İnsanlar, Anadolu’da binlerce yıl önce avcı toplayıcı toplumdan yerleşik hayata geçerek kentler kurarlar. 10 bin yıllık yerleşik hayatından söz edilen Malatya’nın kuruluşu da Fırat kıyısındaki höyüklerle başlar. Cafer Höyük, yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçişin en belirgin görüldüğü yerleşimdir. Cafer Höyük’te kömürleşmiş tahıl ürünleri bulunmuştur.
Höyüklerden sonra en eski yerleşim Arslantepe’dir. Madenlerin işlendiği, metal kılıçların yapıldığı, dünyada ilk bürokrasinin uygulandığı Arslantepe site devleti, geniş bir coğrafyaya hükmeden yapıya ulaşır. Ticari alanda kullanılan mühürlere de ilk defa burada rastlanır. Arslantepe Devleti, büyük yangın felaketi ve kaybettiği savaşlardan sonra eski gücünü yitirir.
Doğu Romalılar, İsa’nın doğumundan sonra doğuya yaptıkları akınlar sonucu Fırat nehri kıyılarını ele geçirirler. Eski Malatya yakınlarında büyük bir askeri karargâh kurarlar. Buradan Anadolu’nun en uzak köşelerini yönetirler. Kentin çevresini surlarla çevirerek kendilerini korumaya çalışırlar.

Peygamberimizin işareti üzerine Anadolu’ya yönelen Müslümanlar, zamanla burayı ele geçirip güçlü bir sınır kenti oluştururlar. Halife’ye bağlı bu şehir, Rakabe olarak adlandırılır. Bu coğrafyanın Müslümanlar tarafından fethi ile Türkler de buraya yerleşir. Kent, zaman zaman Romalılar ve burada yaşayan Müslümanlar arasında el değiştirir.
11. Yüzyıldan itibaren burada Müslüman Türklerin hâkimiyeti başlar. Şehir, Malatya olarak anılır. Günümüze kadar işgal görmeden ve düşman ayağı değmeden sürüp gelir.
Bugün Battalgazi (Eski Malatya) olarak adlandırılan yerleşim bölgesi şehir merkezidir. Burada yaşayan insanların ekip biçtikleri bağ ve bahçeleri ise Aspuzu denilen bugünkü Malatya il merkezinin bulunduğu ovadadır. Önceleri her yıl bahar aylarının başlangıcında Malatya halkı, Eski Malatya’dan Aspuzu’daki bağ ve bahçelerine göçerler. Sonbaharda tekrar yurtlarına dönerlerdi. Eski Malatya’dan ayrılırken kuyuya közlerini doldurup üzerini külle örterlerdi. Sonbaharda döndüklerinde bu közleri çıkararak ateşlerini yeniden yakar, ocaklarını tüttürürlerdi. Bu adet yüzyıllarca devam eder gider.
Söylence odur ki:
Bir sonbaharda Aspuzu’dan dönen halk, ocakların söndüğünü kuyudaki korun ise kül olduğunu görünce bu olayı uğursuzluk saymışlar. Çoğu bir daha Eski Malatya’ya dönmeyerek Aspuzu’da bugünkü Malatya’yı kurmuşlar.
Müslüman Türklerde ocak kutsaldır. Ocak aileyi temsil eder. Ocağı tüttürmek ailenin devam etmesi anlamına gelir. İstiklal Marşımızda Mehmet Akif:
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.”
diyerek bu gerçeğe parmak basmıştır.
Tarihi belgelere göre ise, yeni Malatya’nın kuruluşu, Hafız Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Nizip Savaşı nedeniyle kışı geçirmek üzere 1839’da Eski Malatya’da konaklamasına kadar uzanır. O kış evlerine dönemeyen Malatyalılar, ertesi bahar ve yazı da Aspuzu’da geçirmek zorunda kalırlar. Kışa doğru asıl yurtlarına, yuvalarına dönünce evlerinin bakımsızlığı, harap oluşu karşısında üzülürler. Kuyudaki közün de sönmüş olduğunu görünce Aspuzu’daki evlerine kalıcı olarak yerleşirler. Zamanla şehir merkezi yenilenerek burada kurulur.
Bu olayların Tanzimat inkılâbı yıllarına rastlaması da ayrıca düşündürücüdür.
Malatya’nın Adı
Malatya, kuruluş ve isim itibariyle başlangıçtan zamanımıza kadar büyük bir değişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir.
Kültepe vesikalarında “Melita” şeklinde görülen Malatya’dan Hitit vesikalarında “Maldia” olarak bahsedilmektedir. Asur İmparatorluğu devri vesikalarında “Meliddu”, Melide, Melid, Milid, Milidia” olarak geçmektedir. Urartu kaynaklarında ise kente “Melitea” denilmektedir.

Malatya kelimesinin Hititçe bal anlamına gelen “Melid”den türediği anlaşılmaktadır. Hitit hiyeroglif kitabelerinde Malatya şehri, bir öküz başı ve ayağı ile ifade edilmektedir. Eski çağ coğrafyacılarından Strabon, Malatya’dan “Melitene” olarak söz etmiştir. Selçuklular döneminde “Vilayet-i Malatya” olarak anılan şehir, bir üstünlük ve asalet ifadesi olarak “Dar’ur-Rifa” (Saadet, mutluluk şehri) olarak anılır. Osmanlı döneminde de aynı adlandırma kullanılır. Günümüzde halk arasında bu yerleşim merkezine “Eskimalatya, Aşağı Şehir” denmektedir.