Hititler Dönemi Arslantepe’de Kralın Sarayı…
Saray içinde her zamankinden daha farklı bir koşuşturmadır gidiyormuş. Kralın kızı öyle bir hastalığa tutulmuş ki, hizmetçiler, hekimler etrafında pervane olmuşlar ama bir çare bulamamışlar. Öyle bir hastalık ki güzeller güzeli genç kız yatağında bir o yana, bir bu yana kıvranmaktaymış. Annesi, yatağın başında elinden hiçbir şey gelmez vaziyette, gözünün önünde ciğerparesi kızının böyle acı çekmesine dayanamaz olmuş. Soluğu kralın yanında almış.
Kralım! Sen ki dünyaya hükmediyorsun. Her şeye kadirsin. Ama kızın gözümüzün önünde eriyip gidiyor sen hiçbir şey yapmıyorsun! Haksızlık etme kraliçem! Arslantepe’de başvurmadığımız, başına getirmediğimiz hekim mi kaldı? Çare olamadılar. Ben üzülmüyor muyum sanki? Muhakkak bir çaresi olmalı. Daha uzaklara haber et, vardır bir keramet sahibi. Bul getir! Kralsın gücün yeter!Kral eşine hak vermiş. Bunun bir çaresi bu hastalığın bir dermanı olmalı. Dört bir yana ulaklar göndermiş. Arasınlar tarasınlar bu hastalığın ilacını bulsunlar diye... Bu arada saray hekimleri, kızın böbreklerinden rahatsız olduğu kanaatine varmışlar. Ağrılarını biraz da olsa dindirmek için ilaçlar hazırlamışlar. Ama nafile… Genç kız ilaçların tesiri geçtikten sonra yine acı içinde kıvranmaya devam etmiş.
Saraydan ulakların ayrılmalarının üzerinden birkaç gün geçmiş ki akşamüzeri kan ter içinde ulaklardan biri saraya dönmüş.
- Nöbetçiler, hemen kralımla görüşmek isterim!
- Bu saatte nasıl rahatsız edelim?
- Çok önemli Prensesimizin hastalığına deva olacak birini buldum. Hemen haber vermeliyim!
Az sonra ulak kralın karşısına çıkarılmıştı.
Ne haberle geldin ulak! Kralım galiba prensesimize deva olacak kişiyi buldum. De hele! Meraktan öldürme insanı. Kimse hemen alıp getirelim. Efendim, buradan bir günlük uzakta dağların yamacında Bakırsu diye bir yere vardım. Baktım ki her tarafta çadırlar kurulmuş. Çadırların ortasında bir şifacının çadırı var. Bu kurulan çadırlarda konaklayanların hepsi ondan şifa bulmak için gelmişler. Gelenlerin çoğu da şifa bulmuş. Diyorum ki prensesimizi oraya götürsek. Hımmm… Neden şifacının ayağına gidiyoruz. Onu buraya getirelim. Onu da sordum. Şifacı “Her gün gelen hastalarımı ortada bırakıp saraya gelemem. Onların bana ihtiyacı var.” dedi. Demek öyle? Haksız da sayılmaz. İnsanlara şifa dağıtan, insanların en hayırlısıdır. Çekilebilirsin ulak. Emeğine sağlık. Eğer kızım şifa bulursa dile benden ne dilersen. Sağlığınızı dilerimKral, vardır bunda bir hikmet diye eşi ve kızı ile konuşur. “Hemen oraya gidelim” derler.
Sabah olduğunda Kraliçe ve kızına, tek atın çektiği büyük iki tekerlekli arabanın orta yerine hastayı rahatsız etmeyecek döşek hazırlanır. Atın çektiği bu araba, bakıcıları ve muhafızlarıyla birlikte Bakırsu’ya doğru ulağın öncülüğünde yola çıkar. Akşam olmadan ulak onları Bakırsu’ya ulaştırır. Kraliçeyi vakit kaybetmeden hemen şifacının çadırına götürürler.
Hoş geldiniz Kraliçem! Hoş bulduk şifacı! Kızım çok rahatsız. Saray hekimleri böbreklerinden rahatsız olduğuna kanaat getirdiler. Fakat ilacını bulamadılar. Derman olasın. İlacı bizden dermanı ilahi güçlerden kraliçem! Sizin gibi birçok hasta insan gelir. Şifa bulup giderler. Şimdi sizde müsait bir alana çadırınızı kurun. Sonra ben de prensesimizi muayene edeyim.Hemen kraliçenin çadırı kurulmuş. Sonra şifacı çadıra davet edilmiş. Kralın kızını muayene ettikten sonra hastalığını tespit etmiş.
