Battal Gazi Anadolu’nun vatan haline gelmesinde en önemli kahramandır. Ömrü savaşlarda geçen Battal gittiği her yere adaleti götürmüştür. Mazlumları korumuş, feth edilen coğrafyalarda önce kadınları ve çocukları, fakirleri, mağdurları koruyup kollamıştır. Hayır hasenat yapmış, Malatya Serdarı olarak Allah’ın rızası için Hıristiyan Bizanslılar ile savaşmış mal mülk biriktirmemiştir. Gazalarda payına düşen ganimeti çevresine, yoksullara, yetimlere dağıtmıştır.
Kendi ev halkı ancak geçinecek kadar bir varlığa sahiptir. Oğlunu okutan hocasına para yerine kendine ait çok kıymetli kaftanını göndermesi, ilme ve ilim adamına verdiği değeri gösterir. Bu olay bizlere peygamberimizin kaside-i bürde şiirini söyleyen İmr’ül Kays’a hırkasını bağışlamasını hatırlatmaktadır.
Battal Gazi’nin çevresinde birçok efsane oluşmuştur. Battalname’ye göre bunlardan en önemlisi onun doğumunu müjdeleyen anlatıdır. Peygamberimiz bir sohbette soyundan gelecek olan birisinin Anadolu’yu fethedeceğini müjdelemiştir. Bu günlere biz erişecek miyiz diye soran Abdulvahap Gazi’ye bazı mukaddes emanetleri teslim ederek bunları O kahramana ulaştırmasını ister. Battal Gazi doğmadan önce Malatya’ya gelen Abdulvahap Gazi, bu emanetleri Babası Hüseyin Gazi’nin intikamını Bizanslılardan alan oğlu Cafer’e teslim eder. Boğazındaki Peygamberimizin emaneti olan bir damla tükürüğü, Cafer’in ağzına bırakarak onun çeşitli ilimlere sahip olmasını ve dilleri konuşmasını sağlar. Abdulvahap Gazi, destanda Battal’ın en önemli silah arkadaşlarından biridir.
***
Hüseyin Gazi, bir av esnasında Rum beylerinden Mihriyayil tarafından hile ile öldürülür. Cafer genç bir delikanlı iken babasının katillerini öldürür ve Serasker olur. Bundan sonra Kayser ordularıyla yapılan iki savaşta Cafer üstün başarılar gösterir ve Malatya beylerinin güvenini kazanır. Kayser, Ahmer komutasındaki bir başka orduyu Malatya üzerine gönderir. Cafer, Ahmer'le yaptığı ferdi mücadeleyi kazanır. Bunun üzerine Ahmer, Müslüman olur. Kendisine Cafer tarafından “Ahmet” ismi verilir. Ahmet de Cafer' e “Battal” ismini verir.
Bu andan itibaren Battal Gazi’nin Bizanslılarla girdiği sayısız savaşta gösterdiği kahramanlıklar destansı bir dille anlatılır. O'nun destansı yaşamı günümüzde de güzelliği ve etkileyiciliği ile yaşamaktadır. Bu destansı kişiliğin çerçevesini oluşturan değerler; kahramanlık, yiğitlik, dürüstlük, korkusuzluk, iyilikseverlik, inancına adanmışlık ve genelde sevecenlik temeline oturmuş insancıl ilişkiler diye sıralanabilecek örnek kişilik özellikleridir.
Seyyid Battal Gazi, sahip olduğu ulvi gayeye uygun meziyet ve sıfatlara sahip üstün bir şahsiyettir. Eğitimde kullanılan "Model Şahsiyet" kavramı açısından Seyyid Battal Gazi Hazretleri'nin meziyet ve sıfatları şu şekilde sıralanabilir:
Bilgilidir, Yiğittir, Merhametlidir, Kahramandır, Cesaretlidir, Güçlüdür, Kurnazdır, Dürüsttür, Zekidir, Taviz vermeyendir.
Seyyid Battal Gazi bilgilidir. O, sadece düşmanının dini bilgilerine sahip bir kişi değil, davasının gerektirdiği bütün bilgilere sahiptir. O, hutbe okuyacak, Kur'an-ı Kerimi tefsir edecek ve Hz. Peygamber'in hadislerini bilecek kadar kendi inancının ilmine de vakıftır.
