Selçuklular Döneminde 1071 Malazgirt Zaferinden önce Anadolu’ya birçok Türkmen akınları düzenlenmiştir. Bu seferler sırasında Malatya ve çevresinde Selçuklu kuvvetleri bazı fetihler yapmıştır. Bu dönemde bazı il ve ilçeler, Bizans ile Selçuklular arasında el değiştirmiştir. Sultan Tuğrul, Selçuklu imparatorluğu içinde çıkan çeşitli kargaşalıkları bastırmak için uğraşırken Anadolu’nun fetih harekâtını görevlendirdiği Selçuklu şehzade, emir ve Türkmen beyleri, Anadolu coğrafyasında Bizans’a karşı askeri harekâtı sürdürüyorlardı.
Çağrı Bey’in oğlu Yakuti, Anadolu’ya akınlara başladı. Yakuti’nin emirlerinden olan Saltuk, 1057 yılında Doğu Anadolu’ya sürekli ve başarılı akınlar düzenledi. Bizans devletinin görevlendirdiği General Nikephoros, Saltuk’un kuvvetlerini durduramadı. Yapılan bütün çarpışmalarda yenildi.
Şehzade Yakuti’nin sevk ettiği diğer Selçuklu birlikleri, 1058 yılında Kars ve Ani’yi kuşattılar, ancak fethedemediler. Bu kuvvetler daha sonra Pasin ovasına indiler. Birçok kent ve kaleleri kuşatıp fetihlerine devam ettiler.
Başka bir Selçuklu birliği, Malazgirt ve Muş tarafına akınlarda bulundu. Aynı yılda, Yakuti’nin Azerbaycan ve Arran’dan sevk ettiği diğer bir Selçuklu birliği, Anadolu sınırlarını aşarak Erzurum’a, oradan Erzincan ve Kemah’a kadar ilerleyip buraları ele geçirdi. Bu sırada Harput yörelerine de akınlarda bulundu.
Bu kuvvetlerden bir kol, Çoruh ve Kelkit Vadisi yoluyla ilerleyerek Şebinkarahisar (Şarki Karahisar)’ı ele geçirdi. Şehzade Yakuti önderliğinde üç bin kişilik atlı bir kuvvetin başında bulunan Emir Dinar, Fırat Irmağı vadisinden hareketle Kemah, Kemaliye, Arapgir üzerinden Malatya’ya ulaştı. Şehri kuşattıktan sonra kale içindeki Bizans askerleri ile yapılan savaşta onları mağlup ettiler. Bizanslıların önemli bir bölümü kılıçtan geçirildi. Geriye kalanlar ise kaçarak canlarını kurtardılar. Emir Dinar’ın seçkin süvari birliği, çevik ve atılgan akıncılardan oluşuyordu. Böylece Malatya’yı çabuk ele geçirdiler. Bizanslılar, bir rahibin öncülüğünde Emir Dinar’a gelerek şehrin tahrip edilmesini önlemek istediler. (1058) Daha sonra Emir Dinar’ın kuvvetleri, Malatya çevresindeki Bizans’a ait yerleşim yerlerine akınlar yaparak Bizanslıları yıldırma ve yıpratma saldırıları düzenlediler.
Şehirde 10 gün kadar kalan Emir Dinar ve askerleri, kaçan Bizans askerlerinin haber vermesi üzerine yakınlarda bulunan Bizans ordusunun Malatya’ya doğru yöneldiğini haber alırlar. Elazığ, Bingöl, Muş üzerinden Ahlat’a ulaşmak düşüncesiyle Malatya’dan ayrılırlar. Yolları üzerindeki birçok Bizans kent ve kalelerine yıldırma amacıyla saldırırlar.
Emir Dinar komutasındaki Selçuklu birliği Çapakçur (Bingöl) üzerinden Muş’a doğru ilerlerken bölgede yerleşik olan Ermeni Prens, habercileriyle onları izletiyordu. Yerel Bizans komutanları da Ermeni Prens ile iş birliği içindeydiler.
