Gündüzbey Pınarbaşı, gönüllere dolan, cana can katan, sinirleri yatıştıran, hazinesi bol, akışı çağlayanlı ak köpüklü Derme suyunun başıdır. Çağlar boyu gece demez, gündüz demez hiç yorulmadan akar durur. Etrafındaki dağlar, yamaçlarındaki bağlar, el ele vermiş burayı gezip görmeye, bilip öğrenmeye gelenlere doğadan güzellikler sunmak için aralarında anlaşmışlar.
Doyamazsınız suyunun tadına, dalarsın akışındaki ihtişamına. Sessiz sakin duran, kekik, kenger kokan rüzgârı vardır. Gözü gönlü tabiat güzelliğine susayanlar, onu görünce kendilerini bir kuş kadar hafif ve zinde hissederler. Yorgun gelen dinç gider. Söğüt ağaçlarının gölgelediği kaynağın başına giderken yakın bahçelerden topladığın meyveleri, kavunu, karpuzu suya atmanla kısa zamanda soğuktan parçalandığını görmen bir olur.
Eğer Pınarbaşı’na daha önce hiç uğramamışsanız yazık… Yüce yaratıcının buraya verdiği doyumsuz güzellikten şimdiye kadar mahrum kaldığınız için kendinizce hayıflanırsınız. Ne edip eyleyip yolunuzu mutlaka bu suyun gözesine düşürmelisiniz.
Kimseyi üzmez, bozmaz. Neşe verir, neşe alır. Dosta kut, kardeşe mut, düşmana korku salar. Aradığını bulur. Bulut olup ağarır, yağmur için kararır. Hakk’ın emrine uyar. Sevineni, güleni, ağlayanı duyar. Ya medet! Ağzı dili kuruyanın imdadına yetişir.
Hazreti İsa, dinini yaymak için çıkmış yola. İnananlarıyla diyar diyar dolaşmış. Dağlar, tepeler, göller, şehirler aşmış. Gele gele buraya ulaşmış. Yol yorgunluğu, isteksizlik, halsizlik başlamış hepsinde. Susuzluktan dudakları çatlamış. Herkes bitap düşmüş. Hz İsa ile gelen müritleri kendi aralarında halimizi anlatalım derdimize bir çare bulsun demişler. Kurtarsın bizi bu sıkıntıdan, kazanalım eski güvenimizi, güçlü imanımızı. Yeniden gönlümüzde güller açsın.
Sözcü seçmişler içlerinden ağzı laf yapan özü sözü bir olanı. Selam verip çıkmış İsa’nın huzuruna:
-Ey Tanrının elçisi, muhtacız size, şefaat eyle bize. Yorgun değiliz, aç değiliz. Sana inandık birlikte buralara geldik. Sohbetlerinde bize dedin ki:
Her ağaç kendi meyvesinden bilinir dedin, İnandık. Senin elin herkese karşı ise, herkesin eli de sana karşı olur dedin, kandık. Tanrı korkusu bilgilerin başlangıcı diye emrettin dinledik sana mürit olduk. Ne zenginlik ne fakirlik isteyen biçimindeki fetvanı beğendik. Para, mal mülk sevgisi bütün kötülüklerin başıdır dedin, bu yoldaki ihtirasımızı yendik. Rüzgâr eken, fırtına biçer, mademki iyi ad her şeyden değerli. Mademki ihtirasının adı zengin olmak, öyle ise sen bize sen yardım et! Çok susadık, gözyaşlarımız da dilimiz gibi kuru. Merhamet et lütufta bulun kalbin dolsun yardım nuru. İçecek su bul, ölümden kurtar bizleri, haber ilet kurda kuşa, emir ver dağa taşa, ısmarla bulutlara birer damla olsun su getirsin. Son bulsun artık bu halimiz, kalmadı mecalimiz demiş.
İsa, bu sözcünün niyazları karşısında çok üzülmüş. Elindeki asayı saplayarak toprağa, atmış içten gelen bir nara… Yalvarmış sonunda Tanrıya şöyle:
-Ulu Tanrım, çağrına uydum, sana bel bağladım. İsteğimi kabul et. Su çıkar, şu asamı sapladığım yerden… Yok mu yüce Tanrının hazinesinde. Rabbi acımış resulüne, fayda vermiş bu yakarış. Yer yerinden oynamış su fışkırmış dereler dolusu yerden. Kana kana içmiş müritler de kurt kuş da. Artan yol bulup akmış çağlayan olmuş. Çağlamış köpürerek akmış, akmış Gündüzbey’e ulaşmış. O Yürümüş, dağ yürümüş, ova yürümüş. Irmak koşmuş. Ağaç, yaprak, çiçek coşmuş. Arılar bala, ağaçlar meyveye durmuş.
Kayaların içinden gümbür gümbür su gelince müritler bir araya gelip bir ayazma yapmışlar. İbadet için de bir yer gerek. Yapılmış bir kilise yine bu suyun başına, yazılmış şu isim işlemeli kapı taşına: Der-i Mesih.
Bu geçmişin hatıralarını anlatırlar yamaçlar, eteğindeki bu kiliseden kalma olduğunu gösteren mozaiklerden kalan örnekler, meraklı tarih sevenler bunu böyle söylemektedir.
Bu kaynak başına gelenler serinler. Tefekkür ederler inanışları gider derinlere. Belki kolay söylensin, belki kökü şimdiki halkının diliyle benzeşsin diye: Der-i Mesih denmiş. Şimdi olmuş Derme Suyu… Derme Suyu her engeli aşa aşa, yatağından taşa taşa Gündüzbey’e ulaşır. Kıvrım kıvrım akar yüzyıllardır. Bu su şimdi yeni bir kanal ile şehre iner. Derme Suyu, bu uzun yolculuktan sonra kavuşur Fırat’a hasreti biter.
Vaktiyle Mesih’in evi dedikleri ayazma varken Pınarbaşı bütün Hıristiyanların diğer kutsal yerleri gibi hem bir ziyaretgâh hem de bir mesire yeri olmuş. Zaman zaman panayıra dönmüş. Hatta uzak diyarlardan İsa kulları bile burayı ziyaret etmişler. Burada kalarak adaklarını yerine getirmişler. Günümüzde buna turizm diyoruz. Bu kilisenin yakın zamanlara kadar yerinde durduğunu söylerler.
İzmir Efes’te Meryem Ana’nın evi bulununca orası turizmin gözdesi haline geldi. Pınarbaşı’nda kilisenin hiç olmazsa kapısı ayakta kalmış olsaydı binlerce Hıristiyan Der-i Mesih diye Gündüzbey’i ziyaret edip hacı olacaklardı. Kısacası Malatya’nın turizm haritasında Gündüzbey Pınarbaşı büyük bir işarettir.