….Şiro Halayı’nın nasıl ortaya çıktığına ilişkin yaşlıların anlattığı öykü şöyledir:
Bu bölgede yaşayan Derviş Amca dizlerinden ve ayaklarından rahatsızmış. O kadar ki dizlerinin ve ayaklarının ağrısından günlük işlerini yapamaz, oturup kalkamazmış. Derviş Amcanın eşi Zeynep Teyze, bu duruma çok üzülür ama elinden bir şey gelmezmiş.
Günlerden bir gün Zeynep Teyze, komşu kadınlarla dertleşirken Derviş Amcanın bu durumunu anlatmış ve çok üzüldüğünü dile getirmiş.
İşte böyle komşum, böyle giderse Derviş Amcanız bastona mahkûm olacak. Allah korusun Zeynep! Daha yaşı ne ki? Allah ömür versin! Hemen ümidinizi yitirmeyin. Bak sana ne diyeceğim. Galiba bu hastalığın bir çaresi var. Neymiş, bildiğin bir şey mi var? Allah aşkına söyle! Dur Zeynep! Kesin bildiğim bir şey değil. Ama söylenenlere göre Pütürge ilçesinde bir göl varmış, Sülük Gölü. Orada yaşayan sülüklerin insanlara şifa olduğunu duydum. Belki Derviş Amca’nın rahatsızlığına iyi gelir. Denemekte yarar var derim komşum. Ama sülük deyince Derviş kabul eder mi bilmem. Niye kabul etmesin? Neticede şifa bulacak. İster sülük ister başka bir şey! Teşekkür ederim komşum. İnşallah Derviş Amcan bir aksilik yapmaz da Pütürge’ye gideriz.
Zeynep Hanım bir ümitle eve geldi. Derviş Amcaya durumu anlattı.
Böyle şeylere nasıl inanırsın Zeynep? Niye inanmayayım. Netice şifa bulmak. Bırak Allesen, sülükmüş. Pöh! O yaratıkları bedenimde hissetmek… Düşüncesi bile kötü. Valla sen bilirsin Derviş! O zaman çok yakında yatağa düşersin! Bakıyorum beni sakat görmeye pek heveslisin? Ovv! Sana ne diyeceğimi bilemiyorum, çocuk gibisin. Ben senin iyileşmeni istiyorum. Şöyle koluna girip salına salına gezmeye gitsek fena mı olur?
Derviş baktı ki pabuç pahalı, eşine söz geçiremeyecek. Çaresiz olur dercesine başını öne eğdi.
Tamam Zeynep senin dediğin olsun. Ne zaman gidiyoruz? Beklediğimiz hata. Yarından tezi yok gidelim.
Ertesi gün erkenden Pütürge’ye doğru yola çıktılar. Sülük Gölüne vardıklarında konaklayacakları bir yer aradılar. Ama burada usul çadır kurmak şeklinde olduğu için onlar da bir çadır kiralayıp göl kenarına herkes gibi çadırlarını kurdular.
Bak Zeynep! Allah’ıma senden korkulur. Ne ettin eyledin bizi buraya getirdin. Fena mı oldu Derviş! Bakarsın şifa bulursun. Olmazsa bir tatil yaptık deriz.
Derviş Amca o gün birkaç defa göle girmiş. Ayaklarını uzatmış. Az sonra insanlara alışkın olan sülükler, onun tombul ayaklarına doğru yönelmişler. İlk sülük geldiğinde Derviş söyle bir irkilmiş, ayağını çekmiş. Bir diğeri derken sülükler bacaklarında birer ikişer yerlerini almışlar.
Zeynep Hanım eşinin bu tedirginliğini fark etmiş:
Bırak huylanmayı Derviş! Biraz sabret! Buradan tay gibi sekerek gittiğini, hatta halay bile çektiğini düşün. Ohho! İyileştik de halaya durduk he? Vay hanım vay! Niye olmasın? Şifa bulman için senin de bu tedaviye inanman gerek. Niyetin iyi olsun, gerisi Allah’tan!
Akşam olduğunda Zeynep Hanım merakla sormuş:
Nasıl? Bir değişiklik hissediyor musun? Mesela bir rahatlama. Ayaklarında bir hafiflik? Valla niye yalan söyleyeyim. Biraz rahatlama hissettim. Acaba psikolojik mi diye kendi kendime söylendim. Ama yine de bilmiyorum. Psikolojik olur mu Derviş. Belli ki bu göl sana şifa olacak! Hay ağzın bal yesin Zeynep! Ne iyi ne kalbi temiz bir kadınsın sen böyle. İyi ki seninle evlenmişim. Ha şöyle! Benim eşim yenilgiyi kabul etmez, moralini yere düşürmez.
