağlamaktadır. Bir gün burada Battal’ı görünce düşüp bayılır. Battal onun belindeki zünnarı keser, büyü bozulur. İkisi birlikte Malatya’ya dönerler.

Battal Gazi, Sünbat isimli bir kâfirin harabe bir kaleyi onarıp oraya yerleştiğini Müslümanları taciz ettiğini öğrenir. Abdulvahap ve arkadaşları Battal’ın yardımına gönderilir. Kaleyi ele geçirerek büyük bir beladan kurtulmuş olurlar.

Abdulvahap Gazi bazen de önemli işlerin yapılmasında elçi olarak görev alır. Savaş ganimetlerinden Halife’nin payına düşen kısmı Bağdat’a Abdulvahap götürür. Gücüne güvendiği için Battal Gazi’nin olmadığı savaşlarda meydana ilk önce kendisi çıkar düşmanı teker teker tepeler.

Abdulvahap aynı zamanda keramet sahibi bir zattır. Müslümanlara büyü yapan Güzende Cazu’yu öldürür. Büyü bozulur. Kâfir ordusu yenilir ve kaçmaya başlar.

Babek adlı sahte peygamberin ortaya çıkması üzerine Battal Gazi, Abdulvahap’ı da yanına alarak onu gidip yakalar. Ancak kaçan Babek, her fırsatta fitne çıkarmaya devam eder. Abdulvahap’ın yardımıyla Babek’in hakkından gelirler.

Battal Gazi, son yıllarında Medine’de dinlenmeye çekilir. Başkomutanlığı da Abdulvahap’a bırakır. Ancak Malatya’ya saldıran kâfirler, Battal yetişinceye kadar Abdulvahap’ı şehit ederler. Battal onun intikamını alıp yeniden Medine’ye döner.

Malatya çevresinde çok etkili olan sahabelerden Abdulvahap Gazi’nin sadece Malatya’da değil, Anadolu’nun birçok ilinde türbe, makam, yatır ve camisine rastlanmaktadır. Hazreti Peygamberin sancaktarı Abdulvahap Gazi ve gaza arkadaşları üzerine Necati Demir ve Kutlu Özen ayrıntılı bir çalışma yapmışlardır. Bu kitapta Sivas, İznik, Elazığ, Malatya, Bayburt ve Afyonkarahisar’daki Abdulvahap’a ait türbeler, mezarlar, adak yerleri, mescitler, camiler detaylı olarak incelenmiştir.

Ülke genelinde Abdulvahap’ın türbe ve makamının olduğu illerde onunla ilgili birçok uygulamaya rastlıyoruz. Özellikle erkek çocuk sahibi olmak isteyenler. Abdulvahap Gazi türbesini ziyaret ederek kurban keserler. Kadının eteğini kayalara çivilerler. Kadın hızla hareket edince eteğin bir kısmı kayada çakılı kalır. Üzerinde kalan parçadan ise doğacak çocuğa gömlek dikerler.

Malatya çevresinde erkek çocuklara en çok koyulan isim Vahap, Abdulvahap; kız çocukları için de Zeynep’tir.