İspendere / Bakırsu

Kemal DENİZ

31-10-2024 11:21

Hititler Dönemi Arslantepe’de Kralın Sarayı…

Saray içinde her zamankinden daha farklı bir koşuşturmadır gidiyormuş. Kralın kızı öyle bir hastalığa tutulmuş ki, hizmetçiler, hekimler etrafında pervane olmuşlar ama bir çare bulamamışlar. Öyle bir hastalık ki güzeller güzeli genç kız yatağında bir o yana, bir bu yana kıvranmaktaymış. Annesi, yatağın başında elinden hiçbir şey gelmez vaziyette, gözünün önünde ciğerparesi kızının böyle acı çekmesine dayanamaz olmuş. Soluğu kralın yanında almış.

Kralım! Sen ki dünyaya hükmediyorsun. Her şeye kadirsin. Ama kızın gözümüzün önünde eriyip gidiyor sen hiçbir şey yapmıyorsun! Haksızlık etme kraliçem! Arslantepe’de başvurmadığımız, başına getirmediğimiz hekim mi kaldı? Çare olamadılar. Ben üzülmüyor muyum sanki? Muhakkak bir çaresi olmalı. Daha uzaklara haber et, vardır bir keramet sahibi. Bul getir! Kralsın gücün yeter!

Kral eşine hak vermiş. Bunun bir çaresi bu hastalığın bir dermanı olmalı. Dört bir yana ulaklar göndermiş. Arasınlar tarasınlar bu hastalığın ilacını bulsunlar diye... Bu arada saray hekimleri, kızın böbreklerinden rahatsız olduğu kanaatine varmışlar. Ağrılarını biraz da olsa dindirmek için ilaçlar hazırlamışlar. Ama nafile… Genç kız ilaçların tesiri geçtikten sonra yine acı içinde kıvranmaya devam etmiş.

Saraydan ulakların ayrılmalarının üzerinden birkaç gün geçmiş ki akşamüzeri kan ter içinde ulaklardan biri saraya dönmüş.

- Nöbetçiler, hemen kralımla görüşmek isterim!

- Bu saatte nasıl rahatsız edelim?

- Çok önemli Prensesimizin hastalığına deva olacak birini buldum. Hemen haber vermeliyim!

Az sonra ulak kralın karşısına çıkarılmıştı.

Ne haberle geldin ulak! Kralım galiba prensesimize deva olacak kişiyi buldum. De hele! Meraktan öldürme insanı. Kimse hemen alıp getirelim. Efendim, buradan bir günlük uzakta dağların yamacında Bakırsu diye bir yere vardım. Baktım ki her tarafta çadırlar kurulmuş. Çadırların ortasında bir şifacının çadırı var. Bu kurulan çadırlarda konaklayanların hepsi ondan şifa bulmak için gelmişler. Gelenlerin çoğu da şifa bulmuş. Diyorum ki prensesimizi oraya götürsek. Hımmm… Neden şifacının ayağına gidiyoruz. Onu buraya getirelim. Onu da sordum. Şifacı “Her gün gelen hastalarımı ortada bırakıp saraya gelemem. Onların bana ihtiyacı var.” dedi. Demek öyle? Haksız da sayılmaz. İnsanlara şifa dağıtan, insanların en hayırlısıdır. Çekilebilirsin ulak. Emeğine sağlık. Eğer kızım şifa bulursa dile benden ne dilersen. Sağlığınızı dilerim

Kral, vardır bunda bir hikmet diye eşi ve kızı ile konuşur. “Hemen oraya gidelim” derler.

Sabah olduğunda Kraliçe ve kızına, tek atın çektiği büyük iki tekerlekli arabanın orta yerine hastayı rahatsız etmeyecek döşek hazırlanır. Atın çektiği bu araba, bakıcıları ve muhafızlarıyla birlikte Bakırsu’ya doğru ulağın öncülüğünde yola çıkar. Akşam olmadan ulak onları Bakırsu’ya ulaştırır. Kraliçeyi vakit kaybetmeden hemen şifacının çadırına götürürler.

Hoş geldiniz Kraliçem! Hoş bulduk şifacı! Kızım çok rahatsız. Saray hekimleri böbreklerinden rahatsız olduğuna kanaat getirdiler. Fakat ilacını bulamadılar. Derman olasın. İlacı bizden dermanı ilahi güçlerden kraliçem! Sizin gibi birçok hasta insan gelir. Şifa bulup giderler. Şimdi sizde müsait bir alana çadırınızı kurun. Sonra ben de prensesimizi muayene edeyim.

Hemen kraliçenin çadırı kurulmuş. Sonra şifacı çadıra davet edilmiş. Kralın kızını muayene ettikten sonra hastalığını tespit etmiş.