Ermeni prens, Bizans ordu komutanına yolladığı habercinin gecikmesinden kuşkulandı. Türk birliğinin geçeceği yol güzergâhı belirlenmişti. Muş üzerinden Ahlat’a gideceklerini kesin olarak biliyorlardı. Bu yol dışında başka gidilecek bir güzergâh zaten yoktu. Prens elindeki askerleri, Sason dağlarının Muş ovasına açılan daracık vadisine ustalıkla yerleştirdi. Vadinin sonundaki mağaralara ayrıca çok sayıda asker gizlenmişti.
Ermeni prensi, komutanları son kez topladı:
Selçuklular vadiye yarın girecekler. Birliklerin tümü vadiye girinceye kadar ses çıkarılmayacak. Vakti gelince dört bir yandan saldırıya geçilecek. Ben ortadaki tepenin üzerinde olacağım. Herkes benim işaretime bakacak. Tutsak yok. Düşman var. Bu pusudan kimsenin kurtulmasını istemiyorum. En iyi Selçuklu ölü Selçukludur.- Emredersiniz Prensim!
Komutanlar, prensin sözlerini sonuna kadar dinlediler. Prens, ayağa kalkarak haykırdı:
Herkes görev başına! Sizden tarihe geçecek kahramanlıklar bekliyorum. İsa Mesih hepimizi korusun!- Amen!
Geceyi Sason dağlarının eteklerinde, açıkta geçiren Selçuklu birliği, erkenden yola koyuldu. Karşı taraf bu yürüyüşü adım adım takip ediyordu. Dinar Bey, izlendiklerinin farkındaydı. Ermeni prensin gözcüleri de en küçük bilgiyi prense aktarmaktan geri kalmıyordu. Gece ilerleyince ayaz çıktı. Geçitle Selçuklu askerleri arasındaki mesafe 700-800 metreydi. Prens, bir daha eline böyle bir fırsatın geçmeyeceğini biliyordu. Meydan savaşı yapmaktansa böyle bir pusu ile Selçukludan geriye hiçbir canlının kalmayacağı bir sonuca ulaşmak istiyordu.
Gün ağarınca Dinar Bey’in öncülerinden yolun geçişe uygun olduğu haberi geldi. Selçuklu askerleri, iki dağın arasında gittikçe daralan açıklığı geçince vadiye girdiler. Vadinin iki tarafı sık meşe ormanıyla kaplıydı. Bir gün önce yağan yağmurun oluşturduğu sel suları, arazide derin yarıklar açmıştı. Askerler üşümüş, elleri koyunlarında atların dizginlerini kollarına geçirmiş olarak zorlukla ilerliyorlardı.
Yorgunluk, olumsuz hava şartları, yiyecek kıtlığı Dinar Bey’in askerlerinde bezginlik yaratmıştı. Yağmur ve kardan kıyafetleri ıslanmış, zırhları küflenmişti. Aşırı soğuktan kulakları, burun uçları, ayakları donanlar vardı. Bu durum Dinar Bey’i endişelendiriyordu.
Dinar Bey’in askerleri vadiye dolunca ellerindeki tutsaklar, birden çil yavrusu gibi dağıldılar. Dinar Bey, yakınındaki komutanlarına haykırdı:
- Ne oluyor? Bunlar neden bayırlara doğru kaçışıyorlar?
- Hemen bakıyoruz Bey’im!
Birkaç komutan bilgi edinmek için yerlerinden ayrıldılar. O sırada ordunun son bölümü de vadiye giriyordu. Önceden koyun postlarına bürünmüş olan düşman askerleri, saklandıkları yerden çıkarak saldırdılar. Dinar Bey’in askerlerinin dağınıklığından yararlanan tutsaklar, karşı tarafa kaçıştılar.