O, kahraman olduğu kadar aynı zamanda merhametlidir, İslam 'a göre kâfir önce dine (İslama) davet edilir, çünkü merhameti esas kabul eden İslam’da amaç, insanı katletmek değil, kurtuluşa ve hidayete davettir. İslam’ın merhamet anlayışı Battal Gazi'de şekil bulmuştur.
Battal Gazi, tek başına sarayları basacak kadar cesurdur. O korkmadan hadiselerin üzerine üzerine gider. Müslümanlardan herhangi birinin esir olduğunu duyunca her şeyi bırakır, onu kurtarmaya koşar. Seraskerlik konusunda kendisine kötülük eden, Abdusselam'ın esir olduğunu duyunca İstanbul’a giderek sarayı basar ve onu kurtarır. O, cesaretiyle bütün cengâverlik faziletlerinin simgesidir. O, bir serüven çiçeğidir. Hz. Hamza'nın gücü, Hz. Ali'nin cengâverliği, Hazreti Muhammed'in (s.a.v.) sabrı, kısaca cesareti gerektiren her meziyet O'nda toplanmıştır.
Battal Gazi Hazretleri dürüstlüğü ile de örnek bir şahsiyettir. Dünya malına önem vermemesi, onun dürüstlüğünden kaynaklanır. Zaferlerde elde edilen ganimetlere el sürmez, etrafındakilere dağıtır. Dürüstlüğü ve dünya malına önem vermemesi sebebiyle oğlunun hocasına göndereceği bir hediye bulamayınca cüppesini hediye olarak gönderdiği destanda anlatılır.
Battal Gazi yiğitliği ile de model bir şahsiyettir. Düşmanı bile olsa ona yiğitçe davranır. Nitekim O, dövüşte atından yere düşen düşmanlarına karşı kılıç kullanmadığı rivayet edilir.
Battal Gazi zayıfları koruyan, zalimlerin korkulu rüyası olan bir şahsiyettir. Mazlumların dostu, zalimlerin düşmanı olan Battal, gazilerin hayat tarzları gereği zayıflan korur, onlara yardım eder ve onlara kötülük edenlerle mücadele eder. O, ancak zalimleri kendine hasım kabul eder. Bu özelliği İslâm’ın cihat anlayışından kaynaklanmaktadır.
Hulasa, Battal Gazi üstün ve fazıl meziyetlere sahip model bir şahsiyet konumundadır. Şimdi Battal Gazi’nin serdar oluşuna bir göz atalım.
***
Malatya'dan İstanbul'a doğru yola çıkan kafilede Bizans'ın bir casusu vardı. Bu casus İstanbul'a gelir gelmez, zaman geçirmeden İmparator Leon'un huzuruna alındı:
- Yüce Kral’ım, Malatya'da Cafer adında bir yiğit ortaya çıktı. Hüseyin Gazi'nin oğluymuş. Henüz on dokuz yaşında ama Mihriyayil'i ve birçok namlı askerimizi öldürdü. Hemen önünü almazsak babasından beter olur, dedi.
Orada bulunan Bizans Hükümdarı'nın küçük oğlu Rebi söz aldı:
- Baba, bana bir ordu ver gidip o oğlandan dayım Mihriyayil'in ve askerlerimizin intikamını alayım. Cafer'i getirip önünde diz çöktüreyim, dedi.
Komutanlarıyla durumu değerlendiren Bizans Hükümdarı oğlu Rebi'yi on bin kişilik bir ordu ile Malatya'ya göndermeye karar verdi.
Ordu kısa bir sürede Malatya yakınlarına kadar geldi. Rebi, Emir Ömer'e şöyle bir mektup yazdı:
"Hüseyin Gazi'nin oğlu Cafer'i hemen tutup bize gönderin. Ayrıca yedi yıl boyunca bize haraç ödemeyi kabul edin. Yoksa şehrinize gireriz, taş üstünde taş bırakmayız."
Mektup okununca herkesin içine bir korku düştü. Abdülselam ayağa kalktı, Cafer'e döndü,
- Başımıza ne işler açtığını gördün mü? Senin yüzünden koskoca bir şehri düşman yok edecek, dedi.
Cafer:
- Bu işleri sizin başınıza ben açtım. Şimdi de gidip düşmanla tek başıma savaşacağım, dedi ve kalkıp evine gitti.
Savaş hazırlıklarını kısa sürede tamamladı. Atı Aşkar'a bindi. Sabah olmasını beklemeden yola çıkıp şehrin kapısına geldi. Kapıda İbrahim adlı bir çavuş vardı. Ona,
- İbrahim Çavuş hemen kapıyı aç, dedi. İbrahim Çavuş:
- Nereye gidiyorsun, diye sordu. Cafer:
- Düşman askeri ile savaşmaya gidiyorum, dedi.
İbrahim Çavuş:
- Düşman askeri çoktur. Tek başına savaşamazsın. Sabah olsun ordu ile birlikte gidersin, dedi.
Fakat onu durduramadı, kapıyı zorla açtırdı. Gece boyu at süren Cafer, nihayet düşmanın konakladığı yere geldi.
Günün ilk ışıklarıyla birlikte Bizans ordusunun karşısına dikildi. Onu gören Bizans askerleri kim olduğunu sordular.
Cafer:
- Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer'im. Beni İstiyormuşsunuz. İşte geldim karşınızdayım. Gücünüz yetiyorsa gelin alın, dedi.
Bunun üzerine düşman askerlerinden Cumhur adlı bir savaşçı öne çıktı. Cafer'e kılıcıyla saldırdı. Cafer onun hamlesini savuşturup, öyle bir kılıç vurdu ki düşman askeri ne olduğunu bile anlamadan kendisini yerde buldu. Ardı ardına birçok Bizans askeri Cafer'e saldırdı, fakat hiçbirisi onu yenemedi.
Düşman askerleri arasında Kibriyanus adında ünlü bir savaşçı vardı. Bu defa o öne çıktı. Atını hızla sürüp üstüne geldi. Elindeki gürzünü Cafer'e doğru savurdu. Cafer çevikliği sayesinde bu hamleden kurtuldu. Hemen kendi gürzünü kaldırıp düşman askerine vurdu. Darbenin şiddetinden Kibriyanus'un kalkanı parçalandı. Gürz göğsüne dokundu. Nefesi kesilip yere yıkıldı. Bir süre yerde kendini toparlamaya çalıştı ama çabaları sonuç vermedi. Battal yetişip kılıcıyla canını aldı.
Bu arada Malatya'da sabah olmuştu. Şehrin ileri gelenleri namaz kılmak için Sur Cami'sinde toplanmışlardı. Aralarında Cafer yoktu. Emir Ömer bunu fark etti,
- Cafer nerede? Göreniniz var mı, diye sordu. Abdülselam hemen söz aldı,
- Bunda şaşacak ne var. Bizans ordusunun geldiğini duyunca kendisini onlara teslim etmemizden korkup kaçmıştır, dedi.
Cafer'in lalası Akkazan bu sözlere çok kızdı.
-Haşa! Asla inanmam. Cafer'i iyi tanırım. O hiç kimseden kaçmaz. Bizanslılara karşı savaşmaya gitmiştir. O’na leke sürmek kimsenin haddi değil. Öyle bir yiğit ölümden korkmaz. Sen nasıl O’nu lekelemeye kalkarsın, dedi.
Abdülselam hışımla Akkazan'a döndü,
- Basit köle parçası! Sen kim oluyorsun da Cafer'i böyle koruyorsun, diye ona çıkıştı.
Akkazan, “ Sen serdar oldun da bir büyük iş mi yaptın? Alın teri döküp de bir eser mi bıraktın? Ben Battal’ın peşinden gidiyorum!” deyip yola koyuldu.
Onunla birlikte beş kişi daha yola çıkıp Bizans ordusunun bulunduğu yere geldi. Cafer'i tek başına düşmanla savaşırken gördüler. Lalasını ve yanındakileri gören Cafer'e büyük bir gayret geldi. Yanlarına gidip onları selamladı.
Emir Ömer de kısa sürede askerlerini toplayıp savaş meydanındaki yerini aldı.
Düşman askerleri, Türk askerlerine göre hayli kalabalıktı. Buna rağmen korkusuzca düşmana saldırdılar. Kısa sürede Bizans ordusunu bozguna uğrattılar, Bizans Hükümdarı'nın küçük oğlu Rebi'yi esir aldılar.
Bu haber kısa sürede İstanbul'a ulaştı. Hükümdar Leon öfkesinden tacını yere fırlattı. Karalar giyindi. Yedi gün yas ilan etti. Uzun süre tahtına oturmadı.
Diğer taraftan düşman karşısında korkusuzca savaşıp büyük bir zafer kazanılmasını sağlayan Cafer'e, Malatya Emiri Ömer birçok hediyeler verdi. Babasının makamını Abdülselam'dan alarak ona verdi. Böylece Cafer, Malatya serdarı oldu.