Prensesimiz, hekimlerinizin söylediği gibi böbreklerinden rahatsız. Zaman içinde taş bağlamış. O da dayanılmaz acılar veriyor. Şifası nedir? Ağrılarını dindirmek için ilaç hazırlayacağım. Burada en az on beş gün kalacak ve rengini bakıra benzeyen kayadan akan sudan her gün içebildiği kadar içecek. Bu su sıradan bir su değil. İçen insanın bağırsaklarının ve böbreklerinin hızlı çalışmasını sağlıyor. Hacet yoluna sık çıkarak böbreklerdeki kum ve taşları idrar yoluyla dışarıya atmasına vesile oluyor. Yani kızım iyileşecek diyorsun şifacı? Evet kraliçem! Gönlünüz rahat olsun. Tabii bu arada yine acılar duyacak. Onu da teskin eden ilaçlarla acısını dindireceğim. Hay ömrüne bereket! Kızım bu hastalıktan kurtulsun dile benden ne dilersen.

Kraliçenin ve kızının yüzü gülmüş. En azından bir ümitleri, tutunacakları dalları olmuş.

Sabah erkenden Bakırsu’yun başına gitmişler. Prenses, içebildiği kadar sudan içmiş. Sonra suyun başında ağaçların gölgesinde istirahat etmişler. Biraz sonra prenses, yine Bakırsu’dan içmiş. Öyle ki susamasa bile bakraca doldurduğu suyu içmeye devam etmiş. O arada şifacının hazırladığı ilacı kullanmış.

Birkaç saat geçmemiş ki prenses utanarak, “Anne ayakyoluna çıkmam lâzım.”demiş. Hemen hacetini göreceği yere götürmüşler. Bu gidiş geliş gün içinde su içtikçe fazlalaşmış. Kraliçe şifacıya sormuş:

Kızımda bu haller olmaya başladı. Bu normal mi? Tabi kraliçem! Tasa etmeyin bu kaçınılmaz bir durum. Kızımızın iyileştiğini gösteriyor.

 

Sayılı gün çabuk geçer. Aradan on beş gün geçmiş. Prensesin ağrıları kesilmiş.  Kraliçe buna inanamamış. Tamamen iyileşsin diye birkaç gün daha kalmışlar. Artık prensesin yüzü eskisi gibi gülmeye başlamış. Acılarından eser kalmamış. Ağrılarından tümüyle kurtulmuş.

Şifacı! Sana nasıl borcumuzu ödesek. Gözümün nuru kızımın ağrılarını dindirdin, ona şifa oldun! Ben sadece vesile oldum kraliçem. Esas kızınızı iyi eden, şifa olan Bakırsu’dur. Bu suyu buraya bağışlayan ilahi güçlere dua etmeliyiz. Ama senin payın da büyük. Ulak sana rast gelmeseydi belki de kızım elimizden kayıp gidecekti. Sana minnettarız. Dile benden ne dilersen. Sadece sağlığınızı dilerim. Bizim altınla gümüşle işimiz olmaz. Boşuna bana “Şifacı” dememişler. Demek ki benden şifa görmüşler. Yine de bir ihtiyacını giderelim, bizi borçlu koyma! Belki durumu müsait olmayan, bakıma muhtaç hastalarımıza iaşe sağlayabilirsiniz kraliçem. Benden yana hakkım helal olsun. Ne gönlü büyük insanmışsın şifacı. Biz önce neden kralın emrini dinlemedi, saraya gelmedi diye günahınıza girmişiz. Hata ettiğimizi şimdi daha iyi anladım. Saraya döndükten sonra hastalarımızın ihtiyaçlarını giderecek iaşeyi sağlayıp göndereceğim. Kralıma saygılarımı iletiniz kraliçem! Gün olur belki saray kapısını çalarım, kısmet!

Kraliçe ve heyeti hastalıktan kurtulmanın sevinci ile Arslantepe Sarayı’na dönerler. Kral kızının iyileşmesinden son derece mutlu olur. Hemen şenliklerin kurulmasını emreder. Şenlikler günlerce sürer. Bir kafile ile şifacının hastalarına iaşe gönderilir.

Kral, Şifacıya bir mektup yazar:

“Ne zaman dilerseniz sarayın hekimbaşı olarak sizi Arslantepe’de görmeyi arzularız” diyerek onu saraya davet eder.