Dinar Bey, davullar ve boruların çalınmasını emretti. Askerleri çevresinde toplamaya çalıştı. Dağılan askerleri toparlayamadı. Geriye doğru çekilmek isterken etraflarının çevrildiğini fark edince pusuya düşürüldüklerini anladı. Sayıca kat kat üstün olan düşmanla göğüs göğüse çarpışmaya başladılar. Askerler, rütbelerin en yücesi olan şehitliğe erişmek için Allah Allah! nidalarıyla düşmanlarına saldırdılar.
Dinar Bey:
- Bizimle erkekçe savaşmaya cesaret edemediler. Kancıkça pusu kurdular.
Bu sırada bir grup düşman askerinin üzerlerine saldırdığını gördü. Komutanına tedbir alınması için seslendi. Dilmaçoğlu’nun çabaları yeterli olmadı. Dinar Bey, etrafını saran düşman askerlerini birer birer deviriyor, attığı naralarla düşmana korku salıyordu. Kahramanca çarpışarak kendi askerlerine moral veriyordu. Yaralanıp atından düşen gazilerin, şahadet şerbetini içen kahraman askerlerin atları, sahiplerinin başından asla ayrılmıyor, hüzünlü bir biçimde öylece bekliyorlardı. Kâfire inip kalkan kılıç şakırtıları, mızrak, ok, kalkan sesleri göğe yükseliyordu. Aslan kükremeleri düşman yüreğini titretiyor, alperenlerin kartal pençelerini andıran elleri düşman boğazlıyordu.
Çarpışma öğle sonuna kadar devam etti. Dilmaçoğlu’nun aldığı tüm tedbirlere rağmen Dinar Bey şehit oldu. Hem de kahramanca…
Karanlık bastırıncaya kadar ölüm vadisinde çarpıştılar. Nihayet pusudan kurtuldular. Kuytu bir yere gelince ateş yaktılar. Hayli asker kaybetmişlerdi. Sabah olunca toparlandılar. Önce Ahlat’a oradan da Azerbaycan’a gitmek üzere yola koyuldular. Kavurucu ve yok edici soğuk, düşmanın işine yaramış, şehit kanları karların üzerine saçılmıştı.
Bölgedeki yerel Bizans kale kumandanları ve Ermeni prensinin ordusu tarafından Solhan ile Muş arasında, Sason Dağı eteklerinde pusuya düşürüldüler. Şiddetli çarpışmalar oldu. Emir Dinar ve askerleri, düşmana büyük zayiat verdirdiler. Ancak, yenilgiden kurtulamadılar. Bu üç bin Selçuklu akıncısının pek azı yaralı olarak pusudan kurtuldu. Ahlat’a ulaşanlar başlarına gelenleri oradakilere anlattılar. Kurtulanlar dışında, Emir Dinar ve emrindeki akıncıların tamamına yakını kurulan bu pusu ile şahadet şerbetini içmişlerdi.
Ahmet Şentürk’ün kaleme aldığı “ Pusu ” adlı romanda yalnızca birkaç tarih kitabının satır aralarına sıkışıp kalmış, dokuz yüz elli yıl önce yaşanan bu elim olay işlenmiştir. Anadolu’nun bu millete vatan oluşunda kin, kan, ihanet ve kahramanlıklarla dolu buna benzer nice savaşlar yapılmıştır. Yeni kuşaklarımızın bize yeni bir vatan kazandırmak uğrunda bu topraklarda alçakça pusuya düşürülerek şehit edilen üç bin askerimizi unutmaması ve daima kalplerinde yaşatması temennimizdir. Bu vesile ile tarih boyunca vatan, bayrak ve millet uğrunda çarpışarak canlarını veren tüm şehitlerimize Fatihalarla yüce Allah’tan rahmet diliyoruz. Malatya’yı dokuzyüzelli yıl önce emrindeki kahraman savaşçılarla fetheden Emir Dinarın hatırası, yeni doğan çocuklarımıza adı verilerek yaşatılmaktadır.