Sonraki günlerde aynı şekilde göle girmeye ve sülük tedavisine devam etmişler. Derviş Amca’nın vücuduna yapışan sülükler, kirli kanı emerek vücudunu rahatlatmış. Gözle görülür iyileşmeler başlamıştı. Daha düne kadar diz çökemeyen, oturup kalkamayan Derviş, şimdi çok rahat bu hareketleri yapıyordu.
Zeynep diyorum ki artık namazlarımı olması gerektiği gibi yani diz çökerek kılsam? Taburede oturarak kıldığımda zaten içim pek rahat etmiyor. Bir dene Derviş. Eğer rahatlıkla secdelerini diz çökerek yapabilirsen bu iş tamam demektir. Sonra halaya katıl mı diyorsun Zeynep? Allah! Allah! Ne çabuk namazdan halaya geçtin be mübarek? Hah! Hah!
Bu keyifli gülüşmeler karı kocaya moral olmuştu. Hayatta hiçbir şey çaresiz değildi. Ölüm hak. Ondan gayrısı hastalığın şifası, Kaf Dağında da olsa gidip bulmak gerekir.
Derviş Amca o akşam Yatsı namazında tabureyi bir kenara itmiş ve seccadesini yere sererek namazını kılmaya başlamış. Önce ayaklarım zorluk çıkarır mı diye endişe etmiş. Rukûdan sonra secdeye vardığında ayakları önce zorlanmış. Sonrasında namazını çok rahat bitirmiş. Sevinçten ellerini duaya açtığında gözyaşlarına engel olamamış.
Hamdüsenalar olsun Allah’ım! Sen her şeye kadirsin. Sensin kerim, sensin rahim! Yeniden doğmuş gibiyim. Kıyama artık taburesiz durdum ya daha ne dileyeyim?
Derviş namaza durduğunda Zeynep Hanım da uzaktan merakla izlemişti. Eşinin bu hali onu çok mutlu etmiş. “ Allah’ım sana şükürler olsun” diyerek gözleri dolmuş.
Derviş Amca sonraki günlerde suya girmeye devam etmiş. Vücuduna yapışan sülükler kirli kanı emerek vücudunu iyiden iyiye rahatlatmış. Derviş Amca, akşam üstü göl kenarında davul zurna eşliğinde eğlenen insanları izlemeye gitmiş. Dizindeki ağrılar hafiflediği için sadece yerinde durarak diz hareketleriyle davula ayak uydurmaya başlamış. Çok mutlu olmuş. Hemen Zeynep Teyzenin yanına gelerek durumu anlatıp sevincini eşiyle paylaşmış.
Ertesi gün yine göle giren Derviş Amcanın ağrıları büyük ölçüde azalmış. Gölden çıkınca Zeynep Teyze ile davul zurna çalınan alana gelmişler. Ağrıları hemen hemen azalan Derviş Amca, davulun sesine uyarak diz hareketleri yapmaya başlamış. Durumunun iyi olduğunu anlatmak istercesine yaptığı diz hareketlerine uyumlu olarak bir de ayak hareketini eklemiş. Özellikle çok rahatsız olan sol ayağını öne çıkarmış ve geri çekmiş. Zeynep Teyzenin sevindiğini gören Derviş Amca oynamayı sürdürmüş.
Sonraki günlerde göle girerek şifa bulan Derviş Amca, gölden dönünce Zeynep Teyzeyi yanına alıp panayır alanına gelmiş. Tamamen iyileştiğini göstermek için daha önce yaptığı hareketlere bir de diz kırma hareketi eklemiş. Eşinin iyileştiğini gören Zeynep Teyze, onunla halaya başlamış. Onları görenler de aynı hareketleri yaparak bu yeni oyunu saatlerce oynamışlar.
Bu yıldan sonra her panayır kurulduğunda davul zurna eşliğinde Şiro Halayı çekilir. Bu güzel ve hareketli halay nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelir.
Günümüzde Sülük Gölü çevresinde vurulan birçok su kuyusu nedeniyle gölün suyunun kuruduğu görülüyor. Cirit oynanan, halay çekilen boş alanlara kayısı ağaçları dikildiğinden artık bu etkinlikler yapılamıyor. Ne zaman başladığı bilinmeyen Sülük Gölü Şenlikleri, yok olmaya yüz tutmuştur.
Birçok folklorik gösterinin ortaya konulduğu, gurbetteki insanların sıladaki yakınlarıyla buluştuğu bu şenlikler yeniden canlandırılmalıdır. Şifa arayanların ziyaret ettiği, içinde sülük bulunan yöredeki Karagöl, canlandırılarak etkinlikler burada yapılabilir.