Prensesimiz, hekimlerinizin söylediği gibi böbreklerinden rahatsız. Zaman içinde taş bağlamış. O da dayanılmaz acılar veriyor. Şifası nedir? Ağrılarını dindirmek için ilaç hazırlayacağım. Burada en az on beş gün kalacak ve rengini bakıra benzeyen kayadan akan sudan her gün içebildiği kadar içecek. Bu su sıradan bir su değil. İçen insanın bağırsaklarının ve böbreklerinin hızlı çalışmasını sağlıyor. Hacet yoluna sık çıkarak böbreklerdeki kum ve taşları idrar yoluyla dışarıya atmasına vesile oluyor. Yani kızım iyileşecek diyorsun şifacı? Evet kraliçem! Gönlünüz rahat olsun. Tabii bu arada yine acılar duyacak. Onu da teskin eden ilaçlarla acısını dindireceğim. Hay ömrüne bereket! Kızım bu hastalıktan kurtulsun dile benden ne dilersen.Kraliçenin ve kızının yüzü gülmüş. En azından bir ümitleri, tutunacakları dalları olmuş.
Sabah erkenden Bakırsu’yun başına gitmişler. Prenses, içebildiği kadar sudan içmiş. Sonra suyun başında ağaçların gölgesinde istirahat etmişler. Biraz sonra prenses, yine Bakırsu’dan içmiş. Öyle ki susamasa bile bakraca doldurduğu suyu içmeye devam etmiş. O arada şifacının hazırladığı ilacı kullanmış.
Birkaç saat geçmemiş ki prenses utanarak, “Anne ayakyoluna çıkmam lâzım.”demiş. Hemen hacetini göreceği yere götürmüşler. Bu gidiş geliş gün içinde su içtikçe fazlalaşmış. Kraliçe şifacıya sormuş:
Kızımda bu haller olmaya başladı. Bu normal mi? Tabi kraliçem! Tasa etmeyin bu kaçınılmaz bir durum. Kızımızın iyileştiğini gösteriyor.
Sayılı gün çabuk geçer. Aradan on beş gün geçmiş. Prensesin ağrıları kesilmiş. Kraliçe buna inanamamış. Tamamen iyileşsin diye birkaç gün daha kalmışlar. Artık prensesin yüzü eskisi gibi gülmeye başlamış. Acılarından eser kalmamış. Ağrılarından tümüyle kurtulmuş.
Şifacı! Sana nasıl borcumuzu ödesek. Gözümün nuru kızımın ağrılarını dindirdin, ona şifa oldun! Ben sadece vesile oldum kraliçem. Esas kızınızı iyi eden, şifa olan Bakırsu’dur. Bu suyu buraya bağışlayan ilahi güçlere dua etmeliyiz. Ama senin payın da büyük. Ulak sana rast gelmeseydi belki de kızım elimizden kayıp gidecekti. Sana minnettarız. Dile benden ne dilersen. Sadece sağlığınızı dilerim. Bizim altınla gümüşle işimiz olmaz. Boşuna bana “Şifacı” dememişler. Demek ki benden şifa görmüşler. Yine de bir ihtiyacını giderelim, bizi borçlu koyma! Belki durumu müsait olmayan, bakıma muhtaç hastalarımıza iaşe sağlayabilirsiniz kraliçem. Benden yana hakkım helal olsun. Ne gönlü büyük insanmışsın şifacı. Biz önce neden kralın emrini dinlemedi, saraya gelmedi diye günahınıza girmişiz. Hata ettiğimizi şimdi daha iyi anladım. Saraya döndükten sonra hastalarımızın ihtiyaçlarını giderecek iaşeyi sağlayıp göndereceğim. Kralıma saygılarımı iletiniz kraliçem! Gün olur belki saray kapısını çalarım, kısmet!Kraliçe ve heyeti hastalıktan kurtulmanın sevinci ile Arslantepe Sarayı’na dönerler. Kral kızının iyileşmesinden son derece mutlu olur. Hemen şenliklerin kurulmasını emreder. Şenlikler günlerce sürer. Bir kafile ile şifacının hastalarına iaşe gönderilir.
Kral, Şifacıya bir mektup yazar:
“Ne zaman dilerseniz sarayın hekimbaşı olarak sizi Arslantepe’de görmeyi arzularız” diyerek onu saraya davet eder.