DİĞER YAZILARI Garip Kanarya 01-01-1970 03:00 DEPREM SONRASI MALATYA BASINI-3 01-01-1970 03:00 DEPREM SONRASI MALATYA BASINI-2 01-01-1970 03:00 DEPREM SONRASI MALATYA BASINI-1 01-01-1970 03:00 ŞİİR VE ÖNEMİ 01-01-1970 03:00 Ailemiz Bu Toplumun Temelidir 01-01-1970 03:00 GÜZEL TÜRKÇEMİZ 01-01-1970 03:00 DEĞİŞEN MALATYAMIZIN DEĞİŞMEYEN YAŞAM KÜLTÜRÜ 01-01-1970 03:00 AĞITLAR 01-01-1970 03:00 GÖNÜL TELLERİ 01-01-1970 03:00 DAİMA ŞİMDİKİ ZAMAN 01-01-1970 03:00 SÜNNET (2) 01-01-1970 03:00 SÜNNET 01-01-1970 03:00 “Şiirin beni, bizi anlatmasını isterim” 01-01-1970 03:00 DENİZ'İN COŞKUSU 01-01-1970 03:00 BİR'İ SEVMEK ÇOĞU SEVMEKTİR 01-01-1970 03:00 IŞIK KOKUSU 01-01-1970 03:00 MALATYA HALK OYUNLARI 01-01-1970 03:00 MALATYA HALK OYUNLARI (1) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (5) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (4) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (3) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (2) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (1) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA BİR KIŞ YARISI TÖRENİ: HAYADANA ÇIKMAK (2) 01-01-1970 03:00 Malatya’da Bir Kış Yarısı Töreni: Hayadana Çıkmak (1) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA BAKIRCILIK MESLEĞİ (2) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA BAKIRCILIK MESLEĞİ (1) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA CİRİT 01-01-1970 03:00 Yılanlar ve İnsanlar 01-01-1970 03:00 Yılanlar ve İnsanlar (1) 01-01-1970 03:00 Seyyid Battal Gazi (2) 01-01-1970 03:00 Seyyid Battal Gazi (1) 01-01-1970 03:00 Abdulvahap Gazi (2) 01-01-1970 03:00 Şiro Çayı - Sülük Gölü (2) 01-01-1970 03:00 Şiro Çayı - Sülük Gölü (1) 01-01-1970 03:00 Efsane Atlar (3) 01-01-1970 03:00 Efsane Atlar (2) 01-01-1970 03:00 Efsane Atlar (1) 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kutlu Pınarları 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kutlu Pınarları (1) 01-01-1970 03:00 Kubbe Dağı ve Puluşağı (2) 01-01-1970 03:00 Kubbe Dağı ve Puluşağı (1) 01-01-1970 03:00 Emiroğlu Konağı ve 1071 Tarih Parkı 01-01-1970 03:00 ABDURRAHMAN-I ERZİNCANİ EFSANESİ 01-01-1970 03:00 Kuruçay(1) 01-01-1970 03:00 Göldağı ve Şah İsmail (2) 01-01-1970 03:00 Göldağı ve Şah İsmail (1) 01-01-1970 03:00 Tohma 01-01-1970 03:00 Eşe-Fatma Taşı ve Uğur Böceği 01-01-1970 03:00 Sarıkız 01-01-1970 03:00 Çift Başlı Kartal 01-01-1970 03:00 Ballıkaya 01-01-1970 03:00 Arslantepe - Melid 01-01-1970 03:00 Taş Han ve Hekimhan’ın Kuruluşu 01-01-1970 03:00 Fatmacık Kayası 01-01-1970 03:00 Oğuz Yıldızı 01-01-1970 03:00 Kubbe Dağı ve Sevserek Han 01-01-1970 03:00 Ayranca Dağı 01-01-1970 03:00 Leylek Dağı ve Leylek Baba 01-01-1970 03:00 Kırk Kardeşler Efsanesi 01-01-1970 03:00 Pusu 01-01-1970 03:00 Orduzu Kayja 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Avlulu Evleri 01-01-1970 03:00 Koca Vaiz 01-01-1970 03:00 Süt Pınarı Efsanesi 01-01-1970 03:00 Mercimek Hatun 01-01-1970 03:00 Cennet Meyvesi Kayısı 01-01-1970 03:00 Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kuruluşu ve Adı 01-01-1970 03:00 Atmalı Kalesi ve Altın Beşik 01-01-1970 03:00 DEMİRCİ YUSUF USTA 01-01-1970 03:00 SULTANSUYU HARASI 01-01-1970 03:00 Yeşilyurt Tekstil Müzesi 01-01-1970 03:00 KAHVE KONAĞI 01-01-1970 03:00 Ballık Deresi 01-01-1970 03:00 ÇOBAN GELİN VE YEŞİLYURT ÇOBAN MÜZESİ EFSANESi 01-01-1970 03:00 Gelin Yurdu / Düğün Yurdu 01-01-1970 03:00 Yel Köprü 01-01-1970 03:00 Abdulharap Gölü 01-01-1970 03:00 Pınarbaşı Derme 01-01-1970 03:00 Büyük Said Hoca (Âşık Sultan) 01-01-1970 03:00 Horasan Baba –Çoban Dede 01-01-1970 03:00 Fırat ile Dicle’nin Aşkı 01-01-1970 03:00 Beydağı ve Altın Saban 01-01-1970